Bizim bedenimiz, bizim emeğimiz! Savunmasız kalmayalım! – Mine Melek

Dünyayı dört bir köşesinden saran kriz ve kadınların bitmeyen itirazı öylesine korkutuyor ki, artık güç ve para sahibi büyük adamları, gözleri dönüyor ve büyük erkek kardeşliği kendi etrafında kadınlara karşı işlenen her tür insanlık suçunu affeden bir koruma çemberi örmeye çalışıyor

Büyük gündemlerin arasında akıp giden gündelik hayatın rutini karanlık bir örtü gibi örtüyor adım adım bedenimizin ve emeğimizin üstüne üstüne gelen saldırıları. Örneğin meclis açılır açılmaz gündeme gelen af yasası teklifi güya hiç mi hiç kapsamıyor kadın katillerini, tecavüzcüleri ve çocuk istismarcılarını! Fakat biliyoruz: “Kasten insan öldürme” suçlularını kapsamayan af, “taksirle” veya “bilinçli taksirle” (yani isteyerek değil özensizlik ve dikkatsizlik sonucu) insan öldürme suçlarını pekâlâ da kapsıyor ve özellikle yaralama sonucu gerçekleşen kadın cinayeti davalarında sıklıkla “bilinçli taksirle öldürme” suçundan ceza veriliyor. Geçtik öldürmeyi, hele ki “yaralama”, “basit yaralama”, “tehdit”, “şantaj”, “hakaret”… Bunların tamamı kadınlara karşı işlenen şiddet suçları için verilen cezalar ve tamamı da af yasası teklifi içinde yer alıyor. Kadına yönelik suçlarda cezasızlıksa elbette, kadınları şiddete mahkûm bir hayatın içine tıkılma seçeneksizliğiyle karşı karşıya bırakmayı amaçlıyor. 

Ama 6248 ve İstanbul Sözleşmesi mi dediniz? Aynı anda Yeni Akit gazetesi yaz aylarından bu yana süren bir kampanyayı sürdürerek sessiz ve derinden ağlarını örüyor: “6284 sayılı yasa erkekleri köşeye sıkıştırıyor!” Uzaklaştırma kararlarını kötüye kullanan kadınlar; koruma kararlarıyla düzeni bozulup çıkmaza girerek cinayet işlemeye zorlanan; mahkeme kararıyla uzaklaştırıldıkları için ne büyük acılar ve mağduriyetler yaşayan erkekler! Yeni Akit’in ağlarını ördüğü fantastik kadın düşmanlığı dünyasında hepsinden bolca var. Bunlar tıpkı sayın Trump’ın, yüksek mahkeme üyesi olarak senatoya zorla onaylattırdığı tecavüzcü yargıç Kavanaugh hakkında onlarca kadının cinsel saldırı suçlamasını püskürtürken sözünü ettiği türden acılar: “Bu suçlamaları hiç hak etmeyen bir adam. Çok güzel bir ailesi, eşi ve çocukları var. Bence suçlayanlar yargılanmalı.” Çünkü biliyoruz: Dünyayı dört bir köşesinden saran kriz ve kadınların bitmeyen itirazı öylesine korkutuyor ki, artık güç ve para sahibi büyük adamları, gözleri dönüyor ve büyük erkek kardeşliği kendi etrafında kadınlara karşı işlenen her tür insanlık suçunu affeden bir koruma çemberi örmeye çalışıyor. Zincirin parçalarında hepsi birbirinden azgın maço-faşo ağalar: Putin, Trump, Orban, adı lazım değil bey ve hepsine rahmet okutan bir Bolsonaro: Kısaca Ele Não!  

Trump Kavanaugh nezdinde #MeToo hareketinin “büyük beyaz adam üstünlüğünde” açtığı yaraları sarar da bizim Bolsonaro durur mu? Durmaz ki kendisi zaten hiç duramaz! 6284 sayılı yasa son altı yıldır altı oyula oyula kuşa çevrilmişken bile erkekleri hâlâ mağdur ediyorsa tez zamanda kaldırıla ve tüm kazanımlar geri alına! Tabii bu arada bir başka erkek mağduriyeti kaynağı daha var ki o da asla unutulmaya: Nafaka! Milletvekili Filiz Kerestecioğlu tane tane sormuş Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt hanıma: “Hükümetin nafaka düzenlemesini içeren Medeni Kanun’un 175. ve 176. maddelerinde değişiklik yapacağına dair haberler artmıştır, ne diyorsunuz?” diye. Soru önergesinin birçok önemli bölümü varsa da en önemli bölümü şurası olabilir: “Düzenlemeye ilişkin bir diğer konunun ise nafaka isteyenin kusur durumu hakkında olacağı bilinmektedir. Mevcut politik yaklaşım, boşanma komisyonu raporunda da görüleceği gibi kadınların boşanmak istemesini dahi kusur olarak görmekte iken nafaka ölçütlerinden birinin kusur kapsamını muğlaklaştırmak ve ahlaki ölçütlere bağlamak olması kadınlar açısından endişe vericidir. Aslolan özellikle kadınlar için evlilik boyunca ekonomik bağımsızlığını kurması önünde bir engel oluşup oluşmadığı, kadınların tüm bakım emeğini üstlenmek zorunda bırakılıp bırakılmadığı, işten ayrılmaya ya da çalışmamaya zorlanıp zorlanmadığı gibi konulardır.” Önerge anlamlı sorularla devam ediyor fakat Zehra Zümrüt hanım yaşlılar haftası, İslam Konferansı, diyanet, imam hatip ziyaretleri ve manasız sosyal sorumluluk trenleri uğurlama etkinliklerinden fırsat bulup elbette bunları yanıtlamıyor. Zaten yanıtlasa ne diyecek? 

Sadece Ankara İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin hazırladığı rapora göre günlük/haftalık ücretlendirmeyle asgari ücretin altında çalıştırılan kadınların istihdama katılım oranı %24. İŞKUR tarafından geçici, güvencesiz ve işçi statüsünde olmadan çalıştırılan 8312 kişinin 5713’ü kadın. “Bu istihdam biçimiyle devlet bir yandan İşsizlik Fonu’nda biriken parayı bir ‘yardım’ olarak kullanıyor, hem de belediye, okul gibi kamu alanlarında tüm haklarından yoksun geçici-güvencesiz istihdamın belkemiğine kadınları oturtuyor. Kadın işçiler, bizzat devlet eliyle, düşük ücretli, güvencesiz, sendikasız ve ömür boyu emekli olamayacakları bir işe mahkum ediliyor. Kadın işçilerin sağlıklarını doğrudan etkileyen ve daha ziyade kadın işçilerin maruz kaldığı risklerin başında işyerinde ayrımcılılık, cinsel taciz, mobbing ve şiddet geliyor.” Üstelik sanmayın ki bu sadece Ankara ve sadece “mavi yaka”. Gerçek işsizlik oranının %17; enflasyon oranının %24 ve her dört kadından birinin işsiz olduğu bir ülkede aynı koşullar nice “beyaz yaka” görünümlü kadını da aynı biçimde vuruyor. 

Kısacası zaman yalnız ve savunmasız kalma zamanı değil! Saldırıya uğrayan bizim bedenimiz, bizim emeğimiz. Savunmasız kalmayalım; camı biraz kıralım, biraz nefes alalım!