Spor kulüpleri ve takımları nasıl “büyük” olur? – İsmail Topkaya

Acaba Real Madrid’in “Santiago Bernabéu”, Barcelona’nın “Camp Nou” isminden vazgeçmiyor olmalarının nasıl bir açıklaması olabilir?

Büyük olmayı salt güçlü olmak ve salt nicelik araçları ile elde edilmiş ve ölçütlendirilmiş bir “önem ve değer” olarak almamak gereğinden hareketle, “büyük” olmanın birçok küçük insan, ülke, düşünce ve yapı ile de ilişkili ve olası olduğunun altını çizmek gerekir. Büyüklük tarihe mal olmak, tarihe mal olmak ise “etki” ve “fark” yaratmış olmak ile göstergeli bir duruma işaret eder. Çünkü çoğunlukla nitelik büyüklüğün nedeni, etki ise niteliğin sonucudur.

Büyük kulüpler/takımlar “kökleri” olduğu için büyük kulüpler/takımlardır. Kökleri olmak ise geçmişi ve oluşturduğu ve taşıdığı değerleri olmak demektir. Geçmiş ve değerleri olmanın tarih ve tarihsel olmak ile ilgili olduğu tartışmasız olsa gerek.
Tarihi olan kulüpler/takımlar büyük kulüpler ve takımlardır. Tarihsellik denilen olgu, varoluşun eskilere uzanıyor olması kadar, söz konusu varoluş sürecindeki ve bugüne değin geliştirilen roller ve işlevler ile ilintilidir. Şampiyonluk, kulüpleri ve takımları popüler yapar, gündemde tutar ama asla büyük yapmaz.

Rantiyeye ve iktidara yaslanan bir kulüp

Büyüklük dediysek, sözünü ettiğimiz tarihsellik içindeki roller ve işlevlere ilişkin sahip olunan değerler anlamında bir büyüklüktür bu. Örneğin “İstanbul Başakşehir Spor Kulübü”. Bu kulübün futbol takımının şampiyon olması onu “büyük” yapar mı? Elbette hayır. Ya da yaparsa ne ölçüde yapar? Büyük ölçüde mevcut koşullar gereği popüler ve gündemde olan bir takım ve bir kulüp yapar, o kadar. Bir kulübün ve takımın büyüklüğü erdemlilikleri, verdiği mücadeleler ile geldiği yer arasındaki haklılık ve tutarlılıklardır. Ve bunu onaylayacak toplumsal tesciliyettir.

Mesele sadece Başakşehir Spor Kulübü değil. Ama o, en tipik ve en olumsuz bir örnek. Çünkü kuruluş, varoluş ve varlığının devamını sağlayan şey, kamu malları ve parasıyla, birtakım hülleler yoluyla ve işin hukuka uydurulması sonucu gerçekleşen bir varoluşa dayanıyor olmasıdır. Bu tarihsel kayıt düşülmüş bir gerçekliktir. Bunun üzerine tarihsellik ve değerler manzumesi inşa etmek pek kolay olmasa gerekir. Çünkü yeterli kökleri, değerleri ve tarihselliği olmayan yapıların “büyüklüğü” görecelidir ve burada sürekli sözünü ettiğimiz “büyüklük” ile ilgili olamazlar. Dahası not düşülen tarih de başlangıç itibariyle hiç de iç açıcı bir not değil. Başakşehir Spor Kulübü’nün değerleri değil ama “değeri” belediyeciliğe dayalı olan bir “sportif çıktı” olma tarihidir. Dahası belediyecilik ve rantiyecilik bileşkesinde, siyaset ve spor ilişkisinin futbolda tezahür etmiş bir halidir Başakşehir Spor. Bu anlamda bir ilk ve bir model olarak farklı bir “önem” arz eder. Bunun değerliliği ve dolayısıyla “büyüklüğü “ ise ancak on yıllar sonrasının bir ürünü ve sonucu olarak ortaya çıkacak veya muhtemelen çıkmayacaktır. Hep birlikte göreceğiz. İşte bu nedenledir ki, kupalar ve şampiyonluklar böylesi köksüz bir takımı şimdilik “büyük” kılmaya yetmez ve yetmeyecektir. Yeni kökler yaratmak elbette olasıdır. Ama bunun için kök hücreler söz konusudur ve o kök hücreler tarihsel rol ve işlevlere ilişkin genetik özellik açısından sorunsuz olmalıdır.

Tarihten medet ummak mı, tarih yazmak mı?

“Büyüklük” konusunda başka bir örnek de Osmanlıspor. Adını tarihsel bir olgu ve gerçeğe dayandırarak büyük olunamayacağının, hele spor ve futbolda büyük olmanın, tarihe yamanarak değil, sahte tarihçilik ve tarih taraftarlığı oynayarak değil, tarih yaparak ve tarih yazarak olunabileceğine ilişkin bir gösterge olması bakımından içler acısı bir örnektir Osmanlıspor.

Üstelik bu örnek futbola/spora siyaset karıştırılmamasını söyleyenlerin aslında sporu/futbolu nasıl da siyasetin tam göbeğinde konumlandırdıklarına ilişkin pişkin ve ahlaksız bir örnektir. Dahası Ankaragücü diye bir kulübün (geçmişten 12 Eylül sabıkalı da olsa) tarihe nasıl gömdürüldüğünün, mirasının yıkıntıları üzerine belediye/kamu paralarının kullanılarak nasıl bir kulüp ve takım inşa edildiğinin ve bundan nasıl övünç duyulduğunun literatürlere girecek denli bir kara mizah örneğini oluşturmaktadır. Sonuçta geldiği nokta ve düzey, kaçınılmaz olarak gelmesi gereken nokta ve düzeydir.

Şekerspor’un Turanspor’laşması

Büyüklük açısından farklı bir yapı olan, Osmanlıspor’un ile kıyaslamanın mümkün olamayacağı köklü olan ama değerlerine sahip çıkamama konusundaki örneklerden birisi de güzelim Şekerspor’un Turanspor’laştırmaya varan yok edilişidir. Bunu spor/futbol ve siyaset işbirlikçiliği kötülüklerinden birisi olarak not etmek gerek.  Bu anlamda daha çok örnek var. Ama bu üç örnek anlatılmak isteneni anlatacak kadar yeterli olsa gerektir.

Kök, değer, tarihsellik açısından, “büyüklüğü” ve “büyük kulüp ve takım” olmaları toplumsal olarak tescil edilmiş onlarca kulübümüzün statlarındaki isim değişikliği bu açıdan ele alınması gereken konulardan birisidir. Değerlere sahip çıkmanın para verme, para almama, sadakaya tekabül eden alacaktan vazgeçme, dilenmeye ve yaranmaya varan tutum ve davranışlardan daha önemli bir husus ismini, anıldığın adı terk etmektir. Bu ciddi bir olumsuzluğun ve tutarsızlığın yansımasından başka bir şey değildir. Çünkü statlar tarihsellik, kökler ve değerler konusuyla en ilişkili somut göstergeler ve ölçütlerden birisidir. Bir yapının, kurumun, kulübün çağa ayak uydurması başka şey, stadyumlarını yenilemesi başka şey, ama stadyumlarının ilk kuruluş ve varoluş sürecindeki adını değiştirmek çok daha başka bir şeydir. Çünkü bir spor kulübünün büyüklüğü denilen şeylerden birisi de geçmişinden bugüne taşıdığı bazı değerlere öznellik ve özellik atfetmesi ve bunlara sahip çıkmasıdır. Bunun en tipik örneği ve somut ölçütü stadyumlarının ismine sahip çıkmaktır. Stadyumların adı değişirse, bir kulüp için vazgeçilmeyecek veya ödün verilemeyecek başka bir şey kalmamış demektir. Çünkü stadyumun adı kulübün adı gibidir. Ad değiştirmek kimlik ve kişilik değiştirmek gibidir. İşte değer dediğimiz şey de tam olarak budur. “Sana ait olanı koruyabilmek ve ondan vazgeçmemek.”

Bu bağlamda Beşiktaş örneğinde İnönü Stadyumu’ndan, önce Fi-Yapı İnönü Stadyumu’na, oradan da Vodafone Arena’ya, şimdi de Vodafone Park’a, Galatasaray örneğinde Ali Sami Yen’den, Türk Telekom Arena’ya, şimdi de Türk Telekom Stadyumu’na (Lütfedip Ali Sami Yen Kompleksini unutmamışlar) Trabzonspor örneğinde Avni Aker’den Medical Park Stadyumu ve Şenol Güneş Kompleksi’ne dönüştürülmüştür. Bu moda, akım ve dikte etmeye neredeyse bütün kulüplerimiz uymuş veya uydurulmuştur. Üstelik burada temel mesele, statların isimlerinin sözde Türkçe hassasiyeti nedeni ile arena’dan tekrar stadyuma döndürülmüş olunması falan değildir. Bundan daha öte stadın kuruluş, açılış ve on yıllardır kullanılmış isminin tamamen değiştirilmesi farklılaştırılması ve “yeni düzene” uygun hale getirilmesidir. Bu tam anlamıyla stratejiktir. “Ticari futbol ve siyaset” ekseninde bir kimlik erozyonu söz konusudur. Her şeyi dönüştürme siyaseti ile her şeyi pazarlama piyasacılığı adına bazı tarihsel değerlerin yitirilmesi gün gibi açıktır. Kulüpler ve takımlar adına ise kendini büyük olarak konumlandırmanın ve ifade etmenin biricik aracı başarılı olmak / yani para kazanan bir kulüp olmaktan ibaret olmasına indirgenen spor ve futbol düzeni, aynı zamanda muhtaç ve dilenen bir spor ve futbol düzenine dönüştürülmektedir.

Stat isimlerinin özünden ve orijinal isminden yeni isimlere dönüştürülmesi başından beri vurgulanmaya çalışılan değerlere karşı yapılan en büyük bir ayıp, tarihlerine karşı yapılan en büyük vefasızlık ve geçmişten bugüne değin mücadele edip taşıyan insanlara karşı da en büyük saygısızlıktır. Ayıp ile, vefasızlık ile, saygısızlık ile “büyük” olunamayacağını ve artık o sözünü ettiğimiz büyüklüğün kalmadığını bir sporsever olarak görmek yeterince büyük bir bedel olsa gerektir.

Acaba Real Madrid’in “Santiago Bernabéu”, Barcelona’nın “Camp Nou” isminden vazgeçmiyor olmalarının nasıl bir açıklaması olabilir? Üstelik bu kulüpler ciddi anlamda ticari futbolun da en tepesindeler? Yoksa onlar köklerine, değerlerine ve tarihlerine böyle sahip çıkıyor olabilirler mi?