Futbolun Türkiye fotoğrafı… – İsmail Topkaya

Futbolun diliyle konuşursak bir ülkenin başbakanına on beş dakikada “hat trick” yaptırılan ve ardından ne kadar güzel oynadı diye övgüler düzülen bir oyun nasıl iyi bir oyun olabilir ki?

foto-futbol

Bu fotoğraf Türkiye’nin futbol fotoğrafıdır.

Bu fotoğrafta Türkiye’deki futbolun efendileri, efendi adayları, efendi prototipleri vardır.

Futbol sayesinde inanılmaz olanaklara ve güce kavuşmuş ama futbola ondan aldıklarının binde birini vermemişlerin görüntüleri vardır bu fotoğrafta.

Fotoğrafta yer alanların birisinin dahi futbolun emeği ve emekçileri yanında asla yer almayanlardan oluşması bir tesadüf müdür? Ya da bu fotoğraftaki hiçbir insanın “spor emekçileri sendikası” diye bir sendikanın varlığından dahi haberi olmaması nasıl bir rastlantı olabilir ki?

Ya da yaşama ve dünyaya biraz olsun soldan bakan insanların bu fotoğrafta yer almıyor oluşu, sol’un futbolu yeterince bilmiyor ve sevmiyor oluşu ile açıklanabilir mi sadece?

Yoksa futbol liberallerin, sağcıların, milliyetçilerin ve finans kapitalin ilgi, konumlanma ve güç alanı mıdır sadece?

Evet… Şunu herkes bilmeli ki, ne zaman büyük bir futbol fotoğrafının içinde hayata soldan bakanlar ya da en azından kolektivist anlayışı içselleştirmiş demokrat ve nitelikli insanlar daha çok yer alır, işte o zaman futbol daha toplumsal, daha naif, daha emekten yana, daha adil ve daha eğlenceli bir oyun olur.

Ama bunun için hayata soldan bakanların veyahut da ben değil biz diyebilenlerin ve bunu yaşama biçimleriyle gösterenlerin futbolu sevmesi, futbol haramilerine karşı daha etkin mücadele etmesi ve futbolu daha iyi bilmesi gerek…

Futbol belli ölçülerde de olsa sahada iyi ve adil bir oyundur. Ama artık değil… Neden değil? Futbolun diliyle konuşursak bir ülkenin başbakanına on beş dakikada “hat trick” yaptırılan ve ardından ne kadar güzel oynadı diye övgüler düzülen bir oyun nasıl iyi bir oyun olabilir ki?

Futbol endüstrileşme süreciyle birlikte giderek kirletilirken, sadece oyun olarak dahi futbol hiç bu kadar rencide edilmemişti.

Evet, arada bir ünlü, güçlü ya da her neyse “bir şey” olmuş insanlara başlama vuruşu ya da penaltı atışları yaptırılırdı ama iş, tüm medya ve doldurulan tribünler eşliğinde başbakana asist yapma yarışına girilerek,  ikili oyunlarda terse yatarak üç gol atmasının sağlanması için çabalanmamıştı şimdiye değin.

Üstelik maçtan bir gün sonra, federasyon başkanı başta olmak üzere bir çok kişinin kalkıp ciddi, ciddi başbakanın ne denli becerikli ve yetenekli olduğuna dair değerlendirmeler yapması insanoğlunun ve Türkiye toplumunun bir kesiminin ne hale düştüğünü göstermesi bakımından önemli bir göstergeydi.

Futbol saha dışında da iyi ve adil bir oyun olmalıdır derken futbolun saha içinde şikesiyle, eşitsizlerin yarışma alanı olmasıyla kalmayıp iyice ayağa düşmesi ilerisi için ümitli olmayı engelleyecek gibi görünüyor.

Futbolu kurtarmak hayatı iyi ve adil kılmaktan geçer evet ama, bu futbola uzaktan bakarak da asla mümkün değildir.

Yani futbolun bunlardan kurtarılması için hayatın ve ülkenin bunlardan kurtarılmasını beklemek çok anlamlı değil doğrusu.