ETHA çalışanlarının yargılandığı davada tahliye çıkmadı

ETHA editörü Semiha Şahin ve muhabiri Pınar Gayıp, SGDF üyesi Ferhat Harun Pehlivan ile Gülsen İmre İstanbul Adliyesi 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ilk kez hakim karşısına çıktı. ETHA çalışanları gazetecilik mesleğini savundu. Sonuçlanan duruşmada tahliye çıkmadı, duruşma 5 aralık 2018 tarihine ertelendi

Etkin Haber Ajansı (ETHA) editörü Semiha Şahin ve muhabiri Pınar Gayıp, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyesi Ferhat Harun Pehlivan ile Gülsen İmre İstanbul Adliyesi 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ilk kez hakim karşısında.

Kimlik tespitiyle başlayan duruşma ETHA muhabiri Pınar Gayıp’ın savunmasıyla devam etti. Savunmasına gazetecilik mesleğini tanımlayarak başlayan Gayıp, gazeteciliğin, egemenlerin iktidarlarını kurmak ve korumak için gizlemeye çalıştığı gerçeklerin izini sürmek ve açığa çıkarmak olduğunu belirtti. Gayıp, gazetecilerin görevinin bu gerçekleri ne pahasına olursa olsun halka ulaştırmak olduğunu kaydetti.

Katledilen gazeteciler anıldı

Musa Anter, Metin Göktepe, Hrant Dink şahsında katledilen gazetecileri anan Gayıp, iktidarın tutsaklıkla cezalandırmaya çalıştığı tutuklu meslektaşlarına da dayanışma mesajlarını iletti.

Gazetecilik faaliyetin ve ETHA’nın gözaltına alınmalarına ilişkin yaptığı haberin suç olarak gösterildiğini belirten Gayıp, “Semiha Şahin’in editörü benim de muhabiri olduğum Etkin Haber Ajansı’nın bizim haberimizi yapmasından, sahiplenmesinden daha doğal ne olabilir? Suç bunun neresinde?” diye sordu.

“Gerçeklerden kaçan gazeteci olur mu?”

“Gerçeklerden kaçan gazeteci olur mu?” diye soran Gayıp,  “İddianame de ‘suç’ olarak gösterilen ‘ETHA çalışanı kimliği’ benim için bir onurdur. Her gün çocukların, kadınların, LGBTİ’lerin sömürüldüğü, katledildiği, işinden edilenlerin, egemenlerin savaşlarında çocuklarını kaybedenlerin ırkçılığa karşı kardeşlik, savaşa karşı barış dedikleri için bedel ödetilenlerin feryadının yükseldiği bir ülkede bunları yazmak, haberleştirmek suçsa bu suçu defalarca işlediğimi açıkça ifade ediyorum” diye belirtti.

İddianamede Suriye’de IŞİD’e karşı savaşta yaşamını yitirenlere dair paylaşılan haberlerin ‘suç’ olarak gösterildiğine dikkat çeken Gayıp, “IŞİD’le mücadelede yaşamını yitiren savaşçılar diğer ülkelerde resmi devlet töreniyle karşılanırken Türkiye’de ‘terörist’ ilan ediliyor” dedi. Suruç katliamından şans eseri kurtulduğunu belirten Gayıp, “Eğer o gün basın çalışanlarının olduğu tarafta yer almasaydım bugün burada olamazdım. Tıpkı katliamda yaşamını yitiren gazetecilik bölümü öğrencisi Aydan Ezgi Şalcı ve Büşra Mete gibi” dedi.

20 Temmuz sonrası yaşanan katliamların haberlerini yaptığını katliam bölgelerine gittiğini belirten Gayıp, “Ve tutuklanana kadar Suruç katliamının davasının tüm duruşmalarını takip ettim. Kendi acımı canı yananlarla birleştirerek güç aldım bu haberleri yaparken. Bu yüzden IŞİD’e karşı mücadele yürütenlerin onurlu direnişi benim nezdimde meşrudur. Onları anmak da onları sahiplenmek de suç değildir” dedi.

” Gazetecilik tarafsız değildir”

ETHA Editörü Semiha Şahin savunmasına basın emekçilerine  kendileriyle dayanışmasından dolayı teşekkür ederek başladı. En temel hak talebinin bile baskı altına aldığına vurgulayan Şahin, “Yargıdaki temel sorun yargıya yön veren iktidarın anlayışında. Benim ve birçok gazetecinin tutuklanması adaletin ‘a’sını aradığımızı gösteriyor. ETHA muhalif bir yayın çizgisinde ezilenlerin yanındadır Gazetecilik gerçeği ortaya çıkarmayı gerektirir, biz de bunu yapıyoruz. Gazetecilik tarafsız değildir, özgür basın tarafındayım” dedi.

Şahin, katledilen gazeteci Uğur Mumcu’nun bir sözünü hatırlatarak, gazeteciliğin siyasi olduğunu vurguladı. Sosyal medya paylaşımlarından, takip ettiği haberlerden ve hakkındaki iddialardan bahsetti. Şahin, “Tutuklanma sırasını bana gelmişti ve tutuklanmam hükmedildi. Gözaltına alınırken yaşadığım hukuksuzluktan dolayı yaptığımız açlık grevi ve editörü olduğum ETHA’nın gözaltına alındıktan sonra benim için yaptığı açıklama da iddianameye konmuş” diye konuştu.

Şahin savunmasında şunları da söyledi:

İddianamede yer alan Suphi Nejat Ağırnaslı için yapılan etkinlik bir mitingti. Yasadışı olduğu öne sürülüyor ama saatlerce süren, binlerce kişinin katıldığı ve hiçbir olayın çıkmadığı bir miting. Nejat’ı yakından tanırım, kendisi nerede ezilen bir halk varda oradaydı. Filistin halkıyla da dayanıştığı için ben de orada Filistin bayrağı taşıdım. Yasadışı bir örgütün bayrağı değil.

Gazeteci olduğunu vurgulayan Şahin, “İddianamede yer alan fotoğraflar da gösteriyor ki elimde not defterim var, haber takibi yapıyorum” dedi. Facebook ve Twitter hesabı olduğunu ifade eden Şahin, sözlerine şu biçimde devam etti:

Binlerce tweetim vardı ve içlerinden birkaç tanesi seçilerek hakkımda hüküm verilmeye çalışılıyor. Ajansımız yaptığı haberle bir aidiyet kurmaz. Suç diye lanse edilmeye çalışılan ETHA gündemde yer alanlar bir eylem çağrısı değil mesleki çalışmamızın bir gerekliliği Anadolu Ajansı’nda da Demirören’de de görebilirsiniz. Bunlar hiçbir çağrı içermez. Facebook paylaşımlarım ise ETHA’nın haberleri. Yaptığımız haberleri sadece biz yapmadık. Biz yayınlayınca ya da ben paylaşınca neden suç oluyor? Bu dava hukuk davası değil, siyasi bir dava. Dosya siyasi konjektürün ürünü. Bir tek de biz yargılanmıyoruz. Sadece bu haftada 84 gazeteci yargılanacak. Düşüncelerimi saklamıyorum, gizlemiyorum tahliyemi talep ediyorum.

“Tutukluluğumuz hukuksuzdur”

Ferhat Harun Pehlivan ise SGDF olduğunu belirtti. Bu süreçte tüm yasal dernek ve kuruluşların kriminalize edilmeye çalışıldığını kaydeden Pehlivan, “Burada olmamın sebebi olarak gösterilen sosyal medya hesaplarımdan yaptığım paylaşımlar hiç bir propaganda amacı taşımıyor. Paylaşımlarım tamamen insanidir” dedi. Muhalif kimliğimden kaynaklı tutuklandığını ifade eden Pehlivan, “Gözaltı sürecimiz ve tutukluluğumuz tamamen hukuksuzdur. Sosyal medya hesaplarım yeterince incelenseydi bu anlaşılacaktı” diye kaydetti. Tutukluluk süresince keyfi uygulamalara maruz kaldıklarını kaydeden Pehlivan, aylardır spor ve sohbet haklarının engellendiğini, 1 yıl boyunca hazırlandığı üniversite sınavına OHAL bahane edilerek katılımının engellendiği belirtti.

Aynı dosya kapsamında yargılanan Gülsen İmre ise ifadesinde Rojava’da yaşamını yitiren MLKP’li Serkan Tosun’u çocukluğundan beri tanıdığını belirtti. Yıllardır aynı mahallede yaşadıklarını belirten İmre, mahallede yaşayan herkesin yıllardır acısını, mutluluğunu paylaştığını belirtti. Serkan Tosun’a dair paylaşımlarını bu sebeple yaptığını kaydeden İmre, “Serkan, aile dostumuzun çocuğu. Bu yüzden yaptım paylaşımları. Bu örgüt propagndası değildir” dedi. Tutuklanmasıyla birlikte ailesinin ve çocuklarının fazlasıyla mağdur olduğunu kaydeden İmre tahliyesini talep etti.

“Değişen siyasi konjonktürün sonucu tutuklandılar”

Avukat Gülhan Kaya, Ssosyal medya gibi durumlarda değişen siyasi konjonktürün sonucu tutuklamalar gerçekleşiyor. Birkaç yıl önceye kadar böyle durumlar çok istisnaydı. Yargı makamlarında da sanıkların lehine olan delilleri hiç görmüyoruz” dedi.

Avukat Kader Tonç ise şunları söyledi:

İddianame kolluğun fezlekesinin aynısı. Sosyal medya hesapları kolluk tarafından hukuksuzca bir şekilde taranmış. ETHA çalışanları olduklari için üyelikle iliskilendirilmeye çalışılıyor. Aynı zamanda bu dava ile basının özgür olması hakkı ihlal edilip halkın haber alma hakkı engellenmiştir. Müvekkillerimizin kaçma şüphesi yoktur.

Tahliye çıkmadı

Yapılan savunmaların kararını açıklayan mahkeme heyeti, tüm sanıkların tutukluluk halinin devamına, bir sonraki duruşmayı 5 Aralık 2018 tarihine erteledi.

Kaynak: ETHA