Sansür sonrası Hürriyet’ten ayrılan Uğur Gürses: Demirören’in SPK ile “işinin” ne olduğu anlaşıldı

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ile ilgili yazısı sansürlenince Hürriyet’ten ayrılan ekonomi yazarı Uğur Gürses, Demirören Grubu’na SPK’nin tanıdığı 264 milyon liralık kur muafiyeti hakkının da yazısının sansürlenmesinin gerekçesini ortaya çıkardığını yazdı

Ekonomi yazarı Uğur Gürses, SPK ile ilgili bir yazısının konmaması nedeniyle Hürriyet’ten ayrıldığını, gazetenin sahibi Demirören Grubu’na SPK’nin tanıdığı 264 milyon liralık kur muafiyeti hakkının da yazısının sansürlenmesinin gerekçesini ortaya çıkardığını yazdı.

Gürses’in dün (19 Ağustos) kişisel bloğunda “Kurumlar çökünce ne oluyor?” başlığıyla yayımladığı yazısı şöyle:

13 Temmuz Cuma günü Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) “içeriden öğrenenlerin ticaretini” süreli olarak serbest bırakma kararı aldı ve sosyal medyadaki tepkiler üzerine 15 Temmuz Pazar günü bu kararını iptal etti.

Ben de 16 Temmuz pazartesi bu kararı eleştiren bir yazı yazdım ve yazı günümde (17 Temmuz) yayımlanmak üzere Hürriyet gazetesine yolladım.

Gazete yönetimi bana bu yazıyı basamayacaklarını söyledi. Ben de yazmayı bıraktım.

Bana söylenen gerekçe “biz halka açık bir kurumuz, SPK denetimine tabiyiz”. Bunun anlamı “SPK ile işimiz var” demekti.

Gazeteyi kamu bankalarından aldığı borçla satın alan Demirören Grubu’nun SPK ile “işinin” ne olduğunu Cumhuriyet’in bugünkü haberinden “şıppandanak” anlıyoruz: “SPK’den Demirören’e 264 milyonluk kur muafiyeti”

Özetle şöyle olmuş: Demirörenler halka açık olan Hürriyet Gazetecilik şirketini Doğan Grubu’ndan satın aldıklarında borsada işlem gören halka açık kısım için de çağrı yaparak satın alma teklifi yapması yasal bir zorunluluktu. SPK Demirörenlere muafiyet getirmiş. Böylece 264 milyon TL’lik bir “kıyak” yapılmış. Demirörenler çağrı yaparak bu kadar bedeli ödemekten kurtulmuş.

“Insider trading” iznini normalmiş gibi topluma sunan SPK, asıl işi küçük yatırımcıyı korumak iken “büyük yatırımcıya” şimdi de bu muafiyeti sağlamış. Hiçbir gerekçeyi de kararına iliştirmemiş. Muafiyet koşulları belli.

Sermaye Piyasası Kanunu’nda yazılı “Pay alım teklifi zorunluluğu” başlığı şunu söylüyor:

“MADDE 26 – (1) Halka açık ortaklıklarda yönetim kontrolünü sağlayan payların veya oy haklarının iktisap edilmesi hâlinde diğer ortakların paylarını satın almak üzere teklif yapılması zorunludur. Pay alım teklifinde bulunulmasına ve pay alım teklifinde bulunma zorunluluğundan muafiyete ilişkin usul ve esaslar Kurulca belirlenir.”

Peki muafiyet ne içeriyor?

SPK’nın 2014’te yayımlanan Pay Alımı Tebliğ’ne göre; bu muafiyete uygun bir durum da yok.

Cumhuriyet’teki habere dönelim:

“Hürriyet Gazetecilik için çağrının 17 Temmuz’da yapılması gerekiyordu. Kararın bir ay gecikmeli çıkması yatırımcıyı mağdur eden bir diğer gelişme oldu. Bir analist, Hürriyet Gazetecilik’te Demirören Grubu’na yüzde 77 hisse devri gerçekleştiğine ve şirketin tüm yönetim kurulunun değiştiğine dikkat çekerek SPK’nın ilgili maddesinin çok açık olduğunu söyledi. Gerekçe sunulmadan gelen muafiyetin dava konusu olabileceğine dikkat çeken aynı analist “Normal şartlarda muafiyet için şirketin borca batık olması gerekir. Ancak böyle bir durum görünmüyor. Hiçbir gerekçe sunulmadan muafiyet geldi. Küçük hissedar dava açabilir, açtığı takdirde Demirören’in çağrı yapması ihtimali yüksek” dedi.”

Hangisine yanalım? Kurumların çökmesine mi, küçük yatırımcıların gözünün içine bakarak yapılan usulsüzlüğe mi?

Sonuç: Borsadaki son 5 güne aşağıdaki grafiklere bakıp siz karar verin… “Küçük yatırımcıya” ne olmuş?

SPK’nın “içeriden öğrenenlerin” ticaretine izin veren kararı neydi?

13 Temmuz Cuma günü Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) “içeriden öğrenenlerin ticaretini” süreli olarak serbest bırakma kararı aldı ve sosyal medyadaki tepkiler üzerine Pazar günü bu kararını iptal ettti.

Bu karar iptal edilse de bir “kara leke” olarak Türkiye sermaye piyasalarına yerleşti. Denetleyici ve düzenleyici piyasa otoritesinin dünyanın en yüz kızartıcı işlemlerine yol vermeye kalkması, herhangi bir anda benzer bir “atipik” karara imza atma potansiyelini su yüzüne çıkardı. Bu skandal bir karardı. 17 Temmuz Salı günü yazdığım ama yayımlanmayan yazıda bu konuyu eleştiriyordum.

Bir paragraflık kararla “insider trading”e izin veren, sonra iki gün sonra yedi paragraflık kararlar iptal eden ama hala yaptığı işin doğru olduğunu, vahametini anlamamış bir otorite, sermaye piyasalarına olan güveni sarsmıştır. Ankara’dan, SPK’nın kendi uzmanlarının bile bunu eleştirdiği, ekonomi yönetiminin de “küplere bindiği” bilgisi akıyordu.

Sermaye piyasası yatırımcılarının haklarını koruması gereken Kurul, zaten borsayı bir “kumarhane olarak” gören bireylere kötü bir mesaj verdi. Hiçbir deneyimli uzmanın onaylamadığı bu karara dair gelen sorular ise hep şu yönde oldu; “kime yarar sağlanacaktı?”“yapılan bir işlemi mi aklamaya çalıştılar?”. Bu tür soruların gelmesi bile güvenin sarsıldığını gösteriyor.

Cumhuriyet savcıları kamu adına, yasalarda suç sayılan fiilleri soruşturup yargı sürecini çalıştırırlar. Hiçbir savcı çıkıp da “Ceza yasasındaki şu maddeyi bir ay boyunca suç sayıp dava açmayacağım” demez, diyemez. SPK’nın yaptığı tam da buydu.

Yayımlanmayan yazım:

SPK: Skandal Piyasası Kurulu

Cuma günü Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından yapılan açıklamayla, borsada içeriden bilenlerin ticaretine “süreli göz yumma” kararı akıl alır gibi değildi. Pazar günü iptal edildi.

Yasada suç olarak tanımlanan konu şu; hisseleri borsada işlem gören şirketin ortakları, üst yöneticileri, bunların çocukları ve hatta aynı evde yaşadıkları kişilerin, yani şirkete dair kamuoyuna duyurulmamış bilgiye sahip olabilecek kişilerin bu bilgiler açıklanmadan yapacakları hisse alımları “piyasa bozucu eylem” olarak tanımlanıyor. Buna “içeriden öğrenenlerin ticareti” (insider trading) deniyor. Yasadaki madde SPK tarafından tebliğle düzenleniyor.

Cuma günü SPK şu kararı aldı; “piyasa bozucu işlem” olarak tanımlanan işlemler, yani “içeriden öğrenenlerin” hisse alımlarının 30 Ağustos’a kadar bu tebliğdeki “piyasa bozucu işlem” kapsamında değerlendirilmemesi kararlaştırıldı.

Yani hisseleri borsada işlem gören herhangi bir şirketin patronu, üst düzey yöneticisi kamuoyuna, yatırımcılara açıklanmamış bir bilgiye sahip olarak borsada kendi hisselerini satın alabilecekti.

Örneğin haziran sonu itibariyle bilanço açıklayacak şirketlerin çoğunluk hissedarları ve onların üst yöneticileri, şirketin bilançosunda ne olduğunu biliyorlar. Bu bilançoları açıklamak için 9 ve 19 Ağustos’a kadar süreleri var.  SPK bu hissedar ve yöneticilere demiş oluyor ki; “eliniz serbest” bu kamuoyuna duyurmadığınız bilgilere sahip olarak hisse alımı yapabilirsiniz. Bunun adı tam olarak “skandaldır”.

Sermaye piyasasının en temel güven unsurlarından biri çöpe atılıyordu. Borsanın yüzde 10’a yakın düştüğü ve yatırımcıların karamsar bir havaya kapıldığı ortamda kimin aklına gelmiş merak ediyorum; Türkiye’de kurumlar ve kuralların bir gecede olmayacak bir yere sürüklenebileceğini kanıtlamaya kalkmak?

İşin doğrusu, bu “süreli istisnanın” aklı başında herhangi bir şirket tarafından kullanılma ihtimalini sıfır görüyordum. Zira hiçbir düzgün ve sorumlu davranan şirket “içeriden öğrenen alımı” yapmış olmakla etiketlenmek istemez. Ama bu karar Türkiye’deki sermaye piyasasına kara leke olarak kalacak.

Başka tuhaf tarafı şu; normlar hiyerarşisi içinde, yasa ve kurumun kendi tebliği ile düzenlenmiş bir konuyu, “Kurul kararıyla” askıya almak mümkün değil. SPK bunu yaptı. Tebliğde bunun ilke kararıyla değiştirilebileceğine dair bir atıf yokken, hukuksuz bir karar alınıyordu.

Son günlerde Merkez Bankası yasasında Anayasa’ya göre kanunla düzenlenen bir konu Merkez Bankası başkan ve yardımcılarının görev süresinin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle değiştirilmesiydi. Kurallar hiyerarşisi alt-üst oluyorsa bu tür adımların bizatihi kendisi “piyasa bozucu” oluyor.

Sermaye Piyasası Kurulu, cuma günü bu kararı aldıktan iki gün sonra pazar günü yeniden toplanarak bu kararı kaldırdı.

Açıklamada, Kurulun bu kararı almasına “pay alım işlemlerine ilişkin belirsizliklerin ortadan kaldırılması amacıyla piyasadan gelen talep üzerine alınmıştır” deniliyordu. Hangi aklı başında şirket sahibi ya da yöneticisi “insider trading” damgası ister ki?

SPK’nın kendi kılavuzu olan yasasının birinci maddesi, “yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunmasına” işaret diyor. Ama Kurul “piyasadan gelen talep” diyerek kim oldukları bilinmeyen bir gruba atıf yapıyor. SPK bu skandal kararı alma amacını borsada işlem gören şirketlerin paylarının ve yatırımcılarının desteklenmesi” imiş.

SPK’nın skandal kararı kaldırma açıklaması da evlere şenlik; özetle “yasadaki suç duruyor, değiştirmedim” diyerek aklımızla dalga geçiyorlar. Yasadan hareketle kendi hazırladığı tebliğde sınırlarını çizdiği “piyasa bozucu işlem” saydığı eylemi, yeni tebliğ çıkarmadan Kurul kararıyla “saymayacağım” diyen kim?

Pazar günkü SPK açıklaması şahikalarla bitiyor; skandal kararı açıkladıktan sonraki tepkilere işaret ederek bu kararı kaldırma gerekçesi “Kurul Kararı’nın kamuya açıklanmasının ardından oluşan spekülasyonlar ve yaratılan olumsuz algının; mezkûr Kurul Kararı ile piyasaya sağlanması umulan faydaların ortaya çıkmasına mâni olacağı” değerlendirilmiş.

Yani karar doğruymuş da tepkilerle “olumsuz algı” yaratılmış. Doğru ise neden iptal ediyorsunuz?

Konuştuğum deneyimli sermaye piyasası uzmanları, bu kararın piyasanın kurumsal temsilcisi olan Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği’nin fikri bile sorulmadan alındığını anlatıyorlar.

Dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz; liyakate, uzmanlığa ve deneyime göre atamalar yerini sadakate bıraktığında, sağduyu ve akıl yerini kulağa üflenenlere bırakıyor.

Türkiye’nin “dış mihraklara” ihtiyacı yok; ekonomik koşulların yokuşa vurduğu bir süreçte Merkez Bankası yasasına dokunmak, sermaye piyasasına güveni çöpe atacak kararlara imza atmak yeterince “paçadan çekiyor”.

İlgili haberler:

Sendika.Org