Cumhuriyet Davası’nda ilk gününde gazetecilik savunması

Cumhuriyet gazetesinin 11’si tutuklu 17 yazar, çizer ve çalışanının yaptıkları haberler nedeniyle “terör örgütü” iddiasıyla yargılandığı davanın beş gün sürmesi beklenen ilk duruşması Çağlayan Adliyesi’nde başladı. Gazetecilik emek ve meslek örgütleri, toplumsal muhalefet bileşenleri, basın özgürlüğü ve adalet isteyenler adliye önünde buluştu. Duruşmanın ilk gününde gazeteciler savunmalarına başladı. Sendika.Org olarak duruşmadaki gelişmeleri dakika dakika aktarıyoruz

CUMHURİYET DAVASI İÇİN ADLİYE ÖNÜNDE NÖBET: GAZETECİLİK KAZANACAK

Musa Kart: Savunmamı, ‘Eeeyy Vicdan!..’ diyerek noktalamak istiyorum

19.56 Akın Atalay’ın sorgusu sona erdi. Musa Kart savunmasını yapmaya başladı. Musa Kart, terör örgütü üyesi olmamakla beraber örgüte yardım ettiği iddiasını aynen iade ederek söze başladı. Daha sonra sözü bilirkişiye getirdi. Kart’ın sözleri salona kahkaha attırınca mahkeme heyeti başkanı salondakileri “İçinizden gülün” diyerek uyardı:

Suçlamalara dayanak oluşturan bilirkişimizden söz etmek istiyorum. Kendisi basın suçlarında uzman bir ceza hukukçusu değil, Anlambilim üzerine uzman değil. İletişim uzmanı hiç değil. Peki ya ne? O bir bilgisayar uzmanı. Sadece hükümete yakın kuruluşlarda çalışmış biri.

Bilirsiniz ergenler, yeni keşfettikleri sözcükleri, yerli yersiz kullanarak akranları üzerinde etki yaratmak isterler. Bizim bilirkişinin keşfettiği sözcük ise ‘manipülasyon’. Neredeyse raporunda yer alan bütün cümleler ‘Ben bir manipülasyon gördüm’ tadında! Bilirkişinin söylediğinden, suyun aşağı tarafındaki kuzuyu yemek isteyen kurdun gerekçesi anlaşılıyor; ‘Sen benim suyumu manipüle ediyorsun!’ Bu iddianameye göre Gazetemize, silahlı terör örgütü FETÖ/PDY, ‘adeta’ el koymuş, gazetemiz bir terör örgütünün ‘adeta’ savunucusu olmuş. Ortada somut delil yok, örgüt üyeliği yok, ama ‘adeta’ bir örgüt var ve bu örgütün işlediği ‘adeta’ suçlar. Bu durumda bizler de 9 aydır Silivri’de ‘adeta’ tutukluyuz. Bir arkadaşımız daha ByLock’un olmadığı tarihte bir ByLock kullanıcısıyla irtibat kurmuş, kurabilmiş. Evine parke döşeten arkadaşımız ise parkecinin bir diğer müşterisi FETÖ’cü olduğundan FETÖ’cü sayılmış. Ben de üç günlük Bodrum tatili için, gazetelerde tam sayfa ilanları yayımlanan, herkesin bildiği bir seyahat şirketini aramışım. Bu arama, terör örgütüyle irtibat sayılarak, önüme suç kanıtı olarak konulmuş.

Bodrum’da deniz manzaralı bir odada 3 gün kalmayı umarken, Silivri’de beton manzaralı hücrede 9 ay kaldım. Yaşadıklarım bir rezervasyon hatası diye geçiştirilebilecek gibi değil. Çalmadık, çırpmadık. Evimizden ayakkabı kutularına tıkıştırılmış dolarlar çıkmadı.

Bu ülkede insanların kulakları, ‘Eeeyy!’ diye başlayan cümlelere aşinadır. Ben de savunmamı, ‘Eeeyy Vicdan!..’ diyerek noktalamak istiyorum.

Atalay: “Buna cevap vermeyi düşüklük sayarım”

19.50 Üye hakim Atalay’a “PKK ya da DHKP-C’yi terör örgütü olarak tanımlıyor musunuz?” diye sorunca Atalay “Buna cevap vermeyi düşüklük sayarım” dedi. Bunun üzerine savcı “Sanıklara yönelik DHKP-C ve PKK terör örgütleriyle ilgili isnatlar bulunduğundan bu sorunun sorulabileceğini düşünüyoruz” dedi. Sözü alan Mahkeme Heyeti Başkanı “Kişisel kanaatim kişiyi bu kadar bağlayan bir sorunun illiyet oluşturmadığı yönünde ama Üye hakimler sorulabileceğini söylüyor. Oy çokluğuyla sorulabileceği yönünde görüş var. Cevap verebilirsiniz ya da vermeyebilirsiniz” dedi.

Atalay sorunun provokatif ve algı operasyonu yaratabilecek bir soru olduğunu söyledi, “Yarın siz de göreceksiniz, bu soruyla ilgili ‘Akın Atalay PKK IŞİD FETÖ terör örgütleri midir sorusunu cevaplamaktan kaçındı’ denecek” dedi.

Sözü alan Avukat Bahri Belen “İfade özgürlüğü sadece ifadelerini açıklama değil, açıklamama özgürlüğünü de içerir. Bu soruya cevap verilebilir ama bu sorunun bu özgürlüğün ihlali olduğu, sorulmaması ve böyle bir isteğin reddedilmesi kanaatindeyim” dedi.

Bunun üzerine üye hakim “PKK ve DHKP-C hakkında azımsanmayacak iddia var. PKK hakkında “eylemci” gibi ifadeler var. Bundan rahatsızlık duydunuz mu?” diye sordu. Akın Atalay da tam olarak bu yüzden yayın içeriğine girmediğini söyledi.

Atalay savcının “Mustafa Balbay görev süresi dolduğu için mi, kendi istemediği için mi yoksa çalışılmak istenmediği için mi seçilmedi?” sorusuna, “Aktif milletvekilliği dikkate alınarak, Cumhuriyet’in parti gazetesi olmadığı yönündeki imajı zedelememek için bu karar alındı” diye yanıt verdi. Bunun üzerine de savcı “Bundan 4 ay sonra Mustafa Balbay köşe yazarlığından ayrıldı. Bu kendi isteğiyle mi oldu?” diye sordu. Atalay son soruyu “CHP kurultayı öncesinde yazılarına ara vermişti kendi isteğiyle. Sonra dönmek istedi. Ama Cumhuriyet’in eskiden beri uyguladığı bir tutumdur, Aktif politikada ara verdirilir. Balbay tutukluyken bir istisna yapıldı, tahliyesinden sonra eski uygulamaya geri dönüldü” diye yanıtladı.

19.44 Atalay görevine dair soruyu “Cumhuriyet’te editoryal bağımsızlık ilkesi vardır. Manşetlerle yazılanlarla doğrudan ilgilenmemiz ne haddimiz ne yetkimiz. Mali ve idari işlerde söz sahibiyiz. Sorduğunuz buysa bu görevi kimseye tavsiye etmem” diye yanıtladı. Ardından Mahkeme Başkanı “Bir manşet öne çıkarıldığında vakıf, senedine uygun olup olmadığı konusunda çekince sunulabilir mi?” diye sordu. Atalay, “Vakıf Yönetim Kurulu Üyeleri gazete okurudur. Genel yayın yönetmeninin performansını değerlendirir. Memnun değilse görevden alır. Ama günlük yayın işleyişine müdahale edemez, pratikte de olamaz. Habercilik anlık iştir” şeklinde yanıtladı. Bunun üzerine üye hakim Akın Atalay’a “Editoryal bağımsızlığın sınırı nereye kadardır?” diye sordu. Atalay, “Sadece görevden alır. Abdi İpekçi zamanında da bu ilke vardı. Tiraj düşer, çok hata olur, tüm bunlardan sonuç çıkarıp yayın yönetimini başarısız bulursanız görevden alırsınız. Ama şu habere bu habere karışmazsınız” dedi. Atalay, üye hakimin “Mutlak bir bağımsızlık yok tabi” ifadesine “Siz benim söylediklerimi yorumluyorsunuz” diyerek tepki gösterdi.

19.38 Mahkeme Başkanı “Bir manşet öne çıkarıldığında vakıf senedine uygun olup olmadığı konusunda çekince sunulabilir mi?” diye sordu.

19.30 Mahkeme Başkanı, Akın Atalay’a “Kurtlar Vadisi’ndeki Polat Alemdar gibi ‘Her taşın altından Akın Atalay çıkıyor’ diyorlar Bu kadar etkili misiniz?” diye sordu.

19.07 Duruşmaya  ara verildi. Sonrasında Akın Atalay sorulara cevap verecek. Diğer savunmalar yarın yapılacak.

“Hakkımda yazılmış yazıların yeri iddianame değil çöp kutusudur”

17.00 Duruşma Akın Atalay’ın savunması ile devam ediyor. Atalay, Bank Asya reklamlarından Cumuhriyet’in aldığı gelirle diğer gazeteleri karşılaştırdı. Yeni Şafak, Aksam gibi gazetelerde yüzlerce kez Bank Asya reklamı yayınlanırken Cumhuriyet’te 5 kez yayınlandığını beirten Atalay, tüm iddiaları teker teker çürüttü. İddianamede yer verilen MASAK raporunda Bank Asya reklamı, Işık Üniversitesi’nden gelen 1000 lira gibi gelirler şüpheli işlem olarak geçtiği için Atalay gazetenin tüm gelirlerine dair teker teker açıklama yaptı.

Evinin salonundaki parkeleri yaptırmak için parkeciye 2 bin 500 liralık bir ödeme yapan Atalay’a parkecinin oğlunun MASAK raporunun sorulması üzerine Atalay, “Parkeciye ödediğim 2.500 lirayı araştıran savcı, parkecinin oğlunun ilgili olduğu şirketin MASAK raporunu bana soruyor. Ne bileyim!” diye tepki gösterdi:

MASAK raporunda 6 yılda 9 şüpheli işlem tanımlanmış, toplam değeri cironun binde biri bile değil. Yine de tek tek açıklayacağım. Cihan Haber Ajansı’na yapılan ödemenin sebebi 2015’teki iki genel seçim sonuçlarının satın alınmasıdır. Bu hizmeti tüm kanallar almıştır. Kaynak Medya A.Ş.den 3 yılda 8 işlemde 37.000TL’lik reklam alınmıştır. 10 yılda Yeni Şafak’ın 309, Star’ın 177 işlemi var. Işık Üniversitesi’nden alınan 1.000 TL’lik işlem MASAK raporunda ‘İpek Üniversitesi’ diye verilmiş. Nisan 2016’da Koza adına ihale ilanı var. İlanı veren 2015’te devletçe atanan kayyım. İlan da araç ihalesi. Bunu delil diye yazmak hukuka sığmaz.

2014’te “Özgür basın susturulamaz, gazetecilere özgürlük” isimli ilanı basmak için alınan para da şüpheli işlem sayılmış. Gazeteye ilan verdiren aracı reklam şirketlerinden ikisinin ödediği küçük bedeller de şüpheli işlem olarak tanımlanmış. Bu saçma iddialara itibar eden kişi hala ‘savcı’ diye devletten maaş alıyor. Garipliğe bakın!

ByLock ile ilgili tüm iddiaları yanıtladım. Mutlu oldunuz mu? Tatmin oldunuz mu? Siz kendi konuşmalarınızı böyle açıklayabilir misiniz?

Avukat Faik Işık’la iletişimimden FETÖ ilişkisi aranıyor. Oysa kendisi şu anda darbe davalarını TBMM avukatı olarak takip ediyor.

FETÖ’nün özel yetkili mahkemelerdeki yapılanması ve elemanları, Ergenekon’a yardımla suçluyor, tehdit ediyordu; ömürleri yetmedi. Oda TV ve Ergenekon dönemlerinden bu yana değişen pek bir şey yok. Yapılanlar aynı, yalnızca yapanlar değişmiş.

Aydınlık gazetesi ve Vatan Partisi’ndekilerin yedi yazısının yeri iddianame sayfaları değil çöp kutusudur. Cevap vermeyi zul sayarım. İddianamede delil olarak kabul edilen haber ve köşe yazıları somut bilgi ve veriye dayanmayan görüşlerdir. Oray Eğin’in bir yıl önceki eleştirisini iddianameye delil alanlar bu dava için yazdıklarını neden görmez?

Gazetenin günlük satış ortalaması ile aylık satış ortalaması arasında çelişki var. Basın İlan Kurumu aylık tirajı 1 milyon eksik yazmış.


15.30 Duruşmaya 16.30’a kadar ara verildi.

Bilirkişi incelemesi: Biri arkeolog, biri kayıtdışı, biri gizli, raporları manipülasyon

15.05 Atalay, Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün Cumhuriyet Vakfı’nın toplantı ve yeter sayı tartışmasına atadığı bilirkişinin bir arkeolog olduğunu, savcılığın atadığı “İletişim ve Bilişim Uzmanı” Ünal Aldemir’in ise Adli Yargı Adalet Komisyonu’nun bilirkişi listesinde bulunmadığını açıkladı.

Atalay kayıtdışı bilirkişinin incelemesini eleştirdi. “Bilirkişi” olduğu söylenen kişinin delil olarak sunulan 19 Temmuz nüshasında “Darbecilerin ihanet konuşması” başlıklı sürmanşeti gizleyerek verdiğini gösteren Atalay, savcı-bilirkişi manipülasyonunu açık etti.

Atalay’dan savcıya ve AKP medyasına: “Kimsenin kapıkulu değiliz”

14.49 Vakfın yegane amacının Cumhuriyet gazetesini desteklemek olduğunu anımsatan Atalay, vakıftan gazeteye fon aktarılmasının suç olmadığını, aksine vakfın bu amaçla bulunduğunun altını çizdi. Gazete beş yıldır zarar ediyorken 2016’da kâr ettirir hale getirdiklerini söyleyen Atalay, vakfın mülkünü satarken mecburiyet olmamasına karşın Vakıf Gayrimenkul Değerleme AŞ’den rapor aldıklarını söyledi, “Vakıf malını başka kime soracaktık?” diye sordu.

14.35 Akın Atalay vakıf ve zarar iddiasına dair savunmasında AKP medyasını da es geçmedi:

Biz kimsenin kapıkulu olmadık. Para pul için mesleğe ihanet etmedik. Havuz medyası gibi ahlaken batmadık. Bakın havuz medyasına, gazeteciliğin batağıdır o. Cumhuriyet’in 25 yıllık bilançosunu sunuyorum. Zararı, iktidarın desteklediği havuz medyasındaki çoğu gazetenin bir yıllık zararına ancak karşılık gelir. Havuz medyası böyle şeffaf olsa görürüz fonlayanları. Kaldı ki beş yıldır zarar eden Cumhuriyet, 2016’da kâr etti ama biz kötü yöneterek zarar ettirdik diye tutuklandık.

14.10 Atalay’dan savcıya görev hatırlatması:

Gazetelerin içeriğini ve yayın politikasını denetlemek savcıların görevi de değildir, haddi de değildir. Nadir Nadi sizden önce gazeteye müdahale eden apoletlilere haddini bildirdi. Biz de taviz vermeyiz, bedelini öderiz.

13.44 Atalay, Vakıf Yönetim Kurulu’nun seçim sürecini aktarıp iddiaları birer birer çürütüyor. “Dışarıdan gelip gazeteye el konulduğu söylenen Orhan Erinç 1963 yılından beri bu gazetededir” diyen Atalay, seçim sürecinde en ufak bir usulsüzlük olmadığını, vakıf seçimine ilişkin savcılığa elbette hesap vermeyeceklerini, kamuoyuna karşı sorumlu oldukları için süreci aktardığını söyledi.

Akın Atalay: “FETÖ’den iki müebbeti istenen savcının iradesi ipotek altındadır”

13.34 Atalay’ın iddianameyi hazırlayan Savcı Murat İnam için de bir çift sözü vardı:

Yayın politikasında laiklik ilkesi bulunan kadim bir gazeteye FETÖ suçlaması yapan Savcı Murat İnam, FETÖ’den sanık. İnam hakkında FETÖ üyeliğinden iki müebbet hapisle açılan dava sürüyor; ama hâlâ görevde. İki müebbetle yargılanan Savcı Murat İnam’ın iradesi ipotek altındadır. Bu iddianame baskı ile hazırlanmıştır.

13.29 Bu dava ile Cumhuriyet’in ve gazeteciliğin susturulmak istendiğini savunan Atalay sözlerine şöyle devam etti:

Bizi baskıyla, tehditle korkutamazlar. Örgütlerle ve devlet içinde yuvalanmış çetelerle gazetenin ilişkisi yoktur. Cumhuriyet’in tek faaliyeti gazeteciliktir. Son nefesimize kadar gazetecilik mesleğine, etik ilkelere, onurlu geçmişe leke sürdürmeyeceğiz. Boyun eğmeyeceğiz.

13.24 Av. Akın Atalay savunmasına başladı. 31 yıllık avukat olduğunu, ilk kez bir duruşmaya kravatsız geldiğini söyleyen Atalay, geçen hafta kravatlarını topladıklarını, sabah ise savunmasında kullanacağı kitaplara el konulduğunu aktardı.

13.08 Mahkeme heyeti, duruşmaya 15 dakika ara verdi.

Gazetecilik nedir bilmeyen bir hakim, dosyayı bilmeyen bir savcı

12.51 Savcının dosyaya dair ne kadar bilgi sahibi olduğu da ortaya çıktı. Savcı Gürsel’e “Vakıf Yönetim Kurulu üyesi olmadığınızı mı iddia ediyorsunuz?” diye sordu. Gürsel, “İddia etmiyorum, değilim. Resmi kayıtlarda da yok. İddianameniz yanlış” karşılığı verdi.

12.47 Gürsel’e Aydın Engin’in 13 Temmuz’daki “Cihanda Sulh, Yurtta Ne” başlıklı yazısı soruldu. Gürsel, “Benim Aydın Engin’le bu konuda temasım olmamıştır” dedi.

12.39 Mahkeme heyeti Gürsel’e yayın danışmanlığının ne olduğunu sordu. Gürsel danışmanlık hakkında bilgi verdikten sonra diğer hakim basın danışmanlığı olup olmadığını sordu. Gürsel basın danışmanlığı olmadığını söyledi, Basın Kanunu’nu anlattı.

Kadri Gürsel: “Örgüte yardımdan değil, gazetecilikte ısrardan tutukluyum”

12.06 Kadri Gürsel savunmasına başladı. 102 ByLock kullanıcısıyla irtibatlı olduğu ile Yenigün ve Cumhuriyet’teki yetkilerine dair iddiaları yalanlayan Gürsel, Erdoğan hakkında yazdığı yazıyı ise savundu, örgüte yardımda değil gazetecilikte ısrarcı olduğu için tutuklu olduğunu söyledi, beraatını istedi.

Gürsel’in savunması şöyle:

Gazeteciler meraklı insanlardır. Herkesle konuşabilirler. Bunun adı gazeteciliktir ve gazetecilik suç değildir. İletişim kurduğum iddia edilen 102 ByLock kullanıcısından 85’i bana SMS atmış, 17’si beni aramış. İletişim kuran ben değilim. Ahmet Altan’ı babası Çetin Altan’ın vefatı nedeniyle aradım, telefonu da açmadı zaten. 102 kişi iddiası tamamen asılsızdır. Yenigün Haber Ajansı imza yetkilisi ve Cumhuriyet Vakfı Başkanı değilim. Fezleke iftiralarla doludur.

Yayın danışmanlığımı iddia edilen yayın değişikliğiyle ilişkilendirmek de mümkün değildir. 34 gün yapabildim. 34 günlük yayın yönetmeninin Cumhuriyet Gazetesinin yayın politikasını esaslı şekilde değiştirmesi nasıl mümkün olur? İddia makamı beş aylık yazarlığım 34 günlük danışmanlığımı dikkate almadan polis fezlekesine dayanarak ya ihmal ya da kötü niyet sergiledi.

“Erdoğan babamız olmak istiyor” yazısı suç teşkil etmez. Demokratik ülkelerde cumhurbaşkanının ayrıcalığının olmaması gerekir. Yazıyı darbeden üç gün önce yazma sebebim, Erdoğan’ın Bulgar bakanın sigara paketine darbeden üç gün önce el koymuş olmasıdır. Erdoğan 15 Temmuz’dan altı gün önce sigara paketine el koymasa, yazım 15 Temmuz’dan üç gün öncesine denk düşmezdi.

İktidar-Gülen ortaklığını hep eleştirdim, öngörülerim doğru çıktı. İktidarın bu grupla işbirliğinin ülkeye zarar vereceğini öngördüm ve öngörülerim gerçekleşti. Her şey arşivlerdedir. Örgüte yardımda değil, gazetecilikte ısrar ettiğim için buradayım. Terör örgütü üyesi olduğum için değil; bağımsız, eleştiren, soruşturan bir gazeteci olduğum için tutukluyum. Hakkımda terör örgütünü destekleyen tek bir kanıt bulamazsınız. FETÖ “Cemaat”ken de negatif tutum aldım. Beraatımı istiyorum.

Avukatlar yargı sistemindeki adaletsizliği sıraladı

12.00 Av. Abbas Yalçın tekrar söz aldı ve adalet sisteminin işleyişini özetledi:

Bir sabah azılı bir suçlu gibi eviniz basılıyor, suçunuz söylenmiyor çünkü gizlilik kararı var. Avukatınız 5 gün sonra geldiğinde hukuki yardım alamıyorsunuz çünkü dosyaya ulaşamamış. Neyle suçlandığınızı ifade sırasında öğreniyorsunuz.

 

11.54 Gazetenin avukatları söz aldı. Av. Abbas Yalçın, soruşturma aşamasından itibaren yapılan hukuksuzlukları sıraladı ve “Bu hikayede ne vicdan ne hak ne de hukuk var” dedi. Av. Yıldız İmrek KHK ile getirilen “sanık başına üç avukat” sınırlamasına karşı beyanda bulundu. Av. Aynur Tuncel Yazgan mahkemenin 16 Mayıs tarihli savunma hakkını sınırlandıran ve ihlal eden kararı hakkında beyanda bulundu.

11.40 Kimlik tespitleri bitti ve savunmalara geçildi. İlk söz Murat Sabuncu’nundu ancak Sabuncu, savunma belgelerine hapishanede jandarma tarafından el konulduğunu söyledi. Sabuncu’nun savunması yarına ertelendi.

11.00 Cumhuriyet gazetesi yazarlarının aileleri, gazetecileri savunmak üzere 70’ten fazla avukat, milletvekilleri, gazetecilik emek ve meslek örgütleri temsilcileri duruşma salonu önüne geldi. Yoğunluk ve salona sığma sorunu nedeniyle duruşma yarım saat gecikmeli başladı.

Sendika.Org