Tecavüz, idam, hadım ve erkeklik üzerine – Hilal Zambakçı (Karın Ağrısı*)

Özgecan Aslan’ın 3 erkek tarafından tecavüze maruz bırakılarak katledilmesinin ardından yaklaşık bir yıl geçti. Özgecan’ın katledilmesiyle Türkiye’nin dört bir yanında kadınlar sokağa dökülmüş, kadın cinayetlerine yönelik öfkesini ortaya koymuştu! Gerek Özgecan’ın katli, gerekse sonrasında ortaya çıkan toplumsal hareketlenme, birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. İdam, hadım, linç çözümleri tartışılmaya başlandı. Bununla kalmayan eril zihniyetin, olaya dönük tepkilerde kadın düşmanlığını yeniden ortaya çıkardığına hep beraber şahit olduk. Katile hakaret için kullanılan her sözde katilin “anası, bacısı”nezdinde bütün kadınların aşağılandığını gördük. Bir tecavüzcüyü kötülemek için tecavüz tehditlerini savurmaktan geri durmayan erkeklere karşı da bazen öfkemizden ne yapacağımızı bilemedik. Bunlarla beraber doğrudan AKP’nin kadın mücadelesini yönlendirmek adına kurdurduğu KADEM televizyonlarda günlerce şu söylemi yaygınlaştırmaya çalıştı “ Bu kadın-erkek meselesi değil, bu bir insaniyet meselesi.” “Olayı politikleştirmeyin, burada çok insani, çok vicdani bir durum var.” Doğrudan ideolojik olan bu söylemler iktidarın kadın düşmanlığını meşrulaştırmak istediğinin bir göstergesiydi. Bütün yaşananların asıl nedeninin bu durumun politikleşmesinin istenmemesi olduğunu biliyoruz ve buna karşı mücadele ederken karşımıza çıkan bir sorun var: erkekler!

Hemen bir açıklık getirelim. Neden erkekler? Çünkü; erkekler Özgecan’ın katledilmesinden sonra yapılan hemen hemen tüm eylemlerde, basın açıklamalarında, forumlarda “vicdan” yaparak söz almaya ve görünür olmaya çalışıyordu. Kameraların önüne geçerek ellerindeki “erkekliğimden utanıyorum, erkeklik buysa ben erkek değilim” yazan dövizlerle kendileri gibi “namuslu” olmayan erkekleri kınıyorlardı. O kadar içtendi ki yaptıkları bu eylemlere katılıp daha sonra Cansu Kaya’yı katleden erkek bu durumu bize açıkça gösterdi. Eylemler boyunca kadınların kendi sözlerini söylemesine bile tahammül edemeyip kadınların elinden megafonları almaya çalışanlar dahi olmuştu.

Bugün ise yine benzer bir dönem geçiriyor kadınlar. Bağdat Caddesi’nde bir kadının tecavüze maruz bırakılmasının ardından yine erkekler sahnede. Ama öyle basit bir söz söyleme kaygısı değil. Yine “vicdan” yaparak sahneye çıkan erkekler tecavüzcüyü lanetlerken kadınları aşağılamaktan da adeta zevk alıyor. Kadın bedeni üzerinden yapılan hakaretler, cinsiyetçi dilin küfürlerle vs yeniden üretilmesi buna birer örnek Sosyal medya üzerinde erkeklerin “hadım edilsin bu şerefsiz”, “orospu çocuğu” gibi birçok cinsiyetçi yorumu “erkekliğin kıymetini” ve buradaki samimiyeti ortaya koyuyor. Bunların ötesinde “o saatte orada ne işi vardı?”, “kentin marka değeri düşüyor!” gibi yorumların tecavüzü meşrulaştırmaktan öte bir amacı olmadığı ise kadınların malumu.

Özgecan Aslan’ın katledilmesi vahşice işlenen bir cinayet olmaktan öteydi. Bunu daha önce de defalarca söylemiştik. Bunun adı erkek şiddeti ve her gün birçok kadın erkekler tarafından sistematik bir biçimde tacize, tecavüze maruz bırakılıyor, katlediliyor. Özgecan’ın ardından yine çok sayıda kadın benzer şekilde katledildi ancak yaşananlar daha çok vahşice işlenen bir cinayet olarak tanımlandı. Kadınların sözleri, talepleri dikkate alınmayıp katiller tecavüzcüler iyi hal ve tahrik indirimlerinden yararlandı. Erkek şiddeti görmezden gelinirken yukarıdakilere benzer şeyler söyleyen ve kadına şiddete lanet yağdıran (bilinen) iki erkek farklı zamanlarda iki ayrı kadına tecavüz etti ve öldürdü. Oysaki onlar da “kadına şiddete hayır”, “hadım edilsin adi şerefsizler” demişti. Görünen o ki söylemler erkeklerin içindeki tecavüzcü ruhu da ortaya çıkarabiliyor.

Bütün bunların ardından sosyal medya üzerinden sıkça üretilen bir söylem vardı. Özgecan’ın katledilmesinin ardından da dile getirilen bu söylem o “çok samimi, vicdanlı, kadınların tecavüze uğramasına katlanmayan iyi kalpli erkekler” tarafından yine eril ve kadın düşmanı bir biçimde sürdürüldü. Nasıl önlenecekti kadın cinayetleri? Elbette ki hadım ve idam gibi kesin sonuç veren iki ceza yöntemi ile! Kadınların bu parlak iki yöntemi biraz tartışmasında ve tartıştırmasında fayda var gibi duruyor.

“Tecavüze idam getirilsin, tecavüzcüler hadım edilsin” gibi iki ayrı söyleme bakacak olursak iki yöntemin de tutarlı ve kadını çok da görmeden yapılan tartışmalar olduğunu fark edebiliriz. Hadım etmenin bir erkeğin cinsel organını yok ederek yapılan bir işlem olduğunu biliyoruz. Öyle ise tecavüz eden erkeği hadım etmek demek erkekliğini yok etmek demek. Ama buradaki erkekliği yok etmek kadınların tartıştığı erkek aklı ve zihniyeti yok etmek değil. Tam tersine burada hadım etmek erkekliği yeniden üretmeyi engellenen değil sadece “işlevsiz” hale getirildiği bir anlam yüklüyor. Böylelikle erkeğin bir kadına tecavüz edecek bir cinsel organı olmayacak. Tecavüzü bir cinsel organa indirgenirse bunun toplumsal ve politik olan boyutunu göz ardı ederek taciz meşrulaştırılabilecek. Yani namuslu erkekler ve namussuz erkeklerin arasındaki fark tecavüz edecek bir organı olmayışı olacak. (Diğer tarafından “namuslu” erkeklerin taciz etmesi, şiddet uygulaması sürebilir ama bunlar da tecavüze kalkışırsa onlar da aynı şeyle cezalandırılır, erkeklikleri ellerinden alınabilir demek oluyor bu sanıyoruz ki.) Çünkü bir erkeğe verilecek en büyük ceza onun için “kutsal olan erkekliğini” elinden almaktır. Asıl tartışılması, önemsenmesi gereken parça olan kadının ne yaşadığı, nasıl bir süreç atlatmaya çalıştığı ise çok önemli değil bu noktada çünkü erkek cezasını aldı, erkekliğini kaybetti. Böylece insan içine çıkacak hali olmayacak, tecavüze maruz bırakılan kadın ise başının çaresine bakabilir.

Diğeri ise idam cezası. En başta şunu söyleyelim ki kadını değil tecavüzcüyü koruyan erkek yargının bu cezayı erkeğe uygulamayacağını biliyoruz. Bir yanında tahrik indirimi bir yanında iyi hal indirimi dururken hangi tecavüzcü idam cezasına çarptırılır ki. Bu noktada ceza yöntemi olan idamı günümüz olayları ile değerlendirmek daha doğru olacak. Çünkü idamın tecavüzün önüne geçmediği üzerine elimizde fazlasıyla somut örnekler bulunuyor. Öncelikle Nevin Yıldırım ile başlayalım. Nevin kendisine tecavüz eden erkeği öldüren, başını keserek köy meydanına asan bir kadın. Nevin erkek devletin yargısı tarafından müebbet hapis cezasına çaptırıldı. Eminiz ki sosyal medya üzerinden erkeklik vurgusu ve erkek akıl ile tartışma yürütmeye çalışanların büyük bir kısmı Nevin’den habersiz. Ne koşullarda tecavüz eden erkeğin bebeğini doğurdu, psikolojik durumu nedir, ne değildir umrunda değil! Burada mağdur olan öldürdüğü erkek değil Nevin; ancak o müebbet hapis cezası alabiliyor. Şimdi bu ülkede idam cezası var olsa o ceza Nevin’e mi işleyecek yoksa tecavüz eden erkeği mi? Mesela Bağdat Caddesi’nde tecavüz eden erkek müebbet hapis cezasıyla cezalandırılacak mı? Neden yargının tahrik indirimi diye bir gerçekliği önümüzde duruyor?

Bir diğer kısa bilgi de şu olsun. İdam cezasının olduğu ülkelerde tecavüz oranı fazlasıyla yüksek. Uluslararası Af Örgütü’nün raporuna göre idam cezasının en fazla uygulandığı ülkeler arasında Çin, ABD, Pakistan, Afganistan, Hindistan, Arap Yarımadası ve Afrika ülkeleri geliyor. Dünyada kadınların konumu üzerine araştırma yapan Woman Stats Project’in 2011 raporunda dünyada tecavüzün en yaygın olduğu ülkelerin başında ortalama her 100 kadından 60’ının tecavüze uğradığı Afganistan, Hindistan, Pakistan, Yemen, Irak, Suriye, Ürdün, İran, Sudan ve diğer Afrika ülkeleri geliyor. Ülkeler ne denli birbiri ile eşleşiyor ortada.

Herkesin anlayabilmesi için ise bir diğer not ise İran’da patronu tarafından tecavüze uğrayan ve patronunu öldüren Reyhaneh Jabbari idam edilerek öldürüldü. Daha önce de söylediğimiz gibi kendine tecavüz eden bir erkeği öldürerek yaşam hakkına sahip çıkan Nevin’in müebbetle yargılandığı ülkede kim biz kadınları idamın tecavüzü engelleyeceğine inandırabilir ki?

Yapılan tartışmalarda gördüğümüz şey hep aynı tacizin, tecavüzün, şiddetin “münferit vakalar” olarak görülmesi. Olayın failini cezalandırıp, tedavi edip, yok edip sorunun kökünden çözüleceğinin düşünülmesi. Ancak bunlar politik ve sistematik saldırılar. Erkeklik dediğimiz erkek egemenliğinin oluşturduğu bu zihniyet ortadan kalkmadıkça da bu durum devam edecek. Tek çözümümüz erkekliğe, eril zihniyete karşı mücadele ederek ortadan kaldırmak. Erkeklik rollerini bir kenara bırakamayıp tam da bundan doğan sorunlara karşı bile olanca erkekliğiyle tepki verenler bu mücadelede kadınların yanında değil karşısında duracakları aktörlerdendir.

Tekrar vurgulayalım bütün bunları aşabilecek bir şey varsa o da kadın mücadelesi ve kadın dayanışmasıdır. Şimdi biz kadınlar için daha güçlü ve daha örgütlü bir araya gelme zamanı. Bu yazı ile de tüm erkeklere son kez iletelim; Siz ne zaman konuşsanız ağzınızdan nefretten, kadın düşmanlığından başka bir şey çıkmıyor. O yüzden bir erkek olarak daha fazla konuşmayın ve susun! Çünkü artık kadınlar konuşacak!

*Bu yazı Kadın Ağrısı Dergisi’nin Mayıs/2016 sayısından alınmıştır.