HDP milletvekili adayı, Halkevleri eski Genel Başkanı Oya Ersoy: Barajları yıkacak birlikte tamamlayacağız!

Bir sosyalist aday olarak bu parlamentoya ve HDP listesinden aday olmanın anlamı ne? Adaylık sürecine ve milletvekilliğine nasıl bir anlam yüklüyor? Parlamento sosyalist siyasetin neresinde, sosyalist siyaset parlamentonun neresinde olacak? Biz sorduk, Ersoy yanıtladı…

Ersoy, seçim çalışması için gittiği Okmeydanı’nda, 10 Ekim Ankara Katliamı’nda yitirdiğimiz Meryem Ana’nın yakınları ile birlikte…

HDP’den İstanbul 2. Bölge milletvekili adayı olan Halkevleri eski Genel Başkanı Oya Ersoy’la yaptığımız söyleşide adaylık sürecini, sosyalist hareketle HDP arasındaki ilişkiyi, seçim sürecine ve sonrasına dair tespit ve öngörülerini konuştuk.

Bir sosyalist aday olarak bu parlamentoya ve HDP listesinden aday olmasının anlamı ne? Adaylık sürecine ve milletvekilliğine nasıl bir anlam yüklüyor? Parlamento sosyalist siyasetin neresinde, sosyalist siyaset parlamentonun neresinde olacak? Biz sorduk, Ersoy yanıtladı.

Neden milletvekili adayı oldunuz?

Ülkemiz, AKP’nin rejim değişikliği dayatması ile çok kritik bir siyasal dönemeçte ve siyasi çatışma, seçimlerden ibaret olmasa bile seçimler ekseninde ilerliyor. Bu, bizim niyetimizden bağımsız olarak var olan somut bir gerçeklik. Elbette sosyalistler bu sürece etkin bir şekilde müdahale etmeli. Faşizme karşı mücadelede dostlarımızla omuz omuza vermeli, Türkiye halklarının önüne konan barajları yıkmalı, Erdoğan’ı durdurmalı ve güçlü bir sol siyaset düzlemi oluşturmalıyız. Bu dönemin özgünlüğü içinde, seçim sonrasında Erdoğan’ın dayatmaları ile halkın iradesi arasındaki bir çatışmaya sahne olması muhtemel bir Meclis’te halkın sesinin duyulmasını da sağlamalıyız. Milletvekili adaylığı da bu müdahalenin, bu mücadele sürecinin bir parçası olarak değerlendirilmeli.

Genel anlamıyla TBMM, bu ülkede yasal düzlemin en üst siyasi mekanizmalarından ve orada bir milletvekili olarak, halkın iradesini temsil yetkisiyle bulunulabiliyor. Bilinen bütün kısıtlarına rağmen, bir siyasal düşünceyi ve topluluğu temsil etmek bakımından orada olmanın getireceği bazı avantajlar da açıktır ki mevcut.

Bu avantajların başında Meclis’i, sürdürdüğümüz mücadelelerin kürsülerinden biri olarak değerlendirmek geliyor. Kamusal haklar, kadın özgürlüğü, laiklik ve adalet mücadelesi başta olmak üzere sokakta sürdürülen her bir mücadelenin temsilcisi, dillendiricisi olacağım. Herkes emin olsun ki Meclis’te sokağın sesi, halkın sesi dile gelecektir.

Kabul etmek gerekir ki milletvekili sıfatı da hâlâ değer taşıyor, önemseniyor ve de faşizme karşı mücadelenin yükseltilmesinde, halkın hak mücadelelerinin geliştirilmesinde çeşitli olanaklar sunacaktır. Bu olanakları sonuna kadar zorlayacağımdan, zorlayacağımızdan herkes emin olabilir.

Ayrıca 16 yıllık AKP iktidarı toplumu kutuplaştırdı. Siyaset yapılmaya çalışılan her yer aynı zamanda kavga edilen yer bir oldu. Daha önce birbiriyle kavga etmesi çok da ihtimal dahilinde olmayan gruplar bile, örneğin MHP’liler ile Saadet Partisi üyeleri Ankara sokaklarında kavga ediyor. Seçimden sonrası için muhtelif senaryolardan söz edilebilir ancak en muhtemel senaryo AKP-MHP ittifakının Meclis’te çoğunluğu yitirmesi, Erdoğan’ın da iktidarı bırakmamakta diretmesi. Bu durumda oluşacak yeni Meclis de, saflaşmaların ve mücadelenin yoğun olacağı bir yer olacaktır. Biz de oradaki mücadelenin içinde olup sahneyi AKP’ye bırakmayacağız.

Bunlarla birlikte Erdoğan’ın başkanlık rejimi dayatması Türkiye’de siyasal temsiliyet düzenini “karıştırmış”, yeniden kurulmasını zorunlu kılmıştır. Uzun zamandır nesnel bir ihtiyaç olan ortak, güçlü bir “sol siyaset düzlemi”nin yaratılmasını artık vazgeçilemez hale getirmiştir.

Solun ortak hareketinin yaratılmasında kuşkusuz belirleyici olacak olan sokakta sürdürülen mücadele olacaktır. Gezi’den bu yana diktatörlüğe karşı onur, laiklik, eşitlik, kadın özgürlüğü, kent ve doğa savunusu, adalet mücadele eksenlerinde giderek büyüyen, direngen bir sol potansiyel ve bu potansiyelin örtük biçimde de olsa işaret ettiği bir program var.

Bu potansiyelle bağlantılı olarak emek ve meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri, toplumsal muhalefet içinde yer alan çeşitli oluşumlar ve elbette bunların eski ve yeni temsilcileri bu süreçte mutlaka bir işlev sahibi olacaktır; olmak zorundadır. Milletvekilliğini de bu işleve denk gelen sıfatlardan biri olarak değerlendirebiliriz.

Bugüne kadar parlamentoya bu kadar mesafeli durmuşken şimdi böyle bir karar almanızın nedeni nedir?

Bugüne kadar parlamentoya bu kadar mesafeli durmamızın ana nedeni, sömürge tipi faşizmin egemen olduğu ülkemizde temel mücadele alanının parlamenter alan olamayacağıydı. Bu tespit ve bu tercih değişmiş değil. Hatta Tayyip Erdoğan iktidarında daha da güçlenmiştir. Öyle ki milletvekilliği tercihinin, düzeni yasal sınırlar içinde kalarak değiştirme tercihi olarak algılanmasını da imkânsız hale getirmiştir. Açıktır ki bizim siyasi topluluğumuzun eli daha rahat, aklı daha berraktır. Benim milletvekili olmamla ne siyasal mücadelemiz Meclis’in duvarları arasına hapsolacak ne de siyasi kadrolar yüzünü asıl olarak Meclis’e dönecektir.

Belirtmemin gereksiz olduğunun farkındayım ama yine söylemek gerek sanırım, biz, düzeni yasal sınırlar içinde kalarak dönüştürmeyi amaçlayan bir yasal parti kurup onu da meclise sokmayı amaçlamıyoruz. Bu da bir tercihtir ama bizim böyle bir tercihimiz hiçbir zaman olmadı, şu an yaptığımız şeyin de böylesi bir tercihle alakası yok.

Tekrar olacak ama Meclis, Erdoğan’ın dayatmaları ile halkın iradesi arasındaki çatışmanın sahnelerinden biri olacak, bir siyasi kriz odağı olacak. Önümüzdeki dönem, doğrudur, Meclis’in işlevi azalacak ama kavgası çok olacak. Buna halkın çıkarlarını savunanlar olarak müdahale edebilmeliyiz. Siyasi yelpazenin, özellikle sağın her kesiminin temsil edildiği böylesi bir Meclis’te sosyalistlerin de olması gerekli.

Ayrıca şimdiye kadar, işçilerden beyaz yakalılara, üniversite gençliğinden liselilere, emeklilerden köylülere ve elbette kadınlara kadar çok değişik alanlarda sürdürdüğümüz mücadeleler ve yarattığımız örgütlenmelere bir de milletvekilliğinin avantajlarını eklemek Meclis’e değil, bu alanlara katkı yapacaktır. Meclis’te değil, sokakta milletvekili olmak hedefimi de belirtmeme gerek var mı bilmiyorum.

Neden HDP?                                                                

Tekrar tekrar altını çizelim, AKP-MHP ittifakının Meclis çoğunluğunu kaybetmesi için HDP yüzde 10 barajını geçmeli; Kürt halkının temsil hakkının gasp edilmemesi için HDP yüzde 10 barajını geçmeli. Genel bir doğru olarak, Erdoğan iktidarına son verilmesi için, faşizme karşı mücadelede Fırat’ın iki yakasındaki mücadeleler omuz omuza vermeli. Şurası çok net ki bu ülkede Kürt sorunu yok sayılarak demokrasi mücadelesi verilemez. HDP’den milletvekili adaylığını kabul etmek bu tercihin bir ifadesi. HDP’ye verdiğimiz desteğin, benim adaylığımın, barajın aşılması konusunda da etkili olacağını düşünüyorum.

Kürt siyasi hareketi ile birçok konuda aynı düşünmüyoruz. Örneğin, biz Kürt sorununu, ulusal sorun ekseninde değil ezilen halk sorunu ekseninde tarif ediyoruz ve çözümü konusunda da bu tespitten hareket ediyoruz. Ancak bu ülkede demokrasi mücadelesinin en temel şartlarından biri Kürt halkının yanında olmak, onlarla omuz omuza vermektir. Bu ülkede bir sosyalist düzen kurulacaksa Türk ve Kürt halklarının birlikte mücadelesi ile kurulacak.

Bu noktada CHP’ye de değinmeden geçmek doğru olmaz. CHP bu dönem, çeşitli gerekçelerle açıklanacaktır kuşkusuz, sağa yönelimi abartmıştır. İyi Parti ve Saadet Partisi ile kurduğu ittifak bir yana Saadet Partisi’ne Meclis’te grup oluşturabilmesi hedefiyle kendi aday listelerinde yer açmıştır. İttifak kurulduğuna göre baraj sorunu kalmayan bu kesimler zaten Meclis’te temsil edilecekler. Siyasal İslamcı şahsiyetlere Meclis’te grup oluşturmak için CHP seçmenini kullanmak ne zamandan beri sosyal demokrasinin işi oldu?

Üstelik CHP bunu yaparken bırakın sosyalistleri kendi bünyesindeki solcu, demokrat adaylara da listelerini büyük ölçüde kapamıştır. HDP’nin tam tersini yapması yani sosyalist hareketlerin HDP listelerinden Meclis’e girebilmesini tercih etmesi, CHP’ye “demokrasi dersi” olarak da okunmalıdır.

Ayrıca sosyalist, solcu milletvekillerinin Meclis’te yer alması, CHP’nin ulusalcılarına ve HDP’nin milliyetçilerine rağmen bu iki parti arasında, en geniş ifadeyle bir “köprü” oluşmasına da olanak sağlayacaktır.

Parlamentonun bu kadar etkisizleştiği bir dönemde milletvekili olarak ne yapabileceksiniz?

Tayyip Erdoğan’ın dayatması ve elbette şaibeli 16 Nisan referandumuyla değişen Anayasa ile Meclis’in en önemli işlevleri elinden alındı. Yargı ve yürütme üzerinde neredeyse hiçbir yaptırımı ve denetimi yok. Ancak siyaset sadece var olan yollardan gitmek değildir: Aynı zamanda kendisine yeni yollar açma yeteneğinin bulunacağı alandır. Ben bu konuda da sınırların zorlanacağı hatta çoğu durumda aşılabileceğini düşünüyorum.

Kaldı ki HDP’nin barajı geçmesi net bir sonuç yaratacaktır ki o da AKP’nin Meclis’te çoğunluğu kaybetmesidir. Bu durumda Erdoğan başkanlığı kazansa dahi Anayasa değişikleri yapamayacağı gibi her yasayı da Meclis’ten kolay kolay geçiremeyecektir. Bu durumun Erdoğan’ın sinirlerini yıpratacağını tahmin etmek zor olmasa gerek. Erdoğan’la dolayısıyla Meclis’teki AKP ve MHP’lilerle karşı karşıya gelineceği açık. Hem Erdoğan karşısında yer almak hem de kritik siyasal tercihlerde sosyalistlerin seçeneğini göstermek açısından o arenada bulunmanın işlevsel olacağını düşünüyorum.

Kazanamadığı durumda ise –ki ben kazanamayacağına inanıyorum-  Meclis çoğunluğunu da kaybetmiş bir AKP tam bir bozguna ve yok oluşa sürüklenecektir. AKP’siz bir siyaset sahnesinde sadece sağ zihniyetlerin var olmasının önüne geçmek için de sosyalist adaylık önemlidir. Restorasyonun tartışıldığı yerde düzen değişikliği bayrağını sallamak önemlidir.

Diğer milletvekillerinden farkınız ne olacak? Özel olarak ilgilendiğiniz bir mücadele alanı var mı? İddianız nedir?

Uzun yıllar boyunca milletvekilliğinin alışılagelmiş bir davranış biçimi ve milletvekilleriyle kurulan standart bir ilişki yerleşmişti. Neydi o? Milletvekili, Meclis içinde Meclis’in teamüllerine birebir riayet eder, partisinin verdiği görevleri yerine getirir ve parti disiplinine göre davranır. Seçildiği bölgenin seçmenlerinden gelen talepleri yerine getirmeye çalışır, bir sonraki seçimde yerini garantilemek için bolca vaat ve patronaj ilişkisi kurmak için debelenip durur. Bunların böyle olması yasalarda yazmaz sadece Meclis’in mahalle baskısı yıllar içinde bunu yerleştirmiştir.

Ancak hakkını teslim etmek gerekir ki HDP milletvekilleri bu yerleşik durumu değiştirdi. Milletvekilliğini tam da sözcüğün anlamı ile yani milletin vekili olmayı sadece mecliste değil, içine girdikleri her saflaşmada halkın yanında aktif tutum alarak gösterdi. Sebahat Tuncel’i Newroz gösterisine saldıran polis müdürüne tokat atarken gördük, Sırrı Süreyya Önder’i Gezi’de ağaçları söken kepçenin önünde gördük vs. Yeri gelmişken mücadelede omuz omuza verdiğimiz CHP’nin solcu, mücadeleci milletvekillerinin de hakkını inkar etmeyelim. Kuşkusuz bu tutumlar milletvekili sıfatı kullanılarak yapılabileceklerin sınırlarını ilerletmiştir. Artık yurttaşların da milletvekillerinden beklentileri farklılaşmıştır.

Halkın kavgasının olduğu her yerde, halkın yanında olmak bir tercih değil, zorunluluk olacaktır benim için. Bununla birlikte öncelikle ele alacağım konular da olacak mutlaka. Bunların başında kadın özgürlüğü mücadelesi geliyor. Kadınların faşizm ve dinsel gericilikle beslenen erkek egemenliğine karşı özgürlük mücadelesi, hayatın her alanında eşitlik mücadelesi bir kadın olarak önceliğim olacak.

Ve elbette laiklik, ağırlık vereceğim mücadele başlıklarından olacak. Toplumsal barışın, kardeşliğin ve birlikte yaşamın, kadınların eşitliğinin, demokratik bir ülkenin ön koşulu laikliktir. Dinci gericiliği ortadan kaldırmak, toplumsal yaşamın dinsel kurallara göre örgütlenmesinin, baskı altına alınmasının önüne geçmek için halkı koruyan, halkın çıkarına ve yararına bir laiklik anlayışının örgütlenmesi şarttır. Laiklik bizim açımızdan eskinin savunulması değil kadınların özgürleşmesi, bilimsel bir eğitim, Alevilerin eşitlik yurttaşlık hakkı, toplumsal yaşamın özgürleştirilmesi açısından elzemdir, geleceğe yönelik kurucu bir ilkedir.

Halkevleri olarak neoliberalizme karşı mücadelenin bayraktarlığını yaptık ve yapmaya da devam ediyoruz. Başta eğitim, ulaşım, sağlık ve barınma hakkı olmak üzere kapitalist pazara açılan bütün temel haklar için mücadele veriyoruz. Bu mücadele sonlanmayacak, aksine daha da büyüyecektir. Kentlerin ve doğanın yağmasına, kamusal varlıkların talanına ve emeğin güvencesizleştirilmesine karşı bir programı savunmak, emek ve hak mücadelelerinin güçlendirilmesi öncelikli görevim olacak.

Ve elbette ülkemizin en önemli sorunlarından biri olan Kürt sorununun çözülmesine katkıda bulunmak özel bir öneme sahip. Kürt sorununun çözülmesi için sadece siyasal kararlar almak yetmeyecektir. Halklar arasındaki düşmanlıkların giderilmesi, karşılıklı anlayışın, birlikte ortak bir yaşamın kurulması Kürt sorununun çözümünde asgari bir şarttır. Türk ve Kürt halkı faşizme, neoliberalizme, emperyalizme karşı mücadele içinde yeniden kardeşleşmelidir. Çünkü bizler, “barış ve kardeşlik içinde bir ülke kurmak istiyoruz” diyoruz.

Bağımsız bir sosyalist hat vurgunuz var. Bu, HDP içinde nasıl mümkün olacak?

HDP’nin bu seçimlerde farklı bir yol belirlediği herkes tarafından görülmüştür. Farklı siyasi oluşumlardan 10’a yakın sosyalist aday HDP listelerinden milletvekili adayı gösterildi. Ben de sosyalist kimliğimle Meclis’te HDP grubunda bulunmak için aday oldum. Ancak bu durum, izlediğim siyasi çizgiyi değiştirmeyeceği gibi bu çizginin gerek HDP içerisinde gerekse de Meclis düzleminde savunulmasını kuvvetlendirecektir. Bu ise HDP için de Meclis’teki muhalefetin bütünü için de olumlu bir etki yaratacaktır.

Tayyip Erdoğan’ın başkanlık dayatması siyaset düzleminin yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılmış durumda. CHP-İyi Parti-Saadet Partisi ittifakı bile kendi temsiliyetlerinden önce Erdoğan’ı geriletmek üzere kurulmuş bir zorunlu birliktelik. Dolayısıyla siyasal aktörlerin yeni döneme göre temsiliyet geliştirmeleri kaçınılmaz. Böyle bir düzlem içinde sosyalistlerin var olması, kendi sözlerini, programlarını görünür kılması ve düzen temsilcilerinden ayrışmaları da bir zorunluluk. Bu durum toplumsal siyasal mücadelenin her alanında olacaktır, Meclis ise bu yerlerden sadece biri, ona görev düştüğünde onu yerine getireceğime kendi adıma söz verebilirim.

Eklemek istediğiniz bir şey…

Kısıtlı bir zaman var, milletvekili adayı olarak seçim çalışmalarına başladım. Gönüllülerin katkılarıyla ilerleyeceğiz. Gönüllü toplantıları, merkezi ve yerel toplantılar organize ediyoruz. Mücadele alanlarımızda, yoksul mahallelerde, sokakta, mücadele arkadaşlarımızla buluşuyoruz.

Milletvekili adayı sıfatının bile toplumda bir karşılığı var. Aday çalışması kapsamında bir mahallede onlarca hatta yüzlerce insanın katıldığı toplantılar yapabiliyoruz. Ben HDP’nin İstanbul 2. Bölge 2. sıra milletvekili adayıyım ancak sınırlarımı bu bölgeler, adaylık sıralaması belirlemiyor. Erdoğan’ı durdurmak, sol siyaset düzleminin olanaklarını geliştirmek, kendi mücadele çizgimizi görünürleştirmek ve güçlendirmek bakımından seçim sürecinde yürütülecek çalışmaları başlı başına bir örgütlenme faaliyeti olarak ele alıyorum.

Barajları yıkacak birlikte tamamlayacağız, hepimize kolay gelsin.

WP-Backgrounds by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann