Futbolda Almanya örneğinden yola çıkarak… – İsmail Topkaya

Altyapı başlangıçtır, başlangıç her şeydir, doğru altyapı doğru başlangıç demektir, doğru başlayan her şey eğer doğru devam ederse “gelişim” denen şey gerçekleşir

Almanya Löw’ün dediği gibi bir günde dünya şampiyonu olmadı.
2000’li yıllara doğru futbolda göreceli de olsa geriye düşen Almanya ciddi bir altyapı hamlesi başlattı. Bunun için “altyapılarda futbol akademileri” projesini yaşama geçirdi.

2014 dünya kupası meyvesi işte bu akademilerin 10-15 yıllık bir sürecinin doğal sonuçlarıdır.

Burada öncelikle dikkat edilecek nokta; söz konusu bu proje Löw’e ya da bir başkasına “Almanya Futbol Direktörü” gibi megalomanik paye ve ünvanlar vererek değil, zaten var olan iş ahlakı, iş sorumluluğu, iş üretkenliği, değerli emek ve bilimsel temelden hareket eden geniş bir kadronun işe koşulmasıyla gerçekleşmiştir.

İşe koşulan insanlar eski profesyonel futbolcu veya değil diye ayrıma tabi tutulmamış, özellikle okuyan, kendini geliştiren, yenilik ve gelişmelere açık özellikle de “çocuk ve genç futbolundan” anlayan eğitmenlerden oluşturulmuştur.

Projenin esası, Almanya Futbol Federasyonu’nun, 2002 yılında Bundesliga ve 2. ligdeki tüm takımlara altyapı akademisi kurma zorunluluğu getirmesidir. Dikkatinizi çekerim altyapı takımları kurma zorunluluğu değil, altyapı akademileri…

Kulüplerin kasalarına, geleceğin yıldızlarını yetiştirmeleri için 900 milyon euro finansman sağlandı. Ve bunlar sistematik bir biçimde denetlenerek değerlendirmeleri gerçekleştirildi.

Yetenekli oyuncuların keşfedilmesi için kapsamlı bir tarama sistemi oluşturuldu. Bu tarama işinin ciddi, objektif olması yanında pedagojik koşullara uygun olduğunun altını çizmek gerekir. Yani boya, kiloya veya maç içinde birkaç motor davranışa bakarak ilkel bir taramadan söz edilmediğinin bilinmesi gerekir.

Çocuk yaşta keşfedilerek amaca uygun olarak yetiştirilen çocukların bazıları alt seviyede olmasa dahi bir üst seviyelerde keşfedilme imkanları buldular. Çocuklara “bundan bir şey olmaz” gözüyle bakılmadığı gibi, her çocuğun gelişim sıçramasının bazı dönemlerinin olabileceği göz önünde tutuldu hep.

İşte bugün özenerek ve övünerek izlediğimiz Mesut Öziller, İlkay Gündoğananlar, Nuri Şahinler çok katmanlı bu altyapı sisteminin ürünleri olarak Almanya ve dünya futboluna kazandırıldılar.

Almanya, bu büyük altyapı hamlesini belli bir süreçte bırakmadı. Olması gereken oldu ve yetiştirdiği genç oyunculara büyük bir cesaretle görev verdi. Tarihinin en genç kadrosuyla gittiği 2010 Dünya Kupası’nda yarı final oynadı. 2 yıl sonra Avrupa Futbol Şampiyonası’nda bir kez daha son dörde kaldı. Ve ardından birbirinden yetenekli oyuncuların bulunduğu bu takım, daha çok da “takım” olma özelliğini öne çıkararak 2014 Dünya Kupası şampiyonu oldu.

2010-2011 sezonu itibariyle Bundesliga’da forma giyen 525 futbolcunun 275’i kulüplerin altyapısından yetişen oyunculardan oluşmaktadır. Bu rakam giderek artmaktadır. Bu, altyapıya verilen önem ve değerin pratiğe yansımasının sağlanması ile gerçekleşmektedir.

Bayern Münih’in bugün ortaya koyduğu futbolun içinde Thomas Müller, Toni Kroos, Bastian Schweinsteiger ve Philipp Lahm gibi altyapı ürünleri vardır.

Mesut Özil, Sami Khedira, Per Mertesacker, Lukas Podolski gibi yurtdışında forma giyen yıldız oyuncular sözü edilen altyapı projesinin ürünleridir.
Almanya’nın 2009’da Avrupa 21 Yaş Altı Şampiyonu olduğu takımda yer alan Neuer, Höwedes, Mesut, Boateng ve Hummels Khedira 2014 Dünya Kupası’nda yer alan oyunculardı.

Türkiye’deki futbol camiasının başta Federasyon olmak üzere, Fatih Terim ve onun anlayışındaki tüm futbol aleminin böylesi bir projeyi hayata geçirecek tesisleri, paraları ve yaptırım güçleri olduğu halde birikimlerinde ve hayatı algılayış biçimlerinde sorunlar nedeniyle mümkün görünmemektedir.

Çünkü futbol camiasının geneli popüler kültüre teslim olmuş ve var olan sistemi devam ettirerek konumlarını korumak ve sürdürmek peşinde olan insanlardan oluşmaktadırlar.

Başta süper lig takımları olmak üzere hiçbirisinde altyapıya özen, güven ve büyük yatırımlar yoktur. Çoğu eski profesyonel futbolcunun egemenlik kurduğu ve kendini konumlandıracağı bir yer olarak algıladığı ve sadece bir şube görünümü sergileyen altyapılar, sadece akademi liglerine takım kurmak peşinde olan birimlerdir.

Bunun yanı sıra altyapılar çoğu antrenör adayı için hedefe ulaşılmak için bir geçiş yeri, öncelikle kapılanacağı bir yer olarak görülen, orada çalışmanın statü ve ekonomik gelir açısından çok değerli görülmediği bir alandır.

Türkiye’de altyapılardan üstyapılara uzanan süreç oyuncu akışını ve değerlendirmesini sistematik bir biçimde işleyecek bir düzene kavuşturulamaz, bunun için gereken nesnel koşullar yaratılamaz ise, tesadüfi olarak 20 yılda bir Arda Turan ve benzeri futbolcular ile durumu idare etmeye devam edip gidecektir bu ülke.