Kritik Günler- Mehmet Yılmazer (sodap.org)

Yaşanan Suruç olayları sonrası böyle davranışların daha ustaca ortaya konması bu provokasyonlara verilecek en güzel cevap olur. Bunca deney sonrasında halkların böyle bir bilinci kazandıklarına şüphe yoktur. Bildik “derin devlet” provokasyonlarının çizmeye çalıştığı lanetli kadere mahkum değiliz

Seçimlere çok az bir süre kaldı. Hala anketler “Saray ittifakı” için umut verici değil. Böyle durumlarda bu ülkede neler olur biliniyor. Son günlerde iki dikkat çekici gelişme yaşandı. “Kandil’e operasyon” bunlardan ilkiydi. Ancak Saray sözcüsü Abdülkadir Selvi’nin itiraf ettiği gibi operasyon beklenen “heyecanı” yaratmadı. Bunun tamamen seçime yönelik bir adım olduğunu anlamak için fazla bir zekaya gerek yoktu. Hemen tüm muhalefet partileri bu yönde açıklamalar yaptılar. Kandil operasyonunun devamında neler olacağını yaşayıp göreceğiz, ancak şu haliyle heyecan yaratmadığı gibi, Saray’ın amacına da hizmet etmeyebilir.

Diğer önemli gelişme Erdoğan’ın AKP içinde basına kapalı toplantılarda partililere verdiği talimatlardır. İki kayıt sosyal medyada dolaşıyor. Erdoğan’ın “HDP barajın altında kalmalıdır. Bu işi sandığa girmeden bitirin” talimatının arkasından Malatya’da ve Kocaeli’nde HDP masalarına saldırılar yaşandı. Fakat en önemlisi Suruç’ta yaşananlardır. Olaylarda dört ölüm olduğu söyleniyor. Bu provokasyonların devamı gelebilir. “Derin AKP” harekete geçmiş görünüyor.

Lanetli alın yazısı bir kez daha hükmünü sürdürecek midir? Yüzlerce kez tekrarlanmış kısır döngü bir kez daha işleyecek midir.?

Olayların bu noktaya geleceğinin güçlü işaretleri vardı. AKP’nin baskın seçim stratejisini dayandırdığı iki ayak çok kısa sürede çöktüğü için geriye provokasyonlar kalıyordu. İyi Parti’nin seçim dışı kalması ve HDP’nin büyük güç kaybı ile barajın altına düşmesi “Saray ittifakının” güvendiği iki temel dayanaktı. İkisi de hızla çöktü. Geriye bu ülke insanlarının çok iyi bildiği “derin” yapıların eylemleri kalıyordu.

Kandil operasyonu yeterince heyecan yaratmadıktan sonra Suruç’ta yaşananların etkisi ne olabilir? İktidar 7 Haziran seçimleri sonrasında yaşanan provokasyonların benzerlerini devreye sokarsa aynı etkiyi yaratabilir mi?

Bilindiği gibi cumhuriyet tarihi boyunca “devletin sahipleri” kendi egemenlikleri tehlikeye girdiğinde “derin devleti” sürekli olarak devreye soktular. Bu oyun uzun yıllar işledi, ancak tükendiği ve rolünü yitirdiği bir momente gelmeden edemedi. Bu, Yaşar Büyükanıt’ın genelkurmay başkanlığı sırasında 2005 yılında yaşanan Şemdinli’deki Umut Kitapevi’nin bombalanması olayıdır. Provokatörler, Büyükanıt’ın ifadesiyle “iyi çocuklar”, halk tarafından yakalandı ve olay deşifre oldu. Bu olay cumhuriyet tarihi boyunca hükmünü sürdürmüş “derin devlet”in büyüsünün bozulduğu an olmuştu.

“Gel zaman git zaman” devran döndü; cumhuriyetin “itilmiş kalkılmışları” iktidar oldu; hatta kendilerine bin küsur odalı Saray inşa ettirdiler. “Yüz yılın sabrı sonucu” elde ettikleri iktidarı 7 Haziran seçimleri sonrasında kaybetme tehlikesiyle yüz yüze gelince dehşete kapıldılar. Bu ülkenin “zencisi” olduklarını iddia edenler bu tehlike karşısında kendilerinden önceki “devletin sahipleri”nin yaptıklarının aynısını, hatta çok daha katmerlisini “FETÖ ve terör” gerekçesiyle uyguladılar.

7 Haziran 2015 sonrası üç yıla o kadar yoğun gerilim, savaş ve provokasyon yüklediler ki, Afrin harekatı sonrası ellerinde bu yolda kullanacakları fazla bir araç kalmadı. Şimdi Kandil operasyonu ve Suruç saldırısı gibi araçları deniyorlar. Ancak silahlarını çok hızlı bir şekilde tükettikleri için bu bildik yolların eski etkiyi yaratması zor görünüyor.

Yığınlar bu tür olaylara karşı bilinçlendikçe onları etkisiz hale getirebilir. Gezi’nin sonlarında 2014’de Lice’de kalekol inşaatına karşı insanların sivil duvar örmesi sonucu yaşanan ölümler halklar arasında büyük bir öfke yaratmış, kardeşlik duygularını yükseltmişti. Yine 7 Haziran seçimlerine giderken Diyarbakır mitinginde patlatılan bomba sonrasında katılanların inanılmaz soğukkanlılığı ile paniğe yol açmadan yaralıların alandan tahliyesi, derin devlet provokasyonlarının etkisinin sınırlarını ortaya koyan tarihi örnek oldu.

Yaşanan Suruç olayları sonrası böyle davranışların daha ustaca ortaya konması bu provokasyonlara verilecek en güzel cevap olur. Bunca deney sonrasında halkların böyle bir bilinci kazandıklarına şüphe yoktur. Bildik “derin devlet” provokasyonlarının çizmeye çalıştığı lanetli kadere mahkum değiliz.