Çok Satanlar üzerine söyleşi | Popülerlik, seks, anı kaçırmamak ya da kalıcı olmak üzerine bir oyun…

İstanbul Ataşehir’de bulunan DasDas sahnede oynanan Çok Satanlar oyunu üzerine, yönetmeni Volkan Yosunlu, oyuncular Oya Unustası ve Ahmet Tansu Taşanlar ile konuştuk. Online olamayanın “hayatı kaçırma” duygusu yaşadığı bir çağda… Tecavüzün meşru kılındığı ama özgür cinselliğin rahat konuşulamadığı bir toplumda… İyi olan eser değerini nasıl bulur? Popülerlik ile iyi olmak arasında nasıl bir bağ vardır?

Oyunda anlatılan, internette yayımladığı müstehcen anılarıyla şöhreti yakalayan Ethan ve edebi yeteneğine rağmen tanınmayan Olivia’nın ilişkileri üzerinden sanatçı, üretim, popüler olma, üretilenin değeri, ilişkiler üzerine konuştuk.

Oya Unustası, hayatı “online” yaşama üzerine “Kişinin yaşayışını, hayat şartlarını, hatta yediğini, içtiğini bağımlılık derecesinde duyurma, neredeyse teşhir etme noktasına getirme ‘ihtiyacına’ sahip olmasının altında yaşadığı topluma ait olma ve insanlar tarafından onaylanma ihtiyacının yattığını düşünüyorum” diyor.

Seks üzerine konuşmanın neden bu kadar mesele olduğu konusunda da Ahmet Tansu Taşanlar “Tecavüzün meşru kılındığı ama özgür cinselliğin rahat konuşulamadığı bir toplumda yaşıyoruz” diye yanıt veriyor.

Çok beğenilme, popüler olma ve ürünün “değeri”ni sorduğumuzda Volkan Yosunlu ise “İyiden popülerliğe giden yolu seviyoruz” diyor.

20 Haziran’da ilk sezonun son oyununu sergileyecek olan Çok Satanlar, gelecek sezon da seyirciyle buluşacak.

İlk olarak, bu oyunu seçmenizi sağlayan, sizi cezbeden şey neydi?

Oya Unustası: Oyun seçimi sürecinde birçok okuma yaptık, ancak dönüp dolaşıp yine “Çok Satanlar”da karar kıldık. Derdinin çok güncel olması, hem kadın erkek ilişkilerine bu kadar samimi bir yerden yaklaşması hem de insani zaafları net bir şekilde ortaya koyuyor olması beni bu oyuna bağladı.

Ahmet Tansu Taşanlar: Oyunu ilk okuduğumda şahsen endişelerim vardı, iki kişi ve dış aksiyonu neredeyse olmayan, sadece diyalog üzerine kurulu bir oyun çünkü. Ama oyunun derdi o kadar güzel ki; başarıya giden her yol mübah mı? Popüler olmak mı yoksa saygın ve idealist kalmak mı? Sahnede anlatılması gereken bir hikaye.

Ethan “online” olamadığı ortamlarda bulunmak istemeyen, bu durumlarda panikleyen, kendini boşlukta hisseden bir karakter. Buradan başlamak istiyorum. Aslında tam olarak şu an gündelik hayatta birçok insanın içinde bulunduğu durumun da aynası gibi. Siz bu “online” olma, ondan uzak kaldığında yaşanan “hayatı kaçırma” duygusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

A. T. T.: Artık öyle bir çağda yaşıyoruz ki “hayatı kaçırma” duygusu online olamadığında gerçekleşiyor. Ülke ve dünya gündemi çok hızlı değişiyor ve bunu yakalayabilmek adına online kalmanız gerek. Bu çaba sırasında hayatı değil “an”ı kaçırıyoruz, o anın tadını çıkarmak yerine fotoğrafını çekmeye çabalıyoruz, dingin kalıp anı özümseyemiyoruz. Hepimiz şikayetçiyiz ama hepimiz bunun kölesi olduk maalesef.

O. U.: Kişinin yaşayışını, hayat şartlarını, hatta yediğini, içtiğini bağımlılık derecesinde duyurma, neredeyse teşhir etme noktasına getirme “ihtiyacına” sahip olmasının altında yaşadığı topluma ait olma ve insanlar tarafından onaylanma ihtiyacının yattığını düşünüyorum. Biraz daha derine bakarsak sevilme ihtiyacı var. Koyduğu fotoğraf yeterince beğenilmediğinde kendini eksikli ve yetersiz hissediyor, daha çok “like alan” fotoğraflara “ben öyle görünmek için ne yapmalıyım?” diye bakıyor. Hep kendini başkalarıyla kıyaslayarak tatminsiz bir hale geliyor. Tabii ki bu hastalıklı bir durum, insanlar o dünyanın sanal olduğunu unutmamalı ki gerçek hayattaki ilişkiler sahiciliğini ve samimiyetini kaybetmesin.

“Tecavüzün meşru kılındığı ama özgür cinselliğin rahat konuşulamadığı bir topluma mensubuz”

Ethan ve Olivia, karakter olarak uzlaşmayacağı düşünülen iki kişi, iki yazar. Ethan yayımladığı müstehcen hikayelerle şöhreti yakalıyor. Ben biraz Ethan’ın hikayeleri üzerinde konuşmak istiyorum. Ethan’ın hikayeleri oyundan anladığımız kadarıyla gerçek ve kurgunun iç içe geçmiş hali. Cinsellik, yaşadığı seks deneyimleri… Ethan, birlikte olduğu kadınlar ve aslında belki de hepimiz için soracak olursam insanlar neden seks konuşmaya ihtiyaç duyuyor? Seks konuşmak ya da konuşmamak neden bu kadar “mesele”?

O. U.: Günümüzde her türlü bilgiye doğru yanlış fark etmeksizin ulaşmak artık çok kolay. Kişi ergenlikten erişkinliğe doğru yaş alırken aslında kimliğini cinsellik üzerinden de keşfediyor ve bu süreç içerisinde kendini ve çevresini sorguluyor, ancak bunu hiçbir zaman rahatça yapamıyor. Doğru bilginin arayışı hep sürüyor ve tabii bir de gizli olana merak var.

A. T. T.: Çünkü bilmiyoruz. Bilmediğimiz ve eksikliğini hissettiğimiz şey bizim için “mesele”dir. İçinde yaşadığımız toplumun baskıları var, “ayıp”. Tecavüzün meşru kılındığı ama özgür cinselliğin rahat konuşulamadığı bir topluma mensubuz ki bu kadar baskılanmasa taciz de tecavüz de olmaz.

Oyundaki karakterler tam tersi olsaydı, yani müstehcen hikayeleri ile ünlü bir yazar olan Ethan değil de Olivia… Bu durumda yine aynı biçimiyle şöhret olup benimsenir miydi Olivia sizce?

O. U.: Cinselliğin mahrem olarak algılanması ve günlük hayatta ne kadar rahatça konuşulabileceği ait olduğunuz topluma göre değişse de, ne olursa olsun fütursuzca bu konunun deşilmesi, hele ki kendi yatak odasından çıkan hikayeleri kitaplaştırması, bir kadın olarak Olivia’yı Ethan’dan çok daha fazla meşhur ederdi bence. Zira kadın cinselliği çok daha fazla baskılanmıştır, dolayısıyla daha gizemlidir ve ilgi çeker.

A. T. T.: Bence de daha çok şöhret olurdu, örneği de var dünyada; genç bir kadın günlüğünü kitap yapmıştı. O dönem için bütün dünyada yankı uyandırmıştı. Ayıplayan da savunan da alıp okudu. Sonuçta popüler olmuştu. Bugün “Aa evet, vardı öyle biri, adı neydi…” diyoruz. Çünkü sadece popülerlik katmıştı bir dönem için hayatına. Kalıcı eser bırakmak farklı. Aslında tam olarak bunun tartışmasını yaşıyoruz “çok satanlar”da.

Oyunda Olivia’nın yazmaktan, yazdıklarını yayımlamaktan neredeyse vazgeçtiği bir durum görüyoruz. Burada da daha önce aldığı eleştiriler ve aslında istediği okura ulaşamama var. Üretilen herhangi bir şeyin değerini belirleyen şey nedir, ne olmalıdır? Başarılı, iyi olmak ne kadar çok görünür olursa, beğenilirsek o kadar mı mümkün?

A. T. T.: Bugün sosyal mecralarda “fenomen” diye adlandırılan insanlara kitap yazdırılıyor, filmlerde, dizilerde oynatılıyor ve bir anda popüler oluyorlar. Çok izleniyorlar, çok okunuyorlar. Bu sizce değerini belirleyebilir mi? “Her topal satıcının bir kör alıcısı vardır” diye bir atasözümüz var, durum aslında bu. Bu demek değil ki hepsi kötü. Bunlar izlenmesin, okunmasın demiyorum. Aralarında gerçekten iyi olan ve keşfedilmek adına bu mecraların yardımını alan iyi yazarlar da var. İyi olan şey değerini bir şekilde buluyor. Popüler olması onun değerini belirlemez.

O. U.: Günümüzde her şey, değer sahibi olsa da olmasa da fark etmeksizin çok çabuk tüketiliyor. Ancak bazı eserler vardır ki gerçekten zamansızdır, kişi dinlerken, izlerken, okurken, şahit olurken muhakkak kendinden bir şeyler bulur ve kalbinde bir noktaya dokunur. İşte o eserler ne olursa olsun bir noktada hak ettiği değeri bulur diye düşünüyorum. Böyle düşünmek istiyorum.

Oya Unustası, Ahmet Tansu Taşanlar

“İyiden popülerliğe giden yolu seviyoruz”

Volkan Yosunlu: Üretilen herhangi bir şeyin değerini belirleyen ilk şey üretimde bulunan kişi ya da ekiptir. Eğer üreten kişinin içine siniyorsa, ister bir sanatçı olsun ister bir zanaatkar olsun ister herhangi bir şey üreten bir birey olsun, ilk önce kendi beğenisini sunması gerekiyor. Kendi algısıyla kendi yeterliliklerini ne kadar yerine getirdiğini ve doyumunu sağladığını belirlemesi gerekiyor. Bence ilk kriter kişinin ya da sanatçının ya da ekibin kendisi. Bunun dışında, popüler olmanın başarıda bir kriter olduğunu düşünmüyorum. Ama başarının gitgide popülerleşebileceğini biliyorum. Günümüzde bunun örneklerini sıkça görüyoruz.

İyi olmak aslında başarının ölçütünü belirliyor, popüler olmak belirleyici değil. Popüler olduktan sonra iyiye yönelen ne kadar örnek var o biraz tartışılır. İyiden popülere gidebilirsin ama ilk önce popüler olup tabiri caizse “patlayınca” o senin iyi olduğun anlamına gelmeyebilir. Bu yüzden ürettiğin değerin ilk önce senin içine sinmesi, daha sonra başkalarının içine sinmesi, başkalarına dokunabilmesi, anlattığın hikayenin, çizdiğin resmin, oynadığın oyunun ya da söylediğin sözün başkaları için anlam taşıyabilmesi seni iyi yapar ve seni popülerleştirebilir.

O yüzden iyiden popülerliğe giden yolu seviyoruz. Ve umarım şu ana kadar ürettiklerimiz gibi diğerleri de böyle olur. Bir yandan da çok iyi olup maalesef görünür olamayanlar var. Çok iyi sözler, çok iyi müzikler, çok iyi resimler, çok iyi heykeller ya da çok iyi şiirler, romanlar, filmler üretebilirsiniz ama görünür olmayabilir, istediğiniz kitleye ulaşamayabilirsiniz. Bu sizin iyi olmadığınız anlamına gelmez ya da ürettiğiniz şeyin değerinden bir şey kaybettirmez.

“Kitabın sayesinde sana aşık oldum. Sense kitabım yüzünden benden nefret ettin” diyor Ethan. Ve oyunda şunu da söylüyor kitabın yazarı için: “O ben değildim.” Buradan yola çıkarsak, kişi ürettiklerinden ne kadar bağımsızdır?

V. Y.: Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde metin çözümlemesi ya da sahne bilgisi derslerinde sıkça işlediğimiz bir konuydu bu; “Kişi ürettiklerinden ne kadar bağımsız?” sorusu. Ben şöyle düşünüyorum ve sanırım genel olarak da böyle düşünülüyor. Ürettiğimiz her şeyin içinde bir parça bizden bir şeyler var. Ama sadece “biz”i ortaya koysaydık ürettiğimiz bir sanat eseri olmayabilirdi ya da ürettiğimiz bir değer taşımıyor olabilirdi. Tiyatro ya da sinema açısından soruyu cevapladığımızda, eğer sadece kendimizi ortaya koyuyorsak bu bir otobiyografi örneği olur. Ama bunun içine çatışmayı, kurmacayı, düşlerimizi, korkularımızı ya da fantazilerimizi koyduğumuz zaman, işte o zaman bu bir sanat eserine dönüşebilir. Ürettiğimiz her şeyin içerisinde mutlaka bir parça “biz”den olduğunu düşünenlerdenim. Ben her zaman ürettiklerine fantazisini, duygusunu, kurmacasını ve hayat çelişkilerini üflemeyi sevenlerdendim, sevenlerdenim de aynı zamanda.

Şöyle düşünüyorum; benim ürettiğim herhangi bir şeyi gördüğünüzde mutlaka benden bir parça görmüş olacaksınız. Ama bütünüyle beni tanıyamamış olacaksınız çünkü onlar kurmaca.

Oyun ne kadar daha sahnelenecek, gelecek sezon programı nedir?

V. Y.: Yakında ilk sezonunu tamamlayacak. 20 Haziran’da Toy İstanbul sahnesinde oynayacak Çok Satanlar ve bu sezonun planlanan son oyunu olacak. Belki yaz turnelerimiz de olacak ama şu an kesinleşmiş bir turne programımız yok. Ne kadar sürecek, bunu aslında seyirci belirleyecek. Biz seyirciyle paylaşıma devam ettiğimiz sürece, seyirci kapalı gişeyi sürdürdüğü sürece oynamayı düşünüyoruz. Gelecek sezon yine seyirci karşısında olacak Çok Satanlar DasDas İstanbul sahnesi içinde. Seyirciler izlemeye, bilet almaya, koltukları doldurmaya devam ettiği sürece ben bu oyunun en az iki üç sezon daha kapalı gişe oynayacağını düşünüyorum.

Fotoğraflar: Hakan Bintepe

Söyleşi: Aylin Kaplan