Meydan okuyoruz: “Faşizm yenilmeli” – Mine Melek

Biz artık 8 Mart’ı yaratan kadın mücadelesi kuşaklarına üye kadınlara benzeyen kadınlar değiliz. Çok savaşlar, çok diktatörler, çok gerici rejimler ve erkek egemenliğinin bin bir yüzünü gördük: Bir daha hiç uyumayacak biçimde bin bir gece masallarından uyandık

8 Mart’ı uluslararası bir mücadeleve dayanışma günü olarak bize miras bırakan “ninelerimizden”en görkemlisi, Alman sosyalist önder Clara Zetkin, 1902 yılında, Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin kadın yayın organı Die Gleichheit (Eşitlik) gazetesinde yayımlanan bir makalesinde, kadınları milyonlarca sesten oluşan bir koroyla aynı sloganı haykırmaya çağırıyordu: “Çocuklarımızı savunalım!” Toplumun en savunmasız üyelerini hedef alan bir yoksunlaştırma ve yıkım olarak nitelediği çocuk sömürüsünün, gelecek kuşakların bedenlerinin ve ruhlarının tahribi olduğunu vurguluyordu: “… günü geldiğinde tarih tarafından yargılanacak çok sayıdaki ciddi suçlarından hiçbiri… daha zalimce, daha korkunç, daha feci, daha insanlık dışı, tek kelimeyle daha aşağılık bir zulüm değildir.”

“…Günü geldiğinde yargılanacak çok sayıdaki ciddi suçlarından hiçbiri”: Günlüğüne “Aladağ’a Süleymancılara gidiyorum. Annem ve babam benim için her şeyi yapıyorlar. Ben de okumak için her şeyi yapıyorum” diye yazdıktan kısa süre sonra, bir tarikat yurdunda yanarak ölen 12 yaşındaki Cennet’e karşı işlenmiş suçtan daha zalimce değildir.

Uluslararası Kadın Günü, 1910 tarihli 2. Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda kabul edildi ve ilk kez, 1911 yılında, büyük bir dünya savaşının arifesinde, “kadınlara oy hakkı” talebiyle kutlandı. Diğer talepler, çalışan kadınlar için yasalar çıkartılması; anneler ve çocuklarına sosyal yardım sağlanması; bekâr annelere eşit muamele; kreş ve bakımevleri açılması; okullarda tüm çocuklara parasız eğitim ve parasız yemek hakkıydı. 1914 yılında patlayan dünya savaşı, Dünya Kadınlar Günü’nün en önemli taleplerinden birini “barış” haline getirirken, Zetkin, 1932’de ölümünden önce yaptığı son konuşmalardan birinde, “Faşizm yenilmeli” diye sesleniyordu: “Birleşik Cephe, hala seks köleliğine maruz kalan milyonlarca kadını da içine almalıdır.”

“…Günü geldiğinde yargılanacak çok sayıdaki ciddi suçlarından hiçbiri”: ağlayarak kürsüye çıkarttığı 6 yaşındaki bir kız çocuğuna “Şehit olursa inşallah bayrağı da örtecekler. Her şeye hazır değil mi?” denilmesinden daha korkunç değildir. Almanya’da Hitler faşizminin Birleşik Cephe güçleri tarafından yenilememesinin kuşkusuz en büyük kurbanlarından biri kadınlar ve çocuklardı. Hitler’in kadın siyaseti kadınları saf Alman ulusunun anaları olarak yüceltmeyi temel alırken, çocuk siyaseti, “zalim, hâkimiyetçi, korkusuz ve kaba saba” bir neslin yaratılmasını amaçlıyordu: “İnsanın binlerce yıllık evcilleşmesinin sonuçlarını silip atacağız.” Pimpf adı verilen 6-10 yaş arası erkek çocuklar, “sapına kadar erkek askerler” olarak cepheye hazırlanırken, aynı yaşlardaki kız çocuklarına annelik ve eşlik eğitimi veriliyordu. “… Günü geldiğinde yargılanacak çok sayıdaki ciddi suçlarından hiçbiri”: salgın gibi yayılan çocuk istismarına yönelik tepkileri istismar etmekten ve bu tepkileri şer’i bir hüküm olan zina düzenlemesiyle, 12 yaşındaki çocukları “evlenebilir” hale getirerek dindirmeye çalışmaktan daha aşağılık değildir.

Uluslararası Kadın Günü’nün sosyalist kadınlarca ilk kez kabul edilmesinden 118 yıl sonra, çocuk istismarı; annelik dayatması, aile hukukunun yanı sıra kadınlara yönelik suçlarda ceza hukukunun dinselleştirilmesi adımları; savaşın ve faşizmin tam ortasında kendi saldırgan suretinden “insanın binlerce yıllık evcilleşmesinin sonuçlarını silip atacak” saldırgan ve hakimiyetçi vahşi yeni bir erkek nesli imal etmeye çalışan diktatörler… Görünmeyen emeğimiz, karşılıksız emeğimiz, el konulan emeğimiz, yağmalanan bedenlerimiz; yok sayılan hayatlarımız; kırılan kalplerimizle; biz artık hayır! Biz artık 8 Mart’ı yaratan kadın mücadelesi kuşaklarına üye kadınlara benzeyen kadınlar değiliz. Çok savaşlar, çok diktatörler, çok gerici rejimler ve erkek egemenliğinin bin bir yüzünü gördük: bir daha hiç uyumayacak biçimde bin bir gece masallarından uyandık!

1930’larda Avrupa’da faşizm kadınları esir aldığında henüz birinci kuşak haklarımız için mücadele ediyor; 1970’lerde askeri darbeler serisi halkların mücadelelerini bastırdığında “cinsel özgürlük” tartışmalarını yürütüyorduk. Altından çok sular aktı, çok devranlar değişti. Haklarımız için ölümüne dövüşmeyi; sözümüzü ve dilimizi erkek egemenliğine karşı bir savunma silahı gibi kullanmayı; kolektif bir direnişçi gibi örgütlenmeyi; güçlü olmayı ve güçlü olmaktan utanmamayı öğrendik.

Şimdi artık dünyanın tüm coğrafyalarında, dünyanın en güçlü direnişçisi olarak, “ninemizin”, geçen yüzyılın başlarında neredeyse utangaçça ve diplomatik bir tonda bize emanet ettiği eşitlik, özgürlük ve insani kurtuluş bayrağını utanmazca dalgalandırarak, bütün erkek egemen, dinci, yağmacı kadın düşmanı suç faillerine ve suç ortaklarına meydan okuyoruz.

Önce tüm kadınları, sonra tüm insanlığı yeniden bir kez daha çağırıyoruz: Faşizm yenilmeli, hayat özgürleşmeli! Elimiz belimizde 8 Mart’ta sokağa çıkıyoruz: Kadınları, çocukları, bedenlerimizi, zihinlerimizi, ülkemizi ve dünyayı özgürleştirmeye! Durdurmaya ve yeniden kurmaya!