Kadınlar Mor Meydanlarda: Boş vaatlerden sıkıldık hadi bitirelim bu işi! – Mine Melek

Kadınların tek bir sorununu bile çözmeden, “Önümüzdeki tarihi dönemeçte yükü kadınlarımızla birlikte omuzlayacağız” diyerek omzumuza yeni yükler yüklemekten başka bir şey vaat etmeyen adamı hayatımızdan çıkarmanın tam sırası

Erdoğan’ın -nam-ı diğer Tek Adam’ın -24 Haziran seçim vaatleri, sabah akşam neredeyse bir tek kendisini gösteren TV ekranlarından yayınlanıyor. Biz izlemiyoruz, çünkü havuz medyasını #KapattıkGitti. İzlemeye de gerek yok, çünkü biz onu 16 yıldır yaptıklarıyla çok yakından tanıyoruz.

İktidarı boyunca sebep olduğu kadın düşmanı saldırıları tek tek sıralasak bu satırlara sığmaz, hatta her bir saldırı için bir eylem planlasak seçim gününe kadar kalan günler bile bize yetmez… Yine de vaatlerini duyunca, “dalga mı geçiyorsun?” diye sormadan edemiyoruz. O tabii her zaman olduğu gibi yine çok ciddi! En zayıf yanının kadınlar olduğunu biliyor. Öfkemizin, isyanımızın, çok ama çok sıkıldığımızın; en önemlisi de bu ülkenin yarısı olan kadınların gücünün farkında.

O zaman hadi buraya da bir Mor Meydan kurup şu 16 yılın hesabını bir bir ortaya dökelim.

Oy verirken aklımızdan çıkartmıyoruz

16 yıldır hayatı kadınlar için zindana çevirenlerin, makbul kadın politikalarıyla bizi sosyal-siyasal alanlardan tecrit edenlerin ağzından dökülen vaatlere kanmıyoruz. “Her kürtaj bir Uludere’dir” diyerek en temel haklarımızdan biri olan kürtaj hakkımızı elimizden almaya çalıştığını unutmuyoruz. “Kadın mıdır kız mıdır bilmem” diyerek yağdırdığın hakaretleri aklımızdan çıkarmıyoruz. Kahkahamızdan rahatsız olanlara kocaman kahkahalarımızla yanıt veriyoruz. “Çocuk doğurmayan kadın yarımdır”diyen yarım akıllıların sözlerini aklımıza yazıyoruz. Bizi yok sayıp aile kurumuna hapsedenleri biz de yok hükmünde sayıyoruz!

Özgürlüğümüze oylarımız gibi bakacakmış!

Tek Adam, “Osmanlı tokadı” diye girip “Var mı bana yan bakan” diye bilindik kabadayı diliyle sürdürdüğü sıkıcı manifestosunun adına “Ahid Manifestosu” diyerek dini bir mana yüklemeyi de ihmal etmemiş. İktidarı boyunca ‘A’sını bile uygulatmadığı adaleti tesis edeceğini genel vaatleri arasında sıralayarak, adaletin kendi keyfine kaldığını da itiraf etmiş. Devamında hepimize “Eyvah!” dedirtecek bir vaatte bulunmayı da ihmal etmemiş: “Oylarınızı nasıl emanet bildiysek özgürlükleriniz de emanetimizdir.” Bakanınız haklarımızı versin; aman sıkıldık üstü sana kalsın!

Tek bir sorunumuz bile yokmuş!

Neyse ki her şeyi düzelteceğini sıraladığı manifestosunda kadınları unutmamış. “Hanımefendiler” diyerek seslendiği kadınlara, siyasal ve sosyal alanda layık gördüğü yerin, yine kendi partisinin kadın kolları olduğunu söylemiş: “Türkiye’ye partimizin kadın kollarını etkinleştirerek büyük bir eşik atlattık. Sosyal hayatın bütün alanlarında ve karar mekanizmalarında kadınlarımızın varlığını, katkısını geleceğimiz için hayati gördük ve bu yönde adımlar attık. Bundan sonra da aynı anlayışla hareket edeceğiz”.  Aynı anlayışı devam ettireceğini biliyoruz, “Zihniyet dönüşümünü tamamladık, şimdi kurumsal dönüşümü tamamlama zamanı” sözlerini kendimiz için bir vaat değil, tehdit olarak görüyoruz!

Siyasette eşitçe var olmak istiyoruz

Sosyal ve siyasi alana katılım açısından kendi döneminde büyük eşik atlattığını iddia eden Erdoğan’a Türkiye’de, parlamentodaki 543 milletvekilinden sadece 76’sının kadın, 26 kişilik bakanlar kabinesinden sadece 2’sinin kadın, belediye başkanlarından yüzde 3’ünün, muhtarlardan yüzde 2’sinin kadın olduğunu hatırlatıyoruz. Onlarca kadın vekil, belediye eş başkanı, kadın siyasetçinin hala cezaevinde olduğunu, OHAL ile 11 kadın derneği kapatıldığını da unutmuyoruz.

Kadınların sosyal ve siyasal hayattaki tek varlık koşulunu “AKP kadın kollarında aktifleşmek” şeklinde tarif eden Erdoğan’a karşı kadınlar olarak seçimimiz net: 16 yıl boyunca dayattığınız “makbul kadın” politikası karşısında eşitliği ve özgürlüğü seçiyoruz.

Bedenimiz Tek Adam’ın değil bize ait!

Genç kadınlara mutlu yarınlar vaat ettiğini ifade eden Erdoğan, “Kadına karşı istismar, şiddet ve taciz; insanlığa karşı işlenmiş büyük suçlardır. Bu ayıbı ülkemizden tamamen silene kadar bütün çabamız ve gayretimizle devam edeceğiz” demiş. Çocuk istismarı son 10 yılda yüzde 700 artmışken, çocukların cinsel istismarı ile ilgili açılan dava sayısı 18 bini bulmuşken, adliyelerdeki her 4 tecavüz davasından biri çocuklarla ilgiliyken, çocuklara yönelik cinsel saldırıların sadece yüzde 5’i ortaya çıkıyorken istismarı durduracak olan elbette Ensar’a kol kanat geren kişi olamaz!

Aklımızdan çıkartmıyoruz!

Vaatleri dinlerken ve oy verirken; rıza yaşının 12’ye indirilmeye çalışıldığını, cinsel istismarın evlilik ile aklanmaya çalışıldığını, 115 çocuğun hamileliği ortaya çıkınca soruşturma izni vermeyip olayı ortaya çıkartan kamu görevlisini sürgün ettiklerini, çocukların istismara uğradığı, yanarak öldüğü yurtları denetimsiz bıraktıklarını, bir kereden bir şey olmaz diyerek kurumsal çocuk istismarını teşvik ettiklerini asla aklımızdan çıkartmıyoruz. Kendimiz ve çocuklarımız için güvenli bir geleceği seçiyoruz.

Emeğimizin karşılığını istiyoruz

“Her türlü ayrımcılıkla mücadele ederek önlerini açtığımız, çalışma hayatında görev bekleyen kadınlarımız var” diyerek, çalışma hayatında da bizleri unutmayan Erdoğan’a, sadece bir ayda 145 bin kadının işten atıldığını, sanayide işten çıkartılan 76 bin kişinin 69 bininin; eğitimde işten çıkarılan 124 bin kişiden 83 bininin kadın olduğunu hatırlatıyoruz. OHAL sürecinde 25000 kamu emekçisi kadının KHK’larla işinden atıldığını, kadınların işgücüne katılım oranının hala sadece %33,8’de kaldığını, işyeri kreş hakkımızın 2008 yılında hiçbir gerekçe gösterilmeden gasp edildiğini, kendi döneminde kadın işsizliğinin arttığını ve kadınların esnek ve ev eksenli çalışmaya mahkum edildiğini haykırıyoruz.

Seçimimiz: Eşitlik, özgürlük!

Boş vaatlere kanmıyoruz: en temel haklarımızı, özgürce yaşama hakkımızı istiyoruz. Birbirimizi dinliyoruz, seçimimizi hayatımızdan ve haklarımızdan yana kullanıyoruz. 16 yıldır kadın düşmanı politikalarıyla bizi esir almaya çalışan Tek Adam’ı hayatımızdan gönderebiliriz. Eşitliğimiz ve özgürlüğümüzü kazanabilir, yaşamak istediğimiz ülkeyi birlikte kurabiliriz.

Yediğimizden içtiğimize, giysimize gezmemize karışanlara; bizleri kuluçka makinesi gibi görüp kaç çocuk doğuracağımıza karar vermeye çalışanlara gücümüzü gösterelim. Oy verirken tekrar tekrar hatırlayalım; asla unutmayalım: Tecavüzcüleri koruyup af gelsin diye uğraşıp, iyi hal indirimleriyle kadın düşmanlarını koruyan bir adam. Yaşamımızı gerici erkek egemenliğiyle kuşatan müftülere resmi nikah kıyma yetkisi veren; fıtrat, fırsat deyip, eşit olmadığımızı söyleyen, fetvalarıyla hayatımızı kuşatan, bizi şiddet gördüğümüz evlere aslında ölüme gönderen yine aynı adam. Güvenceli çalışma hakkımızı elimizden alan sosyal güvenlikte bizi babaya-kocaya mecbur bırakan, kreşlerimizi, kadın sağlığı dayanışma merkezlerimizi ve sığınma evlerimizi kapatan, bizi evde veya işyerinde üç kuruşa çalışmaya veya işsizliğe mahkum eden, görünmeyen emeğimizi gasp eden de bu adam…

***

Şimdi Tek Adam’dan ve onun kadın düşmanı iktidarından kurtulma zamanı. Dilden dile yayıyoruz, birbirimize anlatıyor, dinliyoruz… Ülkenin dört bir yan da mor meydanlarımızı kurup, bu bir adamı teşhir edip, bize vaat ettiği şeyin sadece ikinci sınıf bir yaşam olduğunu tüm kadınlara anlatıyoruz.

Özgürce sokağa çıkabilmek, kimseye bağlı kalmadan paramızı kazanabilmek ve emeğimizin karşılığını alabilmek, erkeklerle eşit haklara sahip olabilmek, toplumsal ve siyasal alanda eşitçe var olabilmek, insanca koşullarda tacize maruz kalmadan çalışabilmek istiyoruz.

Sadece kendimiz için değil herkes için eşitlik, özgürlük, laiklik, demokrasi ve barış istiyoruz. Çocuklarımız iktidarın savaşında ölmesin, bedenlerimiz savaş ganimeti olarak görülmesin, kadın düşmanı yasalar, yönetmelikler, uygulamalar geri çekilsin diyoruz. Yargı kadın katillerinden, tacizcilerden, tecavüzcülerden, istismarcılardan yana değil kadınlardan yana karar versin istiyoruz.

24 Haziran’a kadar planımız net: Hayatımızın içinde, bizi hapsedebileceklerini düşündükleri evlerimize, bazen ürkerek dolmuş beklediğimiz duraklara, çekirdek çitlediğimiz kapı önlerine, sahile, kahvelere, çay bahçelerine, parklara, pazarlara her yere sesimizi taşıyıp bu alanları mora boyuyoruz; her yere bir Mor Meydan kuruyoruz. Bu meydanlarda yeri geldiğinde dertleşiyor, yeri geldiğinde meydanları öfkemizi haykırdığımız mikrofonlara, kürsülere dönüştürüyoruz. Kadınların taleplerini, sorunlarını görmezden gelenlere; attığımız çığlıkları duymayanlara Mor Meydan’lardan cevap veriyoruz.

Kadınların tek bir sorununu bile çözmeden, “Önümüzdeki tarihi dönemeçte yükü kadınlarımızla birlikte omuzlayacağız” diyerek omzumuza yeni yükler yüklemekten başka bir şey vaat etmeyen olmayan adamı hayatımızdan çıkarmanın tam sırası.

Şimdi bu yalan vaatlerin borazanlığını yapan TV ekranlarını mor bir örtüyle kapatıp evden çıkma zamanı… Hadi kadınlar çok işimiz var… Ellerimizle kuracağımız bir ülke, göndereceğimiz bir adam, kazanacağımız bir hayat var… Hadi hayatlarımızı savunalım, Mor Meydanlarda kendi manifestomuzu yazalım. Hadi bitirelim şu işi!