Seçimde sona doğru: Erdoğan’ın politik geleceği ve hedef tahtasına oturtulan HDP – Mustafa Peköz

HDP’nin ciddi yetmezliklerine rağmen, AKP iktidarının yanlış politik kararları seçmenin HDP’ye sahip çıkmasını sağlıyor. HDP, bu kısa zaman diliminde stratejik hatalar yapmamaya özen göstermeli ve toplumun beklentilerine uygun davranmalıdır

Seçimlerin son haftasına girilirken, saldırılar ve provokasyonlar artmaya başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın HDP’nin baraj altında bırakılması için AKP’nin iç toplantısında yaptığı ‘vahim’ konuşmanın basına sızmasından sonra meselenin önemi çok daha fazla arttı. AKP’nin bir tek seçim stratejisi var: HDP’nin baraj altında bırakılması. Bu sağlandığında hedeflerine ulaşmış olacak.

7 Haziran 2018 tarihinde Sendika.Org’da yayımlanan ‘Dengeler Muhalefet Lehine Değişiyor’ başlıklı makalemde “… HDP’nin seçim çalışmalarına, yöneticilerine ve hatta tanınmış bazı Kürt şahsiyetlere karşı saldırılara girişmeleri sürpriz sayılmaz. Bu nedenle HDP’nin, bu tür kışkırtmalara karşı önlem alması, dikkatli olması ve tersten tahriklere gelmemesi gerekir” demiştim. Son birkaç günkü gelişmeler dikkate alındığında yukarıda dile getirdiğim “olumsuz” kaygılar maalesef karşılık bulmaya başladı.

Öncelikle şu tespiti yapmakta yarar var: AKP belki de 16 yıllık iktidar döneminin en ciddi stratejik hatasını, “baskın” olarak da tanımlanan erken genel seçim kararı almakla yaptı. MHP’nin yönlendirmesiyle erken seçim kararı alınmasının, sadece muhalefeti hazırlıksız yakalama hedefiyle gerekçelendirilemeyeceği, politik arka planında daha ciddi hesapların yapıldığı biliniyor. AKP-MHP-BBP üçlüsünün oluşturduğu “Cumhur İttifakı”; hem parlamentoda ezicisi bir çoğunluğun sağlanması hem de cumhurbaşkanlığının çok rahat kazanılması hedefi üzerine kuruldu.

İktidar gücünü önemli oranda kontrol eden, Afrin’e yapılan “büyük” operasyonla toplumsal desteği arkasına aldığını düşünen ayrıca devletin bütün olanaklarını ve kurumlarını istedikleri gibi kullanabilen AKP-MHP ittifakı, erken genel seçim kararıyla mutlak hâkimiyet kuracağına inanıyordu. Seçimlerde elde edecekleri başarıyla ülkenin politik geleceğini belirleyen güçler olarak her istediğini yapabileceklerdi. Muhalefet de ciddi oranda tasfiye edilecek ve sıklıkla gündemde tutulan “tek adam” rejimi için bütün koşullar hazırlanmış olacaktı.

AKP-MHP iktidarı; tahmin etmedikleri bir muhalefet direnciyle karşı karşıya kaldılar. Kafalarında oluşturdukları planlar altüst oldu.  Öyle ki, “Cumhur İttifakı” süreci belirlemekten çıkıp muhalefetin belirlediği gündemin arkasında sürüklenmeye başladı. Erdoğan’ın CHP’nin cumhurbaşkanı adayını muhatap almak üzere belirlediği seçim taktiği tersten aleyhine dönmeye başladı. Hem Kılıçdaroğlu’nun hem de Muharrem İnce’nin belirlediği seçim stratejisi AKP ve Erdoğan’ı oldukça zorda bıraktı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, belki de ilk kez bu seçimlerde toplum tarafından ciddiye alınır bir talep ileri süremedi. Konuşmalarında iddiasızlık belirgin olarak hissediliyor. Tüm dikkatini mevcut oy potansiyelini korumaya vermiş durumda. Bunu da başaramıyor ve oy kaybı yaşıyor. Anketlere göre seçim stratejisi belirleyen Erdoğan, güç kaybetse de iktidarda kalmanın tek yolunu HDP’nin baraj altında bırakılmasında görüyor. Bu bakımdan AKP’nin iç toplantısında (AKP mahalle başkanlarıyla yapılan sahur buluşmasında) yaptığı değerlendirmeler oldukça önemli ve ciddi tehlikeler içeriyor.

Söylediğinin suç olduğunu biliyor

Erdoğan, HDP’nin baraj altında kalması için bütün olanakların kullanılması gerektiğine dikkat çekiyor. Her yöntemin denenmesi ve kullanılması için talimat verirken, söylediğinin esasen “suç” teşkil edeceğini bildiği için “Bunu dışarıda konuşmam ama burada sizlere söylüyorum diyor. Çalışmaların pek de iyi gitmediğine ve “7 Haziran 2015 seçimlerine benzer bir sürecin oluşma olasılığına” dikkat çekiyor. Bu olasılığın gerçekleşebileceğini belirten cumhurbaşkanı her yöntem kullanılarak buna “izin verilmemesi” gerektiğini vurguluyor.

AKP’nin oylarının % 40-42, MHP’nin de % 4-5 civarında olduğu ve MHP’lilerin yarısından fazlasının cumhurbaşkanlığında Erdoğan’a vermeyeceği öngörülüyor. AKP’nin kaybetme olasılığı oldukça yüksek, bu nedenle tek çözüm, HDP’nin baraj altında bıraktırılmasıdır. Bunun için de  “fiziki saldırılar, mahallelerde muhalifleri fişleme, sandıkların kontrolünü ele geçirme” gibi her türlü metot kullanılarak müdahale edilmesi talimatını veriyor. Erdoğan’ın konuşması kısa ve özet, anlamı şu: HDP baraj altında bırakılamazsa AKP iktidarı kaybeder. Çünkü birinci turda HDP’nin barajı aşıp parlamentoya girmiş olması, Erdoğan’ın ikinci turu kaybetme olasılığını artıracaktır.

Şu soruyu sormak gerekir; Erdoğan’ın konuşmasını kim sızdırdı? Bu sızdırmadaki amaç nedir? Bu sorunun olasılıklı yanıtları 24 Haziran 2018 sonrası dönem bakımından da bize bir fikir verebilir.

Birkaç noktaya dikkat çekmek gerekiyor:

Birincisi, Çakıcı ve birkaç ülkücü kökenli adli mahkûma af çıkartılmasına karşı çıkan Erdoğan değil, devlet içerisindeki farklı güç odaklarıdır. Erdoğan af üzerine tek bir kez konuştu ve zamanın darlığından bahsetti. Bütünüyle reddetmedi ve seçim sonrasında olabileceği mesajını verdi. Bir bakıma seçim öncesi HDP’nin engellenmesinin mükâfatının seçim sonrasına bırakılacağını ima etti.

İkincisi, Erdoğan’ın konuşmasının basına sızdırılması sıradan bir gelişme olmayıp devlet içindeki klik çatışmalarının bir başka yansımasıdır. AKP’li birinin kendi telefonuyla kayıt yapıp kamuoyuna sunduğu bir girişim olmadığı açık. Böyle düşünmek politik saflık olur. Aynı zamanda Erdoğan’ın devleti kontrol etmede ciddi sorunlar yaşadığını ve yarın çok daha farklı kayıtların gündeme gelebileceğini gösteriyor. Bu videoyu kamuoyuna sızdıran, Erdoğan’ı dikkatle izleyen bir güçtür.

Üçüncüsü, Erdoğan’ın HDP için söyledikleri, iktidarını korumak için toplumsal kaosu derinleştirecek bir kısım adımların atılabileceğini gösteriyor. Devlet içindeki bir politik eğilim, Erdoğan’ın HDP’ye yönelik izlediği stratejinin gelecek için ciddi sorunlar oluşturacağını düşündüğü için deşifre etme kararı aldı. Örneğin birkaç gündür yaşanan olayların çok ötesinde doğrudan bireyleri hedefleyen daha ciddi saldırıların olmasına karşı yapılan bir deşifrasyon olarak okunabilir. Bir başka ifadeyle bundan sonra HDP’ye ve bir kısım insanlara yönelik saldırıların artmasının sorumluluğu doğrudan cumhurbaşkanı Erdoğan’a yüklenecektir.

Dördüncüsü, devletin stratejik aklı, HDP’nin baraj altında kalmasını isteyebilir ve bunu başarmak için bir kısım planlar da yapabilir. Bu olasılık her zaman vardır. Ancak HDP’nin parlamentonun dışında bırakılmasının devletin geleceği bakımından ne gibi sorunlar doğuracağı üzerinde tartışıldığı ve özellikle toplumsal kaos yaratarak engellenmesinin pek tercih edilmediği anlaşılıyor.  Bunun bir başka anlamı şudur; önümüzdeki bir hafta içinde HDP’nin seçim çalışmalarına yönelik saldırılarda artışlar olabilir ancak kamuoyuna mal olmuş bir kısım politikacılara veya kanaat önderlerine yönelik doğrudan saldırılara izin verilmeyeceği anlaşılıyor. Hiç şüphesiz ki yine de dikkatli olmak, tedbiri elde bırakmamak gerekir. Devletin içindeki kliklerin devlet tarafından kontrol edilen farklı güçleri kullanma olasılığı hesaba katılmalıdır.

Beşincisi, Erdoğan’ın HDP barajı aşamadığı takdirde “AKP’nin çok daha avantajlı konuma geleceğini” söylemesi HDP’li olmayan, normal koşullarda HDP’ye oy vermeyi düşünmeyen ama AKP iktidarının gitmesini de isteyen kesimleri dahi HDP’ye yönlendirecektir. Aynı şekilde yıllardır AKP’ye oy veren Kürt seçmen kitlesinde ciddi bir tepki oluşacaktır ve oylarını reaksiyoner olarak HDP’ye vereceklerdir. Videoyu sızdıran güç, bu gerçeğin farkındadır. Böylelikle videonun Erdoğan’a karşı tepkisel bir potansiyele dönüşeceğini hesapladıkları anlaşılıyor.

Erdoğan’ın HDP’yi hedefleyen ve ‘dışarıda söyleyemem’ dediği talimatın, HDP’ye tepkisel olarak % 1-1,5 oy kazandıracağını söylemek abartı olmaz. HDP’nin % 12 civarında görünen oyu % 13-13,5 bandına yükselme olasılığı oluştu denebilir. Burada HDP’lilerin hata yapmaması, çok dikkatli davranmaları gerekir.

Altıncısı, Cumhurbaşkanı, AKP’nin yöneticileri ve bakanları hatta Devlet Bahçeli ortak bir kararla Demirtaş’ı hedef tahtasına oturttular. Cumhurbaşkanı, Demirtaş’ı “terörist başı” olarak tanımladı ve hatta ‘idam’ için yeşil ışık yaktı. Bunun hiçbir inandırıcılığı ve gerçekliği olmamasına rağmen neden bu söylemlere yöneldiler. Öncelikli olarak MHP’li olup cumhurbaşkanlığında Erdoğan’a oy vermeyecek büyük bir kitle var. MHP’lilerin yaklaşık % 60’ının Erdoğan’a oy vermeyeceği hesaplanıyor. Bu oran Türkiye ortalamasının yaklaşık % 2,5’ine tekabül ediyor. Anlaşılıyor ki, Erdoğan parlamento seçimlerini kaybedecek ancak MHP’nin geride kalan oylarını alarak cumhurbaşkanlığını garantilemek istiyor. Kürtlerden beklenilen oyu alamayacak. Seçim hilelerine rağmen HDP’nin barajı aşacağı görülüyor. Geriye Erdoğan’a oy vermek istemeyen MHP tabanı kalıyor. Demirtaş’ı ‘terörist başı’  olarak tanımlaması, ‘idamı’ gündeme getirmesi, MHP’nin milliyetçi oylarının tamamını almaya yönelik hamlelerdir. Aynı şekilde seçime bir hafta kala Kandil operasyonu da milliyetçi tabana yönelik bir hamledir. Peki etkili olur mu? Etkili olma olasılığı zayıf görünüyor. MHP tabanında kendisine oy vermeyenlerden ek olarak % 1 civarında oy alabilir. Ancak tersten AKP’ye oy veren ama Selahattin Demirtaş’ı da önemseyen yaklaşık % 2’lik Kürt kökenli seçmen de kopabilir. Bu bakımdan HDP’ye ve Demirtaş’a yönelik bu tür saldırılar özellikle HDP’nin oyunu artırmaya yarar.

Yedincisi, bir haftalık süreç HDP için de son derece önemlidir. Önümüzdeki birkaç gün içinde farklı bölgelerde HDP’ye yönelik saldırılar olabilir. Özellikle Kürt seçmen kitlesinin yoğun olduğu illerde seçim günü bir kısım ciddi provokasyon hazırlıkları gündeme gelebilir. Devletin resmi güçlerinin seçimlere müdahalesi mümkün olabilir. Bu saldırılara karşı dikkatli olmak, geri adım atmamak ama aynı zamanda provokasyonlara izin vermemek gerekir.

Bu dönemde HDP’nin sokaklarda seçim çalışmalarından çekilmesini sağlayacak psikolojik bir kırılma yaratmaya çalışacaklardır. Özellikle mitinglere yönelik olarak “saldırılar olacak” biçiminde istihbarat raporlarının HDP merkezine iletilmesi sürpriz olmaz. Son bir haftadır, “saldırı hazırlığı içinde olan IŞİD militanlarının yakalanmasının” medyaya yansıması esasen psikolojik bir yönlendirmedir. Bunlara aldırmadan, gerekli tedbirleri alarak, daha dikkatli olunacak şekilde hiçbir miting ertelenmemelidir.

HDP’nin ciddi yetmezliklerine rağmen, AKP iktidarının yanlış politik kararları seçmenin HDP’ye sahip çıkmasını sağlıyor. Dipten gelen dalga en çok HDP’nin oy potansiyeline yansıyacak gibi görünüyor. HDP, bu kısa zaman diliminde stratejik hatalar yapmamaya özen göstermeli ve toplumun beklentilerine uygun davranmalıdır. Dikkatler seçimlerin kazanılmasında olmalı. Toplumun çok farkı politik ve sosyal katmanları HDP’nin barajı aşması için destek verecek. Bunu korumak ve sahiplenmek HDP’nin görevidir.

[email protected]