Kısa Dünya Kupası notları (4) – İsmail Topkaya

Takım oyunu ve oyuncuların takım oyununa uyum özellikleri, bireysel oyuncu özelliklerinin önüne geçmiştir. Teknik kapasite ve kondisyon belirleyici olmaktan çıkmış, olması gereken temel koşullar olmuştur. Taktik beceriler, taktik becerilerin karşı takıma göre yapılandırılması, oyuncuların taktik görevleri yerine getirmedeki sorumluluk ve beceri düzeyleri belirleyici olmuştur. Bundan sonra da bu üçüncü madde daha önem kazanacaktır. Bunun içindir ki, eğer iyi bir futbol düzeyi ve standardı oluşturmak isteniyorsa futbol altyapı eğitimlerinde “taktik” eğitim büyük derecede önemlidir

1

2018 Dünya Kupası şampiyonu Fransa oldu.

Fransa’nın şampiyonluğu, diğer tüm favori ülke takımlarının önceki aşamalarda elenmiş olmasıyla dillendirilmeye başlanan “Bu Dünya Kupası’nın en önemli özelliği hiçbir favori ülke takımının başarılı olamamış olmasıdır” şeklindeki olası değerlendirme ve sürmanşetlerini de engellemiş oldu.

Simon Kuper’in Financial Times’ta yayımlanan yazısında özgün bir şekilde ifade ettiği gibi, Fransa’nın şampiyonluğu “Göçebe ailelerin başarılı çocukları, Fransa’nın bir ürünü; iyisiyle ve kötüsüyle” şeklinde özetlenebilir.

Yabancı kökenli Fransızlar meselesi veya Fransız doğumlu yabancı kökenli Fransız vatandaşı oyuncular meselesi Fransa’nın şampiyonluğunda dillendirilecek bir mesele olmaktan çıkmıştır. Bu sömürgecilik tarihi ve gerçeğini önemsememek anlamında bir ifade değildir elbette. Ana bu başarıda esas olan şey bir ülkenin futbol adına bir sisteminin, modelinin ve işleyişinin olup olmaması meselesidir.

Şampiyon Fransa’ya ilişkin teknik açıdan söylenebilecek analiz cümlelerinden birisi mutlaka Fransa’nın bu Dünya Kupası’ndaki neredeyse tüm müsabakalarında oldukça temkinli bir oyun tarzını özellikle tercih etmiş olmasıdır. Oysa takımda özellikli ve atak futbol becerisi yüksek oyuncu sayısı olabildiğince fazlaydı. İyi işleyen bir takım oyunu tercihi, oyuncuların takım sistematiğinin dışına çıkmamasındaki özen, her türlü oyunu oynayabilecek bir takım kurgusu ve oyuncular arasındaki sessiz doğru iletişim Fransa’nın gerçekten çok iyi kurgulanmış bir takım olduğunun göstergeleri olsa gerektir.

Sonuç olarak herkesin hemfikir olacağı şekilde, bu Dünya Kupası’nı oyun taktiği ve oyun düzeyi ve yönetimi ile en çok hak eden kazandı.

2

Hırvatistan’ın final oynama başarısını ve müsabakalar süresince gösterdiği performansı ise sürpriz olarak nitelendirenler sayısı bir hayli fazlaydı. Oysa oynadığı futbol ve futbol kalitesi hiç de sürpriz kelimesinin kullanılmasını gerektirecek türden değildi.

Dahası adet olduğu üzere büyük organizasyonlarda favori ülkelerin dışında başka bir takım öne çıktığında, öne çıkan takımların ülke nüfuslarına kadar dökümü yapılarak, böylesi bir başarıyı nasıl elde ettikleri sözde sorgulanmaya başlanır. Genelde sporda, özelde ise futbolda başarılı olmanın ülke nüfusunun büyüklüğü ile doğrudan bir ilişkisinin olmadığını toplum olarak henüz öğrenebilmiş değiliz.

Dahası ve en önemlisi, Hırvatistan’ın başarısının tarihsel temelleri ve sportif kültürel genetiğinin Yugoslavya ekolü ve o ekolün toplumsal spor modeli olduğunu unutmamak gerekir. Aynı şey eski Yugoslavya’yı oluşturan diğer tüm ülkeler için geçerlidir. Sonrası süreçte uluslar arası ve ulusal ticari futbola en hızlı uyum sağlayan ve bir anlamda yabancılaşarak farklılaşan ülkeler daha öne çıkmış gibi görünmektedirler. Ama özellikle Hırvatistan ve Sırbistan başta olmak üzere futbol başta olmak üzere diğer tüm spor dallarındaki uluslararası düzey Yugoslavya’nın spor altyapılarına dayalı spor eğitimleri ve spor kültürünün devamlılığı niteliğindedir.

3

Brezilya takımının gözde oyuncusu Neymar için küçük bir parantez açmak faydalı olacaktır; özel ve özellikli futbolcuları efsane yapan şeylerden birisi de teknik açıdan “muhteşem” bir sporcu olmaları kadar, bu muhteşemliklerini diğer olumlu özellikleriyle besliyor olmalarıdır.

Futbol sınıfsal açıdan bakıldığında lumpenliği, fanatizmi, taşkınlığı, alay etmeyi, aşağılamayı veya yüceltmeyi en fazla içinde barındıran toplumsal kültür özelliklerini yansıtan da bir spordur.

Ama her şeyin de bir yeri, zamanı, sınırı vardır. İşin suyunu çıkarmak diye bir şey varsa, bu Dünya Kupası’nda Neymar işin suyunu çıkarmıştır. İstatistiki analizlere göre gerçekten de Neymar bu Dünya Kupası’nda daha 4 maç tamamlanmışken 14 dakikadan daha uzun süre yerde kalarak tüm Dünya Kupaları’nın en uzun süre yerde kalan oyuncusu olmuş. Her 8 dakikada bir yere düşmüş. Her yere düştüğünde ortalama 20 saniye yerde kalmış. Tüm bu sakatlanma numaralarının sadece 6 saniyesinde sağlıkçıların yardımına ihtiyaç duymuş. Örneğin elendikleri Belçika maçıyla beraber toplam beş maçta 70 defadan fazla yere düşerek herkesi kendinden neredeyse nefret ettirmeyi başardı.

Fransa takımının gerçekten çok özel oyuncularından birisi olan Mbappe’nin de iki müsabaka’da oyunu ve rakip oyuncuyu ilgilendirecek şekilde “fair play”/“erdemli oyun” ile örtüşmeyecek davranışlarına şahit olanlar, 19 yaşındaki bu oyuncu ile ilgili endişelenmiş olsalar gerektir.

Buradaki didaktik sonuç cümlesi, bir oyuncu olarak özellikleriniz ve farklılığınız karşınızdaki oyuncuyu alaya alacak bir beden dili ile oynamaya neden oluyorsa, gelinen yer ile bulunulan yer arasındaki mesafede yabancılaşmışsınız cümlesi olsa gerektir. Tabi şov dünyasının “Ne kadar çok görünürsen o kadar varsın” tüketim metalaştırmasının da bu davranışlardaki payını unutmamak gerekir.

4

Dünya Kupası’nı izleyen ve futboldan belli ölçülerde anlayan herkes şunu çok iyi görmüş olsa gerektir;

  1. Takım oyunu ve oyuncuların takım oyununa uyum özellikleri, bireysel oyuncu özelliklerinin önüne geçmiştir.
  2. Teknik kapasite ve kondisyon belirleyici olmaktan çıkmış, olması gereken temel koşullar olmuştur.
  3. Taktik beceriler, taktik becerilerin karşı takıma göre yapılandırılması, oyuncuların taktik görevleri yerine getirmedeki sorumluluk ve beceri düzeyleri belirleyici olmuştur.

Bundan sonra da bu üçüncü madde daha önem kazanacaktır. Bunun içindir ki, eğer iyi bir futbol düzeyi ve standardı oluşturmak isteniyorsa futbol altyapı eğitimlerinde “taktik” eğitim büyük derecede önemlidir.

5

1. Farklı özellikleri olan bir oyuncunun oyun içinde bu özelliklerini ve farklılıklarını sergileme olanağını ve fırsatını yaratan şey diğer oyunculardır, yani takımıdır. Örneğin; Messi-Barcelona, Messi-Arjantin.

2. Bir takım özellikleri olan oyuncuya göre ve ona bağımlı şekilde değil, yalnızca onun özelliklerini sergileyebileceği şekilde oynayabilir. Örneğin; Ronaldo-Portekiz, Ronaldo-Real Madrid.

3. Bir oyuncu farklı özelliklere sahip “özel bir oyuncu” olabilir. Ama onun için takımı için oynamak daha önceliklidir. Örneğin; Cavanni-PSG, Cavanni-Uruguay.

4. Bir oyuncu farklı özelliklere sahip özel bir oyuncu olabilir. Ama takımı için oynarken aslında kendisi için oynar ve oynarken de bunu hissettirir. Örneğin; Neymar-Brezilya, Neymar-PSG.

6

Önceki bölümlerde değindik ama bir kez daha “Kara Kıta Afrika”….

Sarı ve kızıl toprakların siyah güzel insanları ve onların güzel futbollarına ne oldu?

Gana’sı, Nijerya’sı, Kamerun’u ve daha birçok “patlayan Afrika futbolu” nereye kayboldu?

Nereye gitti o futbol? Neden daha da gelişerek dünya futboluna damga vuramadılar?

Dünya futbolunu moda deyimi ile niçin “domine” edemediler?

İşte biz bu gerçeğe ve sonuca “endüstriyel futbol”un gerçeği ve sonucu diyoruz. Yani piyasa üretim ve tüketim tarzı futbol.

Önce özellikli ardından yetenekli çocukların Avrupa’nın paralı ticaret işletmeleri olan kulüpleri tarafından spor emek göçüne tabi tutularak ele geçirilmeleri, satın alınmaları ve işletilerek tüketilmeleri, bununla rekabet edemez Afrika ülkeleri kulüpleri ve ligleri ve milli takımlardaki uyum sorunları ve dahası değersizleştirilmesi.

Sonuç; kıta olarak folklorunu ve bireysel özelliklerini futbola yedirerek kendi stilini ve ekolünü yakalayan Afrika futbolu ticaret ve sömürü futboluna kurban edilmiştir.

Yok olmamıştır ve yok olması istenmez zaten. Ama var olması da istenildiği kadar ve istenildiği düzeyde olacaktır o kadar.

7

Dünya Kupası notları arasında Çin ile ilgili bazı notlar paylaşma ihtiyacı gelecek Dünya Kupaları açısından fikir verici olması açısından önemli olsa gerektir. Asya futbolu konusunda daha önceki notlarımızın arasında futbolun Asya coğrafyasına ve folkloruna uygunluğu konusunda birkaç cümle ederken, “Asya futbolu kendine has oynamalıdır, Avrupalı gibi oynamaya çalıştığı sürece başarılı olma olasılığı zayıftır” demiştik. Bunu söylerken futbolun önce stil ve ekol olmaya evrilişlerine vurgu yapmaya çalışmıştık. İşte bu bağlamda gelecek Dünya Kupalarında Asya’nın futboldaki başat ülkelerinden birisi de Çin olabilir.

Dünya ticaretinin en büyük devi Çin olsa gerek. Bunun Çin ekonomisine ve büyümesine katkıları ekonomistlerin işi olsa gerek. Lakin diğer kapitalist modele sahip, emperyalist ülkelerin en büyük sorunlarından birisinin de Çin olduğu savı, söz konusu emperyalistlerin oralardaki yatırımları düşünüldüğünde tartışmalı bir durum olsa gerek.

Çin kapitalizm ile tanışınca ucuz emek, hammadde ucuzluğu ve ulaşılabilirliği ve çeşitli kalitelerde seri ve çok üretim nedeniyle çok büyüme gösteren bir ülke.

Ama konumuz bu değil. Konumuz futbol.

Futbolda da uluslararası endüstriyel futbola ayak uydurmak ve hatta en iyilerinden birisi olmak isteyen Çin bu alanda popüler adımlar atarken, göstermelik bir futbol toplumu oluşturmaya ve asıl iş olan geleceğin “ticari futbol” imparatorluğunu da ele geçirmek üzere kısa, orta ve uzun vadeli planlamalarıyla dikkat çekici bir yol izliyor.

Türkiye futbol tarihinden çok daha kısa bir sürede almış oldukları mesafe bazı açılardan tartışmalı olsa da amaca yönelik olması bakımından önemli ve bizden ileridedir. Önümüzdeki üç, beş ve on yıllarda alacakları mesafe ve düzey Türkiye’yi çok geride bırakacak türdendir.

Mesela Çin, işe başlarken “Çin Futbol Direktörü” tayin ederek başlamadı ve başlamayı düşünmüyor. Orada bir adam veya adamlara bağlı bir sistem değil, sistemlere bağlı adamlar modeli söz konusu.

Uzatmayalım ve futbol altyapı açısından bazı rakamlar vererek ne demek istediğimizi örnekleyelim.

Çin ekonomisinin en üst düzey planlama organı sayılan Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu’nun 2050 yılına uzanan projelerine bakılacak olursa, söz konusu futbol yatırımlarının bir ülke politikasına dönüştüğünü söylemek mümkün.

Ülkeyi adeta bir “futbol fabrikası” haline getirmeyi amaçlayan projeler; kısa, orta ve uzun vadeye yayılmış durumda.

Buna göre 2020 yılına kadar ülke çapında 20 bin futbol okulu ve 70 bin futbol sahasının açılması, bu sayede ilk ve orta öğrenim çağından yaklaşık 30 milyon öğrencinin futbola yönlendirilmesi düşünülüyor.

Kısa vadede en büyük amaç, iki veya üç Çin kulübünün önümüzdeki 4 yıl içinde Asya’da düzenlenen turnuvalarda baskın rol oynaması planlanıyor.

Her 10 bin kişi için bir stat inşasını öngören orta vadeli planların temel hedefi ise, 2030 yılına kadar erkek milli takımını Asya’da, kadın milli takımını ise dünyada zirveye oynar duruma getirmek.

Son açıklanan FIFA sıralamasına göre kadın milli takımı 12, erkek milli takımı ise 81. basamakta yer alıyor.

Planın son aşamasında ise Çin’in 2050 yılına kadar dünya futboluna yön veren bir süper güç haline gelmesi öngörülüyor.

Bunlara dair söylenmesi gereken özet üç cümle şu olabilir:

  1. Çin “ulusal bir futbol modeli” ile işe başlamaktadır.
  2. Çin işe başlarken aynı zamanda popüler bir futbol politikasını da benimseyerek içeride ve dışarıda “cazip futbol ülkesi” olmayı stratejik olarak uygulamaya koymuş bir ülkedir.
  3. Tüm bunlara rağmen Çin halkının ve Çin coğrafyasının bir futbol ülkesi olmak için ne derece yatkın olup olmadığını zaman gösterecektir.

8

Türkiye’ye gelince…

Türkiye spor ve futbol konusunda geleceğe ilişkin nerede ve ne yapıyor? Sorusunun cevabı şimdilik umut verici değil. Çünkü uzunca bir süredir kamusal spor modelinden vazgeçilmiş, spor daha ziyade özel birer teşebbüs niteliği taşıyan kulüplere ve her nedense belediyelerin ilgi alanlarına devredilmiş durumda. Spora ve futbola ilişkin yatırımlar insana, topluma ve geleceğe odaklı değil; insan, emek ve verimlilik merkezli hiç değil.

Öncelikli sorun Türkiye’nin tüm çocuklarının ve gençlerinin spora ulaşabilirliğinin sistematik bir biçimde sağlanmasıdır. Bu ancak ve öncelikle yerel ve mahalli spor kulüplerinin herkese açık “spor yapma hakkına” uygun şekilde modellenmesi ile mümkün olabilecek bir şeydir.

Önce toplumsal ve toplumcu spor modeli, bu model ile ilişkilendirilmiş elit ve yarışmacı spor ve sporcu eğitim modelinden oluşan bir spor politikasını hayata geçiremediğimiz sürece harcanan emekler, zaman ve paralar amacının dışında harcanmaya devam edecektir.

İlgili yazılar: