Tepedeki Sahne üzerine söyleşi | “Çocukların tiyatro izleyebilme hakkına sahip çıkıyoruz”

İzmir’de Çiğli Güzeltepe Halkevi içerisine kurulan ve iktidarın kültür sanat alanındaki yıkım ve gericileştirme politikalarına bir başkaldırı, bir karşı kültür yaratma iddiasıyla çıkan Tepedeki Sahne’yi Şubadap Çocuk’dan Serdar Türkmen ve Moyo Masal Tiyatrosu’ndan Duygu Şahlar ile konuştuk

İzmir’de Çiğli Halkevi’nin orta yerinde bir tiyatro sahnesi. İktidarın kültür sanat alanındaki yıkım ve gericileştirme politikalarına bir başkaldırı, bir karşı kültür çalışması. Çocukların “tiyatro izleyebilme hakkı”na sahip çıkan, mahalle arasında bir çocuk tiyatrosu: Tepedeki Sahne.

Çiğli’de başlatılan “karşı kültür” çalışmasını Moyo Masal Tiyatrosu’ndan Duygu Şahlar ve Şubadap Çocuk Orkestrası’ndan Serdar Türkmen ile konuştuk.

Tepedeki Sahne’yi açarken aklınızda ne vardı, şehir merkezine uzak bir mahalleye sahne kurma fikri nasıl gelişti?

Serdar Türkmen: AKP iktidarı toplumu gericileştirmenin bir biçimi olarak mekanları dönüştürüyor. AKM’nin yıkılması AKM’nin sadece bir mekan olarak kaybedilmesi değil, aynı zamanda bütün kentlerde kültür merkezlerinin işlevsizleştirilmesi, içlerinin boşaltılması demek. Buraların iktidardan farklı sözler söyleyen kitlelere tahsis edilmemesi üzerine artık bizler gibi ekiplerin, iktidara paralel sözler söylemeyen sanat gruplarının sahne bulamamasına yol açıyor. Dolayısıyla geçmişten bu güne aktarılan kültürü de geleceğe aktaramıyoruz. Bu mekansal saldırıya karşı kültürün de bir cevabı olmak zorunda. Böyle bir mekan mücadelesinin cevabı Tepedeki Sahne.

Duygu Şahlar: İzmir’in kültür sanat dağılımına baktığınızda büyük bir kısmı Alsancak civarında birikmiş halde. Bu sonucu görünce “Diğer taraftaki çocuklar/insanlar sanatla nasıl buluşacak?” sorusunu sorduk.

Daha önceleri Çiğli Halkevi’nin içinde boş bir alanda masal anlatmaya başladık. Oraya bir sahne kursak hem çocuklar da yetişkinler de kullanır; hem de çocuklar kendi tiyatro ekiplerini kurar düşüncesiyle işe giriştik. Çünkü bu çocukların kültür sanat etkinlikleriyle buluşması çok zor oluyor. Ya okullarda paralı oluyor ya da şehir merkezine inmek zorunda kalıyorlar. Bu, bölgenin kültürlenmesi için çok önemli bir adım olacaktı.

Sahnenin kuruluş süreci nasıl gelişti? Bir sahne kurmanın, özellikle mahalle arasında bir sahne kurmanın ne gibi zorlukları var?

S. T.: Açık dayanışma çağrıları yaptık. Herhangi bir sponsor kabul etmeden, “halk sponsorluğu” ile bir sahne kurmuş olduk. Sahnede kullanılan perdeler ve ekipmanların tamamını bağış olarak kabul ettik. Sahne perdelerini mahalleden bir kadın dikti, ışıklar tiyatrocu arkadaşların hediyeleri oldu.

D. Ş.: Tepedeki Sahne neredeyse profesyonel bir sahne halini aldı. İzmir’in tüm topluluklarına haber gönderdik. Bugüne kadar 4-5 farklı ekip geldi gösterimlerini yaptı ve yapmaya devam ediyor. Etkinliklerin tamamı ücretsiz oluyor. Gelen ekipler kendi imkanlarıyla dayanışma için geliyorlar. Farklı bir kültürlenme alanı açmaya çalışıyoruz.

Yaklaşık 10 haftadır çeşitli etkinlikler yapılıyor, mahallede ve çocuklarda ne gibi karşılığı oldu bu etkinliklerin?

S. T.: Her hafta 60 civarında bir çocuk geliyor. Bunun sonuçları şimdi değil 10 yıl sonra ortaya çıkacak. Nasıl ki Halkevleri’nin yaz okulu çocukları büyüdü, yaz okulu eğitmenleri olmaya başladı, Halkevleri ile hiç ilişkisi kalmasa bile bulunduğu ortamda bambaşka bir söz söylüyor, bambaşka davranıyor. Buradan da böyle sonuçlar çıkacağından eminiz.

Gösterilerimizin bazıları çok az kişiyle geçebilir ama bu bir ısrardır. Çünkü iktidar 10 yıllık bir ısrarla dönüştürüyor toplulukları. Bizim de aynı sabırda olmamız lazım. Dolayısıyla nerede yaşarlarsa yaşasınlar, çocukların nitelikli kültür sanat eserleri ile buluşturulması görev ve sınıflar mücadelesinin artık bir parçası. Özellikle de yoksul mahalleler açısından. Çocukların bu kadar kültür sanat etkinliklerinin dışına itildiği bir ortamda başka bir karşı kültür hamlesi ile buraya girmiş oluyoruz.

D. Ş.: Güzeltepe Mahallesi’ni nasıl seçtik? Aslında İzmir’in geneline baktığınızda burada kültür sanatın faaliyetlerinin olmaması, kimsenin buralara gelmemesi, gelmesinin çok zor olması bizim için tetikleyici oldu. Burada gönüllü olarak bir şeyler yaptık. “Televizyonları kapatalım” diyoruz, ne yapacağız televizyonları kapatınca? Yerine alternatif koymayınca “yapmamamız gereken şeyleri yapmamak” bizi tekrar boşta bırakıyor. Bir ilke belirledik ve “Her cumartesi bir çocuk etkinliği yapalım” dedik, yapmaya da devam ediyoruz.

Çocuklarla çok farklı biçimler deneyebiliyoruz. Tertemiz bir zihinle oturdukları için kültürlenmenin hangi biçimini verirsek onu alıyorlar. Mesela çocuklarla fuaye yapıyoruz oyunlardan sonra. Bu, çocuklar için etkili bir biçim. İzledikleri oyun üzerine sorular sormak sorgulamak…

Tepedeki Sahne bir model. Bu tip çalışmaları kendi mahallesinde yapmak isteyenler için neler söylersiniz?

S. T.: Tek bir mahalledeki bir sahne ne işe yarar? Aslında bir işe yaramaz. Bu tip çalışmaların bir model olarak gösterilmesi ve yaygınlaştırılması gerekli. Tepedeki Sahne mikro bir çalışma ama bunu gören insanların aldıkları feyizle bir anlamı olabilir bizim yaptıklarımızın.

Tiyatro ekipleri, müzik grupları, sinemacılar çocuklarla ve yetişkinlerle farklı alanlarda buluşma ihtiyacındalar. Hiç birinin ürünü televizyonlarda yayınlanmıyor, dergilere çıkamıyorlar. Biz nerede buluşacağız? Sanat, izleyenini, dinleyenini nerede bulacak? O alanları da bizim yaratmamız gerekli.

D. Ş.: Dışarıdan birisi gidip “Şuraya, şu ölçülerde bir sahne yapalım” dediğinde olmayacaktır. Önce çok emek verecek, mahalleyi tanıyacak ve o mahalledeki mücadele eden topluluklarla ilişkiler kuracak.

Burada Halkevi’nin yıllardır yaptığı çalışmalar bizim önümüzü açtı. Biz herhangi bir yere gidip bir sahne açtığımızda, ne arkamızda bu kadar güç olurdu ne de yerleşik bir iş kurmak için bu kadar cesur olurduk. Bu ilişkilerin kurulduğu her yerde kurulabilir bu sahneler. Mesele orada bir şeyler biriktirmek. Yeniden yeniden yapmak. O biriken hareket sahne de olur, müzik evi de olur. Mesele karşı kültürü yaratabilmek.

Söyleşi: Ozan Cırık