DİSK Genel-İş: “Belediyelere kayyum atanarak halk iradesi yok sayılıyor”

DİSK/Genel-İş Genel Yönetim Kurulu belediyelere kayyum ataması ve medya üzerindeki baskılarla  ilgili basın açıklaması yayımladı

disk-1

DİSK/Genel-İş Genel Yönetim Kurulu belediyelere kayyum ataması ve medya üzerindeki baskılarla  ilgili basın açıklaması yayımladı. Kayyum atamasının terörle mücadele adı altında yerel halk iradesinin yok sayılması ve bu iradenin gasp edilmesi anlamına geldiği ifade edilen açıklamada, ayrıca darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL’in kalıcı bir baskı rejimine dönüşme eğiliminde olduğu belirtildi. Ayrıca, yargılamalar, yargılama yöntemleri, medya sansürü ve medya mensupları üzerindeki baskılar, kamu personelinin işten çıkarılma yöntemleri, görevden uzaklaştırmalar, gazete kapatmalar, sendika kapatmaların da bu eğilimin en somut göstergeleri olduğu dile getirildi.

DİSK/Genel-İş Yönetim Kurulu’nun konuyla ilgili açıklaması şöyle:

Doğu ve Güney Doğu illerindeki çatışmaları öne sürerek bu bölgelerdeki belediyelere kayyum atamasını uzunca bir süredir gündemde tutan Hükümet, konuyla ilgili bir yasa tasarısını TBMM’ye getirmiştir.

5393 sayılı Belediye Kanunu’nda değişiklik öngören düzenlemeler her zamanki gibi bir torba yasa tasarısı olarak getirilmiştir.

Hükümet tasarısı;

1-    Büyükşehir ve il belediyelerinde İçişleri Bakanı, diğer belediyelerde valiye, görevden alınan belediye başkanı, başkan vekili ve meclis üyesi yerine atama yapma yetkisi vermektedir. Atanacaklarda aranan tek şart seçilme ehliyetinin olmasıdır.

2-    Daha önce görevden alınan belediye başkan, başkan vekili ve meclis üyelerinin yerine kanun çıkmadan önceki mevzuata göre görevlendirme yapılmış olsa bile bu görevlendirmeler geçersiz sayılarak içişleri bakanı ve valilerce yeniden atama yapılacaktır.

3-    Bu durumlarda hizmetlerin aksaması ihtimaline karşı valilere başka kamu kurumlarına hizmet gördürme yetkisi ve belediyelere ait taşınırlara el koyma yetkisi verilmektedir.

Bu düzenlemeler, terörle mücadele öne sürülerek yerel halk iradesinin yok sayılması ve bu iradenin gasp edilmesi anlamına gelmektedir. Yine bu düzenleme seçimle işbaşına gelmiş yerel yönetimlerin merkezi yönetime devredilmesi, merkezi hükümetin taşra örgütü haline getirilmesi anlamına gelmektedir.

Ayrıca, bu düzenlemenin süresi de belirsiz bırakılmakta ve böylece bir sonraki yerel seçimlere kadar yerel yönetim, Hükümet’e bırakılmaktadır. Bu, kabul edilemez, hukuk dışı bir durumdur.

Diğer yandan başarısız darbe girişimi sonrasında ilan edilen olağanüstü halin kalıcı bir baskı rejimine dönüşme eğilimi ortaya çıkmıştır. Yargılamalar, yargılama yöntemleri, medya sansürü ve medya mensupları üzerindeki baskılar, kamu personelinin işten çıkarılma yöntemleri, görevden uzaklaştırmalar, gazete kapatmalar, sendika kapatmalar bu eğilimin somut göstergeleridir. En son Özgür Gündem Gazetesi’nin kapatılması yönetici, yayın yönetmeni ve yazarlarının göz altına alınması kararları basın kuruluşları üzerindeki baskının sadece olağanüstü halin gerekçesindeki FETÖ soruşturması ve önlemleri ile sınırlı kalmayacağını gözler önüne sermiştir. Gazeteci Can Dündar’ın Cumhuriyet Gazetesi genel yayın yönetmenliğini bırakmak zorunda kalması ve ülkeyi terk etmesi de olağanüstü halin herkese dokunacağının işareti olarak görülmelidir.

Sendika.Org

WP-Backgrounds by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann