Dünya Kupası ilk notları – İsmail Topkaya

Futbol bir birikim meselesidir. Yani yaşanmışlıklardan süzülen gelen ve biriken öğretiler toplamı, deneyimler toplamı, dersler toplamıdır. Sonrası ekol olmaktır. Ekol olmak okul olmak ile eş değerdir. Kendinize özgü ama evrensel olabilme becerisi ve düzeyi ekol olmayı getirir

Dünya Kupası notları (1)

Dünya Kupası ilk müsabakası olan Rusya-Suudi Arabistan maçı bir kez daha gösterdi ve düşündürdü ki; parasız bazı şeyler olmuyor belki ama para ile de olması gereken çoğu şey olamıyor. Para sizi bir yere kadar getirir. Para belli bir eşiği geçmek için önemlidir ama eşiği aştıktan sonra ilerleyeceğiniz yol, para ile alacağınız bir yol değildir. O yolda belirleyici olan ve sizi hedefe ulaştıracak olan şey; hangi amaç ile ilgili olduğunuz ve o amaç için ne zamandan beri neler biriktirmiş olduğunuz ile ilgili şeylerdir.

Çünkü futbol da bir kültür birikimidir. Emek ister, süreç ister, düşünce ister, felsefe ister, bilim ister, eğitim ister, alışkanlık ister, sevda ister, tarih ister, üretmek ister, kayıtsız ve şartsız benimsemek ister, acı ister, keder ister, coşku ister ve elbette kendinden bir şeyler ilave etmek ister… Özetle “biriktirmiş olmak” ister.

Zaten kültür dediğin başka nedir ki?

Dünya Kupası notları (2)

İspanya-Portekiz müsabakası sayesinde gerçek bir Dünya Kupası maçı izlemiş olduk. Biliyorsunuzdur mutlaka, Portekiz dünyaya en fazla teknik adam gönderen ülkelerin başında geliyor. Önemli bir detaydır bu. Futbolda gelişmişlik göstergelerinden birisi de teknik adamların uluslararası boyutta nerede oldukları ve neler yaptıklarıdır.

Özellikle rakip yarı alanda rakibi az yakaladığında, oyunu hızlı oynayabilme konusunda, Portekiz futbolu gerçekten çok ileride.

İspanya ise elbette her zaman ki gibi, çok ve hatasız pas sayesinde “topa sahip olma modeline” dayalı oyununu gayet güzel oynarken, sahayı bölgesel kullanma becerileri konusunda mükemmel.

Bu yazılar yazıldığında henüz dört müsabaka oynandı. Bu dört müsabakanın teknik anlamda bize söylediği tek bir şey var; topa sahip olan takımlar, oyuncuların bireysel olarak topu ayağında çok tutuyor olmaları takımları lehine topa sahip olma yüzdesini attırmadığı gibi, topu takım olarak gereğinden çabuk kaybetmeye neden olmaktadır.

Bugün İspanya veya Portekiz topa sahip olduğunda en az 10-15 pas yapmadan topu kaybetmediler. Buna karşın İran, Suudi Arabistan, Fas (en iyisi olmasına rağmen) ve Mısır sahip oldukları topu çok çabuk kaybeden takımlardı. Bunun en belirgin nedenlerinden birisi gözleyebildiğimiz kadarıyla pas verme davranışının, illa ki pas vermek zorunda kalınca gerçekleştirilmiş olmasıyla ilgilidir.

Oysa pas vermek oyunu sürekli değiştirmek, sürekli yönlendirmek ve sürekli pozisyon üretmek ile ilgili bir başlangıç davranışıdır. Pas karşıdaki dengeyi bozarken, kendin için yeni oyun dengesi oluşturmak demektir.

Tabi pasın rakip yarı alanda ve rakibin en az bir oyuncusunun arkasında gerçekleştirilebiliyor olmanın öneminin altını çizmek gerekir.

Dünya Kupası notları (3)

Fas-İran müsabakasında spikerin anlattığı anekdota göre; Fas teknik direktörü Hervé Renard, Fas takımında çalışmaya başladığında, öncelikle Fas’ın teknik kapasitesi yüksek oyunculardan kurulu bir takım olmasına rağmen bir türlü başarılı olamıyor oluşunu saptamış. Sonra bunun nedenlerini araştırmışlar ve bunun asıl nedeninin Faslı oyuncuların top ayağındayken oynayan ve hareket eden oyuncular olduklarını ama topu kaybettikten veya topu verdikten sonra durduklarını, yürümeye başladıklarını ve mücadele etmediklerine çözümlemişler.

Bunun tipik bir hastalığı/sorunu teşhis etme ve nedenselliği arama yöntemi olduğu ortada. Yani bilimselliğin ilk basamaklarından birisi olan neden sorusu, bilimsel yöntemin de ilk sorularından birisidir. Ama seküler bir düşünce ve laik bir toplumsal model bu işlerin olmazsa olmazı olduğu da ortadadır.

Faslı teknik adam, Fas futbolunun altyapılarını da bu anlayışa göre şekillendirdiklerini yakın gelecekte Fas’ta daha mücadeleci bir oyuncu neslinin yetişmekte olduğunu da belirtmiş. Burası da önemlidir. Sürdürülebilir olmakta “model kurma” en büyük ön koşullardan birisidir.

Bunun ile ilgili birkaç şey yazmak gerekirse eğer;

1. Bu futbol oyun anlayışı sorunu sadece Fas’a ait bir sorun değildir aslında. Ortadoğu ülkeleri, ağırlıklı Kuzey Afrika ülkeleri ve Türkiye’nin futbolda en büyük sorunlarından birisi söz konusu top ayağındayken oynamayı sevme ve istemeye dayalı anlayıştır. Bu futbolun sadece top ayağındayken oynanan bir oyundan ibaret olduğunu sanan bir anlayışın tezahürüdür. Diğer bir ifadeyle “Ben işin içindeysen iyi, ben yoksam kötü” bencilliğinin oyuna yansımasından başka bir şey olmasa gerek.

Oysa 12 yaşlarına kadar doğal ve olması gereken bir oyun anlayışı olan bu anlayışın 13 yaşlarından itibaren topsuz oyuna, mücadeleci oyuna, bölgesel sorumluluk oyunlarına ve hareketliliğin olduğu taktik davranışlar oyununa dönüşmeye ve evrilmeye başlaması gerekmektedir.

2. Bu biraz da bireysellikle bencilliğin birbirine karıştırılmasıyla ilgili toplumsal bir kültür tezahürüdür. Söz konusu coğrafyalarda “takım” olma, “bir iş için işbirliği yapma” ve kolektivizm, asla yerleşmiş bir alışkanlık olmamış ve kültür düzeyine ulaşamamıştır. Buradaki yapı lidere, güçlüye ve daha çok inanca dayalı gruplar ve yapılar olarak ortaya çıkar. Bunun futbola yansımalarının “kolektif bir oyun” olamayacağı veya olmasının zorlukları “kültürel genetiğin” bir şekilde futbolcu modelinde “topla çok ve gereksiz oynamaya” dönüşmüş olması anlaşılabilir bir şeydir.

3. Fas denilen ülkede on yıllardır bu problemi görecek bir tane Faslı teknik adam çıkmamış olması da ilginç değil midir? Herve Renard gelmemiş olsaydı ne olacaktı peki? Oysa Fas tecrit edilmiş, dışa kapalı bir ülke değil. Üstelik Avrupa’da oynayan pek çok oyuncuya sahipler. Evet, mesele yol, yordam, strateji, model ve işleyiş sağlayacak organizasyon ile ilgilidir. Ve bunlar ne yazık ki son 100 yıldır batıya özgü değerler ve becerilerdir..

Dünya Kupası notları (4)

Dünya Kupası’na katılan Asya ve Afrika ülkelerinin milli futbol takımlarının teknik adamlarına baktınız mı? Genel olarak nasıl bir fotoğraf söz konusu?

Örneğin ilk iki günde dört Asya ve Afrika takımı olan, Mısır, Fas, Suudi Arabistan ve İran’ın maçlarını izledik. Bir fikir edindik elbette. Ama görmemiz gereken asıl önemli şeylerden birisi de bu ülkelerin milli takımlarını ve futbollarını yabancı teknik adamlara emanet etmiş olmaları değil mi?

Maçını izlediğimiz dört Asya-Afrika ülkesinin teknik direktörlerinin hepsi de yabacı teknik adamlar. Genel eğilim de hep bu yönde.

Peki, ne söylemeye çalışıyoruz?

“Yabancı düşmanlığı” peşinde miyiz? Elbette hayır. Dünyanın en büyük sorunlarından birisidir “yabancı düşmanlığı”. Başka bir gerçeği sorgulamanın ve görmenin peşindeyiz. Bilimsel yaklaşımın bir gereğidir bu. “Neden, niçin, nasıl” soruları dünyanın en güzel ve en gerekli sorularıdır.

Şimdi özetle bu soruların yanıtlarını vermeye ve durumun analizini yapmaya çalışalım.

1. Futbol büyük bir sektördür. Sektörler böyle çalışırlar. Dış alım, dış satım ticaretin temelleridir.

2. Teknik adamlık bu sektörün önemli bir yönü olmuş durumdadır.

3. Avrupa takımları ve Latin Amerika’nın futbol ekolü düzeyindeki ülkeleri genel olarak kendi teknik adamlarıyla çalışmaktadırlar.

4. Futbolun nasıl bir oyun olduğu bellidir, futbol için nelerin öğrenilmesi, öğretilmesi ve geliştirilmesi gerektiği de bellidir. Herkes bunun gereklerini kendi insanlarını eğiterek ve geliştirerek yapabilir? O halde yabancı teknik adam ihtiyacı neden ve niçin kaynaklanmaktadır?

5. Evet mesele nelerin öğretilmesi ve öğrenilmesinden ibaret değildir sadece. Mesele ve çözümlenmesi gereken yol, yordam, strateji, model ve işleyişi sağlayacak organizasyon ile ilgilidir. Ve bunlar o ülkenin toplumsal yapısı ve kültürüyle yakından ilgili şeylerdir. Ve hazin olan şudur; bu yapı ve kültür ne yazık ki son 100 yıldır batıya özgü değerler ve becerilerdir.

6. Futbol bir birikim meselesidir. Yani yaşanmışlıklardan süzülen gelen ve biriken öğretiler toplamı, deneyimler toplamı, dersler toplamıdır. Sonrası ekol olmaktır. Ekol olmak okul olmak ile eş değerdir. Kendinize özgü ama evrensel olabilme becerisi ve düzeyi ekol olmayı getirir. Ekolü olanlar olmayanlara öğretmektedir. Ya da ihtiyaç duyma bununla doğrudan ilgilidir.

7. Tabi işin bir de piyasa ve para ilişkileri boyutu vardır. Futbolda pazarlama ve pazarlanma ciddi bir endüstriyel çıktıdır. Söz konusu durumun bununla da ilgisi vardır elbette.

Dünya Kupası’nda Türkiye futbolu olarak yokuz. Olmama nedenlerimiz, olsaydık “Ne olacak bu hallerimiz” durumu bu yazının içindekiler ile doğrudan ilgilidir. Olaylara ve olgulara ne kadar bilimsel, akılcı, insancıl, eşitlikçi ve çağcıl bakıp bakmadığımız ise herkesin malumudur. Sporda ve futbolda da “pazar ülkesi” olan ülkelerden birisiyiz. Büyük fotoğraftaki taşeron görüntü, rantiyeci görsellik, küçük spor ve futbol fotoğrafının taşeronluğunun ve rantiyeciliğinin de görüntüsüdür aslında.