Mesut Özil tutarsızlığı – İsmail Topkaya

Mesut sözde ırkçılık karşıtlığı üzerinden şekillendirdiği (veya ona empoze edildiği şekildeki tavrı) ile ikiyüzlü davranmıştır. Bu Almanya ırkçılığını ve sömürge ırkçılığı anlamamak hiç değildir. Çünkü Mesut’un ırkçılık karşıtlığı ve hassasiyeti konusunda pratik bir inandırıcılığı yoktur

Irkçılığa karşı olmak en büyük insanlık erdemidir. Ve ırkçılığın günümüzdeki en büyük varlık nedeni ve gerekçesi olan kapitalizme ve emperyalizme karşı da elbette. Çünkü Mesut Özil’i savunmamak, onun gibi düşünmemek neredeyse Almanya üzerinden bir “kapitalizm sever” ve bir “emperyalizm görmez” gibi bir hâl almak üzere…

Kapitalizm “artık değer” dediğimiz insanları aldığı ücretin karşılığı olan zamandan iki, üç, dört ve daha fazla zaman çalıştırarak büyük kârlar elde ettikleri bir istemdir. Emperyalizm dediğimiz şey de bunun daha acımasızca ulusötesi ülkelerde her türlü sömürü tekniği ve yönetiminin kullanıldığı, farklı şekillerde tahakküm altına aldığı ülkelerdeki doğal kaynakları bedava veya ucuza kullandığı, insan emeğini köleleştirerek veya ucuza kapattığı berbat bir dünya düzenidir.

“Kapitalizmin gölgesinden faydalanamadığı ağacı kestiği” elbette doğrudur. Emperyalizmin ağaçları kesmeden meyvelerini topladığı, meyvesi kalmadığı zaman da kesmesi için oralarda kendi düzenini veya işbirlikçi kapitalist düzenini kurduğu da doğrudur.

Sömürüye ve ırkçılığa karşı olmak için o sömürü ve ırkçı sistemin her türlü nimetlerinden yararlanmayı reddetmeniz veya en azından buna karşı sürekli ve tutarlı olarak belli bir tutum ve davranış içinde olmanız gerekmez mi?

Lakin Mesut meselesine gelince, Schalke 04 ve özellikle Werder Bremen ile başlayan üst düzey futbolculuğu, Werder Bremen’e kadar olan çocukluk ve gençlik yıllarındaki Almanya’daki futbolcu oluş yolcuğu, onca zenginlik ve kariyerden oluşan Almanya merkezli İspanya ve İngiltere hayatı, Almanya Milli Takımı tercihi, elde ettiği başarılar ve kazandığı inanılmaz paraları ve elbette klas bir oyunculuk serüvenini, 1960’lı yılların sonunda başlayan Türkiye’den Almanya’ya tren yolculukları ve otobüslerle başlatılan ucuz emek yolculuları serüveninin kapitalizm ve emperyalizm sarmalında nereye oturtacağız? Ya da şu anki Mesut Özil’in Almanya ırkçılığı nedeni ile yaptığı çıkış ve ona destek vermekle doğru yere oturtmuş oluyor muyuz?

Peki, Mesut’un bunca yıldır Almanya’da çalışan işçiler, emekçiler ve kayıp nesil ile ilgili her hangi bir mücadele ve sosyal bir projede yer almamışlığını nereye koyacağız?

Dünya sporu ve özellikle futboldaki “ticari/endüstriyel” dönüşümde hiç de memnuniyetsizlik içinde olmadığı rolünü, dünyadaki spor emek göçü ve spor emeği sömürüsüne karşı hiçbir karşıtlık içinde olmamışlığını hangi ırkçılık karşıtı rolüyle ilişkilendirerek ona hak vereceğiz?

Mesut’un Almanya adına oynadığı maçların bir çoğunda verdiği o muhteşem pasların alkışlanmasına yönelik olumlu tavrın, işini iyi yapan Alman vatandaşı bir göçmene yapıldığını bilmek ve anlamak gerekmiyor muydu?

Irkçılık denilen şey biz yapınca iyi, başkaları yapınca kötü olan bir kötülük değildir. Irkçılık on yıllardır sana dokunmadığı için sorun teşkil etmeyen ama bir şekilde sana dokununca kötü oluveren bir şey de değildir. Irkçılık dünyanın en kötü acımasızlık, soykırımcılık, insanlık tarihinin iktidar ve mülkiyet ilişkilerini düzenleme araçlarından ve ideolojilerinden birisidir.

Ama Mesut sözde ırkçılık karşıtlığı üzerinden şekillendirdiği (veya ona empoze edildiği şekildeki tavrı) ile ikiyüzlü davranmıştır. Bu Almanya ırkçılığını ve sömürge ırkçılığı anlamamak hiç değildir. Çünkü Mesut’un ırkçılık karşıtlığı ve hassasiyeti konusunda pratik bir inandırıcılığı yoktur. Mesut keşke “klas bir oyuncu” olarak kalsaydı. Ya da illa ki olacaksa da ırkçılığa karşı anıt futbolculardan birisi olsaydı. Ama işler böyle değil işte…

Geçmişte ırkçılık ve sömürü karşıtlığı konusunda hiçbir düşünce emaresi göstermemiş bir kişiden söz ediyoruz. Dolayısıyla başta Almanya yönetimi, kültürü, toplumu ve futbolu ile ilgili şimdi sözünü ettiği konularda hiçbir olumsuzluğu dile getirmemiş, üstelik bulunduğu nokta itibariyle bu konuda asla mağdur olmamış bir futbolcudan bahsediyoruz. Kendisi bunca yıldır mutlu mesut yaşarken, birdenbire çizdiği portre muhtemeldir yaşı, performansı ve Almanya Milli Takımı’nda bir daha oynayamayacak oluşu ile ilgilidir. İşte tüm bunlar düşünüldüğünde onun bir şekilde içinde yer aldığı veya alması sağlandığı “gündelik siyaset” ve onun etkili bir figürü olması tutarsızlığının gerekçelerini oluşturmaktadır.

Bu olan biten, onun entelektüel düzeyi ile asla ilgili bir şey değildir. Keşke öyle olsaydı ama değildir. Kabul edelim ki; dünya ölçeğinde olsun, özellikle bizde olsun, politik kavrayış ve bu kavrayışa ilişkin sporu ve toplumculuğu ilişkilendirebilmiş futbolcu tipi yok denecek kadar azdır. Hele hele bunu eylem insanlığına dönüştüren ancak üç beş saygın futbolculuk geçmişine sahip bir toplumuz.

Özetle Mesut, Türkiye ve Almanya siyasetinde futbolculuğunun verdiği ayrıcalıkla araç olmuş ve bu anlamda kendini profesyonelce koruyamamış ve yönetememiştir. Ya da buna özellikle izin vererek, vermesi sağlanarak, performans sporculuğunun son sahnesinde, koşularında onu sürüklediği yerde, kendine başka roller biçmeye başlamıştır.  Oysa “iyi futbolcuydu”. İyi futbolcu olarak kalsaydı, çok daha iyi ve yararlı olacaktı.

Nereden nereye… Örneğin, 2009’da Türkiye Milli Takımı’nın teklifini reddederken “Kendimi Alman gibi hissediyorum” diyen Mesut, 2018 yılında “ırkçılığa maruz kalmış olmak”tan söz eden Mesut’a dönüşürken, birçok futbolsever için 2009 yılındaki “kansız”, “cibilliyetsiz” ve “haram olsun” Mesut, şimdilerde “aslan Mesut”, “helal olsun Mesut”, “adamım Mesut” oluverdi. Hatta “ırkçılık karşıtı” bir vatan kahramanı olmasına da ramak kaldı.

Bir toplumun siyasete ve siyasi iktidara bu kadar angaje olması sanıldığı kadar iyi bir şey değil. İyi olan toplumun toplumsal ve toplumcu konularda politize olmuş olmasıdır. Gündelik siyaset kirleticidir. Ama çözümleyici, sorgulayıcı ve örgütlenmiş politik toplum arındırıcı, gerçekçi ve eşitlikçidir. Bu sporda da aynen böyledir.

İlgili yazılar: