İktidar olmayınca hükümet sola yaramıyor: Syriza ve “hainlik” üzerine – Prof. Dr. Gazi Çağlar

İktidar olmayınca hükümet sola yaramıyor. Syriza hükümete sahip olmasına rağmen iktidarda değil. Yunanistan emperyalist-kapitalist zincir içerisinde dün olduğu gibi bugün de sermaye egemenliği altında bir ülke. Aşağıdan yukarı devlet mekanizmasını çökertmeden ve kültürden ekonomiye toplumda sol bir hegemonya oluşturmadan ekonomiyi toplumsallaştıracak „devlet olmayan devlet“, yani bir sol iktidar da oluşturulamıyor.

Dünya finans kapitalinin sağ-muhafazakar Almanya fraksiyonunun diktesini Syriza bu koşullarda hükümet olarak imzalamak zorunda bırakıldı. İktidar olmayan Syriza’nın özelleştirme, halkı borçlandırma, kemer sıkma anlaşmasını imzalaması, elbette prestij kaybına uğraması sonucunu doğuracaktı. Zaten Syriza 5 yıldır AB içindeki emperyalist-kapitalist kumpanyanın hedefindeydi, diz çöktürülmesi gereken bir hayaletti ve şimdilik diz çöktürüldü. Yıpratılması, bir seçenek olarak siyaset dışına itilmesi gerekiyordu. Almanya’nın başını çektiği kirli koalisyon, Yunanistan ile sadece bir borç anlaşması yapmakla meşgul değildi, sorun siyasiydi: Bir halkın bağımsızlık ve antikapitalizm özlemleri yerle bir edilmeliydi. Doğrudan demokrasi ve halkın kendi kaderini kendi tayin etmesi kabul edilemezdi. Syriza tüm Avrupa’ya ve dünyaya kötü örnekti. Tasfiye edilmeliydi. En azından görünürde bu minvalde başarılar elde edildi.

Gerçekte ve geri planda ise AB-İMF-EZB Yunanistan ile ilgili Syriza öncesi talan siyasetinin hedeflerinin şimdilik sadece bir bölümünü elde ettiler. Syriza talan siyasetinin temel doğrultusunu kıramadı, ama önemli tavizler de elde etti. Yunanistan referandum öncesinden kat kat daha fazla borç aldı, her şeyden önce topluca borç ödemeye ayrılmak istenen özelleştirme gelirlerinin 15 milyara yakını ülkede kalabilecek ve yatırımlara ayrılabilecek. AB-İMF-EZB 225 milyar civarındaki borç garantilerini şimdi 83 milyar artırarak 300 milyar civarına çıkaracak. 5 Avrupa ülkesi parlamentosunun da onaylaması gereken bu karar, sonuç itibariyle Avrupa’da borçların giderek toplumsallaştırılması anlamını da taşıyor. Almanya ve destek aldığı ülkeler tam da bunu engellemek için çok uğraştılar, Yunanistan ile ilgili gerçekte son dönemlerde ettikleri tüm lafları yuttular. Kendi halklarına “yeni bir paket gerekmez, Yunanistan’a beş kuruş akmayacaktır” sözünü verdiler ve tutamadılar. Emperyalist-kapitalist zincirin çıkarları, Almanya örneğindeki gibi burjuva partilerin de sözlerini yemelerini gerektirdi. Aslında şu an salt Syriza’yı kaybetmiş gibi göstermelerinin, tüm Avrupa medyasının Çipras’ı günah keçisi haline getirme çabalarının ardındaki panik, sahte bilgileri pompaladıkları kendi haklarından şamar yeme korkusudur. Avrupa yerine Euro’yu, dayanışma yerine boğma ve şantajı seçen Almanya ve “Gerçek Finler” gibi aşırı sağcı partilerin de hükümet ortağı olduğu Kuzey Avrupa, şimdilik kazanmıştır, ama Yunanistan ve diğer güney Avrupa ülkelerine dayattıkları neoliberal kemer sıkma politikalarının eninde sonunda kendilerini vurması yakındır.

3 yıllık sözleşmeden sonra ne olur? Bu her şeyden önce Yunanistan’ın yanısıra Avrupa’nın diğer ülkelerinde sol muhalefetin gelişme seyrine de bağlı. İspanya’da, Portekiz’de ve nihayet kuzey Avrupa ülkelerinde toplumsal muhalefet iktidarı sallayan aşamaya gelmeden köklü bir değişim beklemek hayalcilik olur. Toplumsal muhalefetin ve karşısında faşist-sağ popülist akımların gelişeceği ise kesindir.

Kapitalizmin karların özelleştirilmesi, borçların toplumsallaştırılması yasası keskin bir kılıç gibi işlemekte, bu giderek daha fazla sosyal hakkın budanmasına, giderek daha fazla nüfusun yoksulaşmasına yol açmaktadır. Borçların toplumsallaştırılması, devlet bütçelerini esir almıştır. Sol hükümetler borçları silmese bile eninde sonunda borçların silineceği bir konferans Avrupa kapitalizmini kurtarmak için kendileri tarafından gündeme getirilecektir. Bu doğrultuda talepler giderek daha sesli dillendirilmektedir.

Syriza hain mi?

Syriza’yı „hain“ ilan etmek, Yunanistan’da toplumsal muhalefetin gücünü, örgütlülük düzeyini, Yunan halkının bilinç seviyesini, güçler dengesini, özetle sol bir iktidarın subjektif koşullarını alabildiğine abartmaktan kaynaklanıyor. Gerçekte neoliberal tasarruf politikalarından zarar gören ve onuruyla oynanan kitleler küçümsenemez olsa da AB ve Euro içerisinde kalmak isteyenlerin oranı % 85’i buluyor. Bunların bir kısmı eski PASOK’u destekleyen klientalist kitleler ve şu anda Syriza’da çöreklenmiş görünüyorlar. Yani Syriza içerisinde sosyalist politikalar mevcut olsa da hegemonik değil.

Syriza’nın seçenekleri nelerdi? Anlaşmaya gitmese Grexit şantaj olmaktan çıkıp büyük bir ekonomik yıkımla beraber gerçek olacaktı. AB’yi terk etmesi, Drahme’ye dönmesi ekonomik çöküşten çıkış olmayacak, tersine borç yükümlülüğü devam eden Yunanistan şekilsel bağımsızlığını korusa da Avrupa’nın yoksulluğu derinleştirilen kölesi olacaktı. Yunan ekonomisi, Venezüella’nın petrol kaynaklarına dayalı ekonomisinden farklı, fazla kaynakları olmayan ülke her alanda dünya ekonomisi ile içiçe. Damarları kesilen ekonomi, işsizlik oranlarını ilk etapta daha da kabartacak, yoksullaşmayı dayanılamaz hale getirecekti. Toplumda iktidar olmayan, salt hükümeti oluşturan Syriza’nın ve solun bugünkü koşullarda böyle bir sürece dayanıp dayanamayacağı ise meçhuldür. Yunan oligarşisi ve gerici-faşist güçlerin gücünü kıracak bir süreç, daha fazla aşağıdan mücadeleyi ve birikimi zorunlu kılmaktadır.

Özetle Syriza bize burjuvazi tarafından borç girdabına gömülmüş bir ülkede iktidar olmadan hükümet olmanın çelişkilerini gösteriyor. Bu ise basit bir „hainlik“ suçlamasıyla açıklanabilecek bir durum değildir. Bu suçlama Syriza’ya özellikle Yunan Komünist Partisi KKE ve otonomcu güçler tarafından yöneltiliyor. KKE’nin ise Syriza ile hükümet kurma şansı ve başka bir siyaseti gösterme olanakları vardı, elinin tersi ile itti, Syriza’yı sağcı bir partiyle koalisyona mahkum etti. Hükümete girseydi örneğin savunma bakanlığı sağcı partide olmayacaktı.  % 4’lük bir oy oranıyla muhalefette „saf“ ve „sade“ politikalar savunmak hükümet sorumluluğundan daha basit olsa gerek. Syriza karalaması üzerinden ilerlenemeyeceği ise açık.

Syriza „hain“ değil, bürokratik „reel sosyalizmin“ kendisiyle birlikte dünya halklarının somut değişim ütopyalarını itibarsızlaştırdığı koşullarda azgınlaşan kapitalizme karşı patikalar açmaya çalışan bir muhalif oluşumun hükümetteki trajik hali. Trajediyi Yunanistan’da doğa ve emek eksenli bir toplum mücadelesini güçlendirerek emekçi bayramına çevirme şansı ise, şans değil tarihsel bir olanak. Yunanistan emekçileri de diğer halklar da bu trajidelerden öğrene öğrene ilerleyecekler ve eninde sonunda kapitalizmi aşacaklar.