Kapitalist üretimi sorumlu tutmadan dünyayı kurtarabilir miyiz? – L’Humanité

“Kapitalizm içinde başka türlü ve daha ekolojik şekilde yaşamak mümkündür. Bu dağınık deneyimlerin bir ağ içinde birleşmesine yardım etmek ve kapitalizmi altüst etmek, yıkmak gerekir”

Bioscience’da 184 ülkeden 15 binden fazla bilim insanının imzaladığı “İnsanlığa uyarı” başlıklı bir bildiri yayımlandı. Söz konusu bildiri karar vericilere ve siyasetçilere dünya için harekete geçmelerini tembihliyor. Uzmanların görüşlerini aldık.

Dağınık deneyimleri bir ağ içinde toplamak – Catherine Larrère (Filozof)

Yanıt açıkçası hayır’dır. Eğer bugün dünya giderek acınacak bir durumda ise bu büyük sanayiye, başkasının emeğinin sömürülmesine, özel mülkiyete ve finansa dayalı üretim biçimine bağlıdır. Çözüm içinde bulunduğumuz duruma bizi getiren tarzlarda bulunmaz. Gerçeğin dinamiğine uyum sağlamak için teknolojik yeniliğe ve piyasaya güvenilmesini ileri sürenler sadece kısa vadeli kendi kârlarını düşünmektedirler ve dünya için tasalanmadıkları gibi dünyada yaşayan ve onurlu şekilde yaşamaya devam hakkı bulunan insanlar ve insan olmayanlar içinde tasalanmamaktadırlar.

Peki, neyi değiştirmek gerekir? Yanıt çok daha zor. Gerçekten, sadece kapitalizmi değil sosyalizmi de -ya da sosyalizm hakkında düşünceyi de- sorumlu tutmalıyız. Karşı karşıya olduğumuz bunalım sadece üretim ilişkilerini değil doğaya karşı olan ilişkilerimizi kökten değiştirmemizi istiyor: Doğanın ve kapitalizme özgü yaşamın egemenlik altına alınmasına dayanan teknik ilerleme ve üretkencilikte kapitalizm ve sosyalizm sorgulanmamış bir inancı paylaşıyorlar. Bir sistemden diğerine geçmek söz konusu ama eğer devrimden değil de ekolojik geçişten söz ediliyorsa, bu var olan sistemle ani bir kopuş şeklinde olmayacağı ama sistemin içinde olacağı içindir. Ekonomiyi yeniden yönlendirmek, ekonominin kısa vadeli görüşünden çıkmak, doğanın sıkıntılarını ve kuşaklar arası dayanışmayı da içine katarak yatırım ve borç kavramlarını yeniden düşünmektir.

Bunu yapmak kolay değildir. Ama bu da yeterli olmayabilir. Ekolojik geçişin içinde olduğu çatışmalar iki kamp arasında yüz yüze gelme, çelişkili iki toplum projesinden çok herkesin -ya da hemen hemen herkesin- üzerinde anlaştığı bir minimum ile yaşamın tüm kesimlerini işin içine sokan, sadece teknik ve ekonomik eklemlenmeyi değil toplumsal ilişkileri olduğu kadar (daha eşitçi toplum, rekabetten çok işbirliğini tasa eden, ortak olana ve bir araya getirene duyarlı) doğayla ve doğada yaşama biçimiyle olan ilişkileri de altüst eden, yaşam biçimlerinin kökten değişiminde bir maksimum arasında salınıp gitmekle kendini gösterir. Minimum’a girişmek için tüm düzeylerde harekete geçmek gerekir: Uluslararası konferanslar, kamu politikaları, bölge düzeyinde harekete geçme. Ama sadece yerel yurttaş girişimleri maksimuma doğru gitmeyi sağlayacaktır ve bu maksimum gereklidir. Çevresel eşitsizliklere karşı mücadele hareketleri, yeni dayanışmacı ekonomi türleri, üretim ve tüketimi birleştiren yerel devreler, permakültür gibi başka yaşam biçimlerinin deneyimini sağlayan ve sağlayacak üretim biçimleri, hayvan sorunları ya da beslenme üzerinden harekete geçme: Ekolojik geçiş giderek bollaşan deneyimlere girişmektir. Kapitalizm içinde başka türlü ve daha ekolojik şekilde yaşamak mümkündür. Bu dağınık deneyimlerin bir ağ içinde birleşmesine yardım etmek ve kapitalizmi altüst etmek, yıkmak gerekir.

***

Ekoloji sınıf mücadelelerinin kalbindedir – Luc Foulqier (Ekotoksikoloji konusunda araştırmacı mühendis, FKP ekoloji komisyonu üyesi)

Dünyadaki yaşamın bozulması hakkında bilim adamlarının çağrısı kapitalist sistemin sorumluluğunun bilincine varmak için bir kozudur. Risklere karşı, atılım düşüncesini ilerletme, demagojiyi ve gericiliği reddetmeye gereksinmemiz vardır. Akademisyen Yves Bréchet bir konuyu iyi bilenlerin kendilerini tanıtmada zorluk çektiklerin göstermiştir. Araştırma özgürlüğü ve bilimsel yöntemin savunulması herkesin hizmetindedir.

FKP (Fransa Komünist Partisi) bu çağrıya katılıyor. Politikanın her zaman bilimsel bilgilere (doğal ve toplumsal) dayanması gerektiğine inanan kimselerin tarafında oldu. Engels, Marx ve Lenin’in metinleri bu yöntemin eskilere dayandığını gösterir.

Jean-Pierre Kahn ve bilim adamlarıyla birlikte FKP 1970’li yıllarda “Bilimsel ve Teknik İlerlemeler” adlı dergiyi yayımlamıştı. Bugün de “İlericiler” adlı dergiyi yayımlıyor. Bilimsel yöntem gerçeği ve gerçekle yüzleşmeyi içerir. Bilim adamları gözbağcı çıraklar değillerdir.

Gerçekleri ve deneyimle doğrulananları yok saymadan hareket etmek gerekir: Karbonlu enerjilerin kullanımına bağlı ortaya çıkan küresel ısınma doğrulanmış bir olgudur. İnsanların gereksinmelerine çevreyi koruyarak yanıt vermek bir gerekliliktir. “Yenilenebilir” enerjiler + kanaatkârlık + “enerjide ekonomi” + sivil nükleer enerjinin durdurulması denklemi orta vadede bir çözüm değildir. Avrupa Birliği’nin karbondioksit salımında üçüncü sırada olduğunu unutmayalım!

Fransa’da durum Almanya’dan daha iyidir. Ekonomik çıkarlar ve ideolojik seçimler adına bu üstünlüğe zarar vermemek gerek.

Üretici güçlerin durumu ve toplumsal ilişkileri görmeden bilimden söz edilemez.

Gelişmekte olan ülkelerde nüfus (Çin’in durumu) ya da kişilerin davranışının yaşadığımız bunalımın nedenleri olduğunu düşünmüyorum. Söz konusu olan “felaketleri yönetmek” değildir. “Çevre hakkı” insan hakları sorununu çözmez. Kapitalizmin savunucuları bunu çok iyi bilirler. Ama onların motoru kârdır. “İyi niyetlerle” ekonomi ve iktidarın yapısına dokunmadan var olanı düzenlemek, Marx’ın da çok iyi gösterdiği gibi insan ve doğayı sömüren sistemden bizi kurtaramaz.

Macron laf ebeliği yaptığı açıklamalarına devam ediyor. Somut önlemler nerede? Ekolojinin öncelikte olduğu 2018-2022 yatırım planlarına bakmak yeterli! Hidrokarbonlarla ilgili yasada , “kesinlik”ten çok “ama” var. Isı yalıtımını finanse etmek yerine sosyal konutlarla ve çevre normlarıyla uğraşılıyor; tren hatları iptal ediliyor, demiryolu taşımacılığı geliştirilmiyor ve otobüsler için reklam yapılıyor; elektrik arabaları için söz veriliyor ama elektrik üretiminden ve teknik arızalardan söz edilmiyor. Enerjinin (EDF-Fransa Elektrik Şirketi) sanayi dokusu parçalandı ve özelleştirildi.

Yapılacak başka şey var. Araştırma ve kamu hizmetlerini geliştirmek. Karbon kotası piyasası üçkâğıtçılıktır. “Ekovergi” sistemin verdiği zararları herkese ödetmek istiyor. CETA (Avrupa ile Kanada arasında serbest ticaret antlaşması) Kanada petrolünün ihracatını serbestleştirecek, programlı kullanımdan kaldırma döngüsel ekonominin gelişmesini engelliyor, fakirler kirliliğin ilk kurbanları… ve Nicolas Hulot (çevreci ve çevre bakanı) vergi kaçırma ve bankaların cezasız kalmasına karşı çağrılar yapıyor: İkiyüzlülüğe bakın!

Toplumsal ilişkiler gibi ekoloji de sınıf mücadelelerinin kalbindedir. Kaynakları ele geçirmek için yapılan savaşların da gösterdiği gibi gözbağı çırağı kapitalizmdir. Bu sistem rekabeti düzenler ve yarattığı korkularla popülizme doğru gider ve o’nu kullanır. Ekolojik meydan okumalar ortak malların yönetimi ile bağlantılıdır.

Bilim adamları dünyayı anlamamıza yardım ediyorlar ama dünyayı değiştirmek vatandaşlara kalıyor.

***

Kapitalizmin egemenlik bölgesini baskı altına almak gerekir – Jean Gadrey (İktisatçı)

Bugünkü kapitalizmin kalbinde “hisse senedi sahipleri için değer” mantığının yaşanabilir bir çevreyle nasıl bağdaşabilir olduğunu göremiyoruz. Yaşanılabilir çevre, doğal (iklim, biyoçeşitlilik, su) ve toplumsal (toplumsal koruma, cinsiyet eşitliği, uluslararası, ulusal, bölgesel dayanışma) ortak malların (ekonomik olmayan) değerine dayanmalıdır. Eğer harekete geçmek için kapitalizmin sona ermesini beklersek, insan uygarlıklarının daha önce kaybolacağını söyleyebiliriz.

Tarihsel olarak, kapitalizm merkezde olduğu gibi çevrede de “ortak” doğal malların (ortak mülkiyet) özelleştirilmesi temeli üzerinde gelişti. Bu özelleştirme insanların ve doğanın, uzun vadeye ilişkin tasa etmeden aşırı sömürülmesine neden oldu. Bugün de devam ediyor: Kutupların fethi, derin sularda petrol arama, dev barajlar, tohum ve genlerin özelleştirilmesi, yoğun orman tahribatı, toprakların ele geçirilmesi… Bu ortak malların kolektif, kamusal, ortak ya da kooperatif olarak denetimini ele almadan ekolojik bunalımı aşamayız. Tabii bunları kapitalizm dışına çıkarmadan da olmaz.

Kapitalizme bağlı siyasi yöneticiler para ve krediyi de özelleştirdiler ki bunlar da ortak mal olmalıdırlar. Bunun karşılığında, liberalleşen finans her şey üzerinde sürekli spekülasyonun tüm araçlarını, özel korkunç borçlanmayı yarattı ve geçiş yatırımlarını imkânsız hale getirdi. Kamu ya da kooperatif kutuplara finansal iktidarı devretmeden bu işin içinden çıkamayız.

Özetlersek, kapitalizm konusunda Edgar Morin’e başvuralım: “Kapitalizmi sihirli bir değnekle değiştiremeyiz ama mutlak egemenlik bölgesini baskı altına alabiliriz. İlk baskı altına alma yeri ekonominin ve toplumun finansallaşmasını engellemektir. Buna ekonomi üzerinde hisse senedi sahiplerinin totaliter iktidarını bastırmak eşlik etmelidir. Bu en acil önlemdir ve en güvenilirdir. Çünkü burada farklı güçler büyüyüp gelişmektedir. Kredinin toplumsal denetiminin ve vergi cennetlerinin sonunun, uzun vadede geçişi sağlayacak acil durumlar için yatırımları yönlendirmeye katkı sağlayacağını düşünün.

Diğer başka baskı altına alma önlemleri gereklidir. Büyük çıkarların emperyal egemenliğinin ve eşitsiz değişimin anlaşmaları olan serbest değişim antlaşmalarına son verilmelidir.

Uzun vadede, egemen olmayan, toplumsal ve ekolojik normlara göre düzenlenmiş, kamusal, kooperatif, bağımsız ve özgür, zanaatkar ve birleşmiş köylülerin küçük ve orta boy işletmeleriyle yerel desteklerle kapitalist bir halka içeren çoklu bir ekonomi düşünebiliriz. Tüm bunlar uzun vadeye ve sosyalleşmiş bankalarla genel çıkara göre finanse edilecektir.

15 bin bilim insanı “yakında çok geç kalacağız” derken felaket tellallığı yapmayan ama bizi felakete götüren yolu gösteren gözlemcilerdir. Toplumsal ve ekolojik geçişi var olan sistemde bir an önce başlatmalıyız ve yolda kapitalizmle ne yapılacağına ya da ondan nasıl kurtulacağımıza bakarız. Bunu beklerken, farklı insanlar yaşamsal ortak malların kolektif yönetimini sağlayan demokratik mekânları yaratarak toplum, doğa ve finans üzerinde kapitalizmin mutlak egemenlik alanlarını baskı altına almak için işbirliği yapma fırsatını bulacaklardır.

28 Kasım 2017

[L’Humanité gazetesindeki Fransızca orijinalinden İsmail Kılınç tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]