Samir Amin: “O zaman ben toplumu değiştireceğim” – Max Ajl

Samir Amin her ne kadar bu dünyadan göçtüyse de, ölen bir yıldız gibi arkasında parlak bir ışık izi bıraktı ve önümüzdeki belirli bir zaman için de bu iz varlığını koruyacak

12 Ağustos 2018’de hayata gözlerini yuman Mısırlı Marksist düşünür Samir Amin’in anılarında keyifli bir kısa hikaye vardır: Samir Amin, altı yaşında Port Said şehrinde ailesiyle birliktedir. Küçük Samir, sokakta çöpten bir şeyler çıkarıp yiyen bir çocuk görür. Annesine bu çocuğun neden böyle yaptığını sorar. Annesi “Çünkü toplumumuz kötü bir toplum” diye yanıtlar. Küçük Samir buna karşılık “O zaman ben toplumu değiştireceğim” der.

Samir Amin 1931 yılında Mısırlı bir baba ve Fransız bir annenin çocuğu olarak Mısır’da dünyaya geldi. Eğitimini Paris’te sürdürdü ve radikal yapısalcı ekonomist Francois Perroux dahil pek çok kişiyle çalıştı. 1957 yılında modernleşmeden marjinalizme kadar o zaman çokça rağbet gören kalkınma ve ekonomi kuramlarını ayrıntılı biçimde inceleyen bir tez yazdı. O dönemin bu konudaki geçerli sosyal bilimler kurgularının yerine (önce sömürge dünyası ardından ise çevre haline gelen ülkeleri kuşatmak, kösteklemek, yağmalamak ve büyümesini engellemek üzerine kurulu olan) özü itibariyle hiyerarşik ve küresel bir dünya-sisteminin var olduğunu savundu.

Amin daha sonra Üçüncü Dünya’nın halkçı hükümetlerinin planlama politikalarının ayrıntıları üzerine çaba harcadı. 1957-1960 arasında Mısır hükümeti ve 1960-1963 arasında Mali hükümeti ile çalıştı. 1963-1970 arasında Dakar’da, sömürge-sonrası Afrikalı teknik ataşelerin, bürokratların ve liderlerin hazırladığı kalkınma planları için eğitimler veren ve bir veri tabanı oluşturan ve Afrika ülkelerini bir araya getirmeyi amaçlayan bir kurum olan Afrika Ekonomik Kalkınma ve Planlama Enstitüsü’nde (IDEP) çalıştı. Samir Amin ardından IDEP’ten ayrıldı ve 1973’te Afrika, Latin Amerika ve Asya ülkeleri üzerine çalışan bir aydınlar ağı olan Üçüncü Dünya Forumu’nu kurdu. Bu Forum, sistem karşıtı kalkınmacı düşünceyi yaygınlaştıran bir entelektüel alan yaratmaya ve bu yöndeki araştırma programları için bir yapı kurmaya dönük çabalardan biriydi. Amir, o dönemden sonra bu üç kıtadaki radikal hareketlere dahil oldu ve onları destekledi.

Bağımlılık ve Kopma

Amin’in tarihsel sosyal bilimlere (ve devrimci kurama) katkıları çok geniş bir alana yayılacaktı. Sonradan “Dünya Ölçeğinde Birikim” adıyla yayımlanan şaheseri, onun doktora tezinin gözden geçirilmiş haliydi. Amin, uluslararası işbölümünü ve zenginliğin ve talebin coğrafi açıdan eşitsiz bölüşümünü sürdüren biçimde değerin Güney’den Kuzey’e aktığı mekanizmaların bir haritasını çıkardı. Samir Amin, merkez-çevre ayrımının herhangi bir teknik üretim modeline değil değer çıkarımı yoluyla eşitsiz kalkınma düzeylerine dayandığını ortaya koydu. Ağır sanayileşmenin kalkınma anlamına gelmediğini gösterdi. Amin bu çalışmasında, Leninci ve Luxemburgcu emperyalizm analizlerini ileriye taşıyan en yeni yaklaşımın habercisi ve kurucularından biriydi: Bağımlılık Kuramı.

Amin, bu kavrama dayanarak tamamen yeni bir kavram ileri sürdü: Kopma. Avrupa merkezci Marksistlerin ve modernleşme yanlılarının sonradan yanlış yorumlayacağı bir görüş olarak, Amin, Üçüncü Dünya toplumsal oluşumlarının küresel kapitalizme hizmet eden biçimde eklemlenmeleri halinde her zaman az gelişmiş olarak kalacaklarını iddia ediyordu. Samir Amin, bir ekonomik kendine yeterlilik belgesi kaleme almamıştı. Bunun yerine, ülkelerin kendi üretici sistemlerini bir halkçı değer yasasına göre ve halkın katılımı yoluyla geliştirmeleri gerektiğini söylüyordu. Ne kadar sanayinin olacağına, ne kadar tarımın yapılacağına ve her bir sektörde hangi tekniklerin kullanılacağına halk karar verecekti. Ülkeler bu yolla, kapitalist merkez tarafından dayatılan düzenlemeleri edilgen biçimde kabul eden çevre ekonomiler olmak yerine, dünya ticaret sistemi ile ilişkilerinin biçimine ve modeline kendileri karar vereceklerdi.

Güney’in Yükselişi

Bandung anı, Güney’in Yükselişi dönemi, bir tür siyasi demirlenme noktasıydı. Samir Amin her ne kadar sömürge-sonrası kalkınmacılığının sınırlarını ve kısıtlarını kendi çalışmalarından biliyorduysa da, gözlerinin önünde sömürgecilik belası sonrasında Üçüncü Dünya’nın bağımsızlığının ve onurunun yeniden kazanılmasına yönelik bir hareketin geliştiğinin de farkındaydı. Güney’in Yükselişi, Amin’in Avrupa’nın dünya kültüründeki merkeziliği mitolojisini yapısöküme uğrattığı ve Avrupa’nın üstünlüğü efsanesinin Avro-Amerikan kapitalizminin maddi arzularını nasıl meşrulaştırdığını teşhir ettiği “Avrupa-merkezcilik: Bir İdeolojinin Eleştirisi” kitabıyla entelektüel açıdan kökünü kazımayı amaçladığı şeyi siyasal olarak yıkmanın peşindeydi.

Samir Amin, Birinci Dünya’nın entelektüel fabrikalarında birbiri ardına moda olan düşüncelere, özellikle de emperyalizm kategorisinin SSCB’nin çöküşü sonrasında reddedilmesine hep kuşkuyla baktı. Hardt ve Negri’nin emperyalizmin yerine biçimsiz bir her yerdeki ve hiçbir yerdeki imparatorluk kavramını ve işçinin yerine “çokluk” kavramını geçirmeleri bunun bir örneğiydi. Amin, emperyalizmin eskisi gibi olmasa da canlı olduğunu ve emperyalizmin karnında ilkel birikimin bir biçim değiştirme sürecine girerek çevre ülkelerdeki işçileri en az eskisi kadar her yerde hazır ve nazır olan değer yasasının içine yerleştirmekte olduğunu gördü.

Arkasında parlak bir ışık izi bırakarak

Samir Amin’in doğduğu kıta üzerindeki etkisi muazzamdı. Dakar’da sürekli olarak Afrika’daki ve diğer yerlerdeki radikal ekonomistler ve solcu aydınlar ile temasta oldu. Amin, IDEP’in altyapısını, Dakar merkezli ilk kıtasal akademik birlik olan ve Afrika sosyal biliminin yeniden doğuşunun merkezi haline gelen CODESRIA’nın ilk zeminini kurmak için kullandı. Amin, Orta Doğu’da bağımsız kalkınma tartışmalarının köşe taşlarından biriydi ve çalışmaları Mağrip’te bağımlılık çalışmalarının temelini oluşturdu.

Samir Amin’in çalışmaları ve öngörüsü yaşlandıkça da canlılığını kaybetmedi. Amin, Dünya Sosyal Forumu sürecine bizzat katıldı. Artık 90’larına geldiği 2000’li ve 2010’lu yıllarda, dikkatini bu sefer tekelci kapitalizmin yol açtığı ekolojik yıkıma, tekelci kapitalizmin iklim krizini çözmekteki beceriksizliğine ve bir sosyalist alternatif ihtiyacına yöneltti. Amin, daha geniş bir sistem karşıtı projenin önemli bir parçası olarak gıda egemenliği sloganı etrafında şekillenen hareketleri kucakladı ve destekledi.

Samir Amin her ne kadar bu dünyadan göçtüyse de, ölen bir yıldız gibi arkasında parlak bir ışık izi bıraktı ve önümüzdeki belirli bir zaman için de bu iz varlığını koruyacak. Bizlere kalan ise bu izi takip etmek…

[Africa is a Counrty’deki İngilizce orijinalinden Soner Torlak tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]