Demokratik İslam Konferansı ve Türkiye solu – Çağdaş Balcı

Türkiye solu nezdinde; Gezi eylemliliğine aktif destek sunmayan, Hakan Fidan’dan medet uman ve Kutlu Doğum haftasına çağrı yapan Kürt Hareketi’nin İslam Kongresi yapması, gittikçe dinsel gericikle hemhal olması sonucunu doğuruyor

10-11 Mayıs tarihinde, Öcalan’ın çağrısıyla, Diyarbakır’da “Demokratik İslam Kongresi” düzenlendi. Bir kongre fikri ortaya çıktığından ve çağrı metni yayımlandığından beri Türkiye solu cephesinde yoğun bir eleştiri söz konusu. Kongre tahmin edildiği gibi geçti, beklenen cümleler sarf edildi. Kürt hareketinin son politik hattına uygun mesajlar verildi. Düşünceler net bir biçimde söze döküldüğü için muhtemelen tartışmalar daha büyük bir ivmeyle devam edecektir.

Türkiye sosyalist hareketinin genel tavrı “Dinsel referanslar mı? İslamcı sentez mi? Gericilikle el sıkışma mı? Şeyh Said kim mi? Federatif pazarlığın karşı imzacısı mı? Emperyalizm mi? Bunlara niye mi girmedik, bağlarını kurmadık? Ohoo, siz hâlâ orada mısınız… Kartlar yeniden dağıtıldı! Kalpler değişti, gönüller değişti!”[1] sözleriyle özetlenebilir. İslamlaşmanın, feodal gericikle flört etmenin ve dinsel referansları kullanmanın sosyalist bir hareket için imkansız olduğu ifade ediliyor. Aydınlanma değerleriyle barışık bir teorik-politik hat tasavvur ediliyor. Kürt hareketine yakın olan samimi isimler bile Türkiye solu için diledikleri ve tek genel-geçer kural saydıkları bu ekseni Kürt hareketi için de istiyor. “HDP-BDP siyaseti Kürt siyasetini bugünlere taşıyan gerçek sekülerlik geleneğine sıkı sıkıya sarılmalıdır. Ufuk oradan görünüyor ancak. Benim inancım budur.”[2]

Kürt hareketinin İslam ile ilişkisi yeni değil. 1989 yılında Öcalan “İslam dininin olumlu özelliklerini iyi yakalayarak daha şimdiden bir cephesel kol halinde örgütlemek, İslam dini ve ulusal kurtuluş arasındaki doğru ilişkiyi Kur’an ayetlerine dayanarak açıklamak, bunda giderek doğru bir programa kadar ulaşmak, bütünüyle halkımızı ve dürüst din adamlarını bu temelde ulusal kurtuluş çatısı içinde örgütlemek doğru ve yerine getirilmesi gereken bir görevdir” demiş.[3] Öcalan, AİHM savunmalarında da İslam’ı feodal çağın vurucu-devrimci gücü olarak tanımlıyor. “İslamiyet, yoğunlaşmış ideolojik kimliği ile iç içe ve başlangıcından itibaren bir askeri-siyasi devrim olarak gelişmektedir.”[4] Demokratik İslam Kongresi çağrı metninde ise aynı teorik hat devam ediyor. Kongrenin sorusu şu: Hz. İbrahim’in Nemrutçulukla mücadelesinden, Hz. Musa’ya vahyedilen on emirden ve Hz. Muhammed’in pratikte gerçekleştirdiği Medine Sözleşmesi’nden ilham alarak çağımıza ve coğrafyamıza adalet, barış, özgürlük ve çoğulculuk değerlerini yeniden nasıl taşıyabiliriz?

Kürt hareketinin karakteri aynı, Türkiye solunun eleştirileri aynı… Ancak aktüel olan tartışma zemininin, ayırt edici birtakım özellikleri söz konusu. Demokratik İslam Kongresi ve ona karşı eleştirilerin farklı bir yönü var.

Bugüne kadar Kürt hareketi, devletle savaş halindeydi. Tüm hareket planlarını ve politik cepheleşmelerini, namlusu Türk Devleti’ne karşı uzanmış bir silah olarak kurguluyordu. Buna karşın Türkiye solunun takındığı laik ve aydınlanmacı tavır, politik konjonktürde Kürt hareketinin gerisine düşüyordu. Aktif silahlı mücadele yürüten, Kürdistan coğrafyasının tüm ezilenlerinin öncü gücü olmuş bir hareket bütünselliğini sağlamıştı ve başka bir bütünsel yapı olan İslam ile etkileşimde bulunuyordu. Politik açıdan verimli ve devrimci edinime tabi olabilecek bu alaşım, Türkiye soluna anakronik geliyordu. Yapılan eleştiriler beyhude bir “akıl verme” çabasıydı. Devrimci öznenin kendisinin ve örgütünün aklından başka bir akıla devrimciliğin ihtiyacı yoktu. Türkiye solu, bütünselliğini sağlayamadı ve aydınlanmacı bir saikle dans ettikçe çıkmazı daha da derinleşti.

Benzeri bir akıl verme çabasını geçtiğimiz günlerde bu sefer Kürt hareketinden gördük. Duran Kalkan “Adına ne denirse densin ama bu durum artık kesinlikle bir son bulmalıdır. HDP önündeki ÖDP engeli kesinlikle aşılmalıdır. Bunun da en doğru yolu, kuşkusuz ÖDP’nin Mahir Çayan çizgisine girerek günümüzde bu çizginin pratikleşmesi olan HDP birliği içinde yer almasıdır. Yok eğer böyle yapmıyorsa, o zaman kim olduğunu ve kimlere hizmet ettiğini ortaya koymalıdır. Yoksa radikal demokratik hareket bu görevi yapacak ve ÖDP’yi gerçek ifadesine kavuşturmak zorunda kalacaktır”[5] diye yazdı.

Politik bir yapı, kendi konumunu başka bir merkezi eleştirme ekseninden tanımlamaya başladığında, giderek bütünsel bir yapı olma halini kaybediyor demektir. Başından beri bütünsel olamadığı için böyle davranıldığı da söylenebilir. Bütünselliğin en iyi ifade edildiği anlar devletin, o politik yapının gücünden ve kudretinden çekinir hale geldiği konjonktürdür. Türkiye solu, 1971 yılının ve 1990’ların belirli dönemleri haricinde ilk defa Gezi ayaklanmasında devlete başkaldırabildi. Geniş toplumsal kesimler, Türk solunun yakın olduğu değerleri kendi değerleri bildiler. Devletle olan savaşın cephesinde -en önlerde- sosyalistler yer aldı. Böylesi bir tutarlılığı yakalamış Türkiye solunun karşısında devletle müzakereye girişmiş ve silahları susturmaya çabalayan bir Kürt hareketi vardı. Dolayısıyla “akıl verme” hali/sırası Kürt hareketine geçti.

Kürt hareketi için geleceğe yönelik negatif çıkarımların sayısı artmış durumda. Kendi konumunu, başka yapılara yönelttiği eleştiriler üzerinden tespit etmek… Mücadele eden için böyle bir tarz göze batmıyor. Maalesef mücadele etmeyen için ise kendi politik yapısını sınırlamaktan başka bir sonuç doğurmuyor.  Mücadele hattı, kendi kendini sınırlayan fasit daire misali politik kudret tarafından belirlenir.

Bütünselliği yaşamaya hazırlanan Türk solu için, Duran Kalkan’ın eleştirisi etkisizdir. Daha öncelerden Türk solunun, Kürtlere yeterince laik olmadıkları şeklindeki eleştirisi gibi.

Kürt hareketi, kutlu doğum haftasına katılıp, İslam kongresi tertip ediyorken; Türkiye solu İslami değerleri, muhafazakarlığın ve sistemin yeniden üretiminin teorik karşılığı ve belki de sorumlusu olarak görüyor. Ağırlık merkezi, laiklikle barış içinde. Başka bir dünya ancak ve ancak laiklik temelinden mümkün görünüyor. Tarihi devrimci kırılmalardan bu yana Kemalizm’in yedeğine çekilerek sinik bir tarza bürünen Aleviliğe yeniden bir saha açılıyor.

Özetle Gezi, Türkiye solunu küllerinden yeniden alevlendirdi. Eylem-teori dengesi tutturuldu, teorik bütünsellik kuruldu. Politik an’da eylemin yanında ideoloji de peşi sıra geldi. Devlette bir kırılmaya yol açan ve hâlâ sonu belirsiz bir sürecin mimarı Gezi, eylemcilerin ve eylemlerinin her halinden anlaşılacağı gibi laik bir hareketti. Antikapitalist Müslümanlar “solcu” ve farklı bir renk oldular. Yeryüzü sofraları, oruç tutmayanların akşam yemeği olabildi.

Eskiden beri İslam’a önem veren Öcalan, daha da pratik bir açılım yaptı. Bireye seslendi. Sözlerine “mümin kardeşim” diye başladı. “Değerli mümin kardeşler; Kürdistan’daki özgürlük hareketi asla ne bu otoriter laikçi milliyetçi ne de radikal dinci geçinen iki ana merkezli sapkınlığa düşmeyecek ve fırsat tanımayacaktır. İnanıyorum ki temsil ettiğiniz özgürlük hareketi her türlü milliyetçi dinci cinsiyetçi bilimci geçinen kapitalist ataerkil iktidarcı anlayış ve uygulamalara karşı radikal demokrasinin ve özgür mekanı kendisi olacaktır. Çağdaş İslami ümmetin “millet birliğini” anlamlı buluyorum.”[6]

Kongre her ne kadar yazılı veya sözlü bir metinden, dilsel ifadelerden oluşsa da, Öcalan pratik bir kaygı ile hareket ediyor. Verdiği mesaj itibarıyla bireye demokratik mücadele çağrısı yapıyor. Kürt hareketi savaştığı dönemlerde seküler olmadı, müzakere ederken de olması beklenemezdi. Kongre gösterdi ki müzakerenin teorik-politik zemini İslam’dır. Sayısı kırk yediyi bulan çağrıcıların kökenlerine ve etki alanlarına bakıldığında Kongre’nin sınırlarının Kürdistan coğrafyası ile determine edildiği görülüyor. Politik arenada HDP ile Türkiyelileşmeyi benimseyen Kürt hareketi, müzakere söz konusu olduğunda kendi dinamiklerine uygun biçimde son derece tutarlı davranıyor. Bir Ortadoğu ülkesi olarak Kürdistan’ın çıkarları savunuluyor. Ezilenlerin Kürdistan devrimi, devletle müzakere ediyor.

Her ne kadar Öcalan, kongre mesajında Selefi ve Şia akımlarından oluşan iki devletçi geleneğe karşı bir model önerdiğini iddia etse de yıkıcılığa değil kuruluşa ağırlık veriyor. Çubuğu her kadim medeniyetin kökeninde olan barbar gelenek yerine, uygarlığın gelişme momentine doğru büküyor. Alternatif model olarak sunulan Medine Sözleşmesi ve Veda Hutbesi gibi öğeler devlet diliyle içli dışlıdır. Aynı şekilde esinlenilen tarihsel karakter olarak Selahaddin isminin anılması da semptomatiktir. Selahaddin Eyyübi savaşan bir örgüt için edinilebilecek karakter değildir. Selahaddin Eyyübi, adil bir idareci ve yüksek mertebede ilim sahibi bir hükümdardır. Devlet ile müzakere bir tür devletleşmedir. Eyyübi sadece devletleşen ve devletleşme niyetinde olanlar için örnek ve önderlik teşkil edebilir.

İslam, Kürdistan devriminin her aşamasında -başlangıcından başarıya ulaştığı günümüze kadar- yer aldı. İslam bir din ve üst-yapı kurumu olarak ezilen devrimciliği için dışsal bir faktör, ancak dışarıdan ilişki kurulacak bir hegemonik alandır. İslam, ontolojik bağlamda Karmatiler gibi ezilen devletlerinde ve Ebu-Zer gibi tikelliklerde bütünselliğini sağlamıştır. Epistemolojik bütünselliği ise Gazali ve İsmaililer örneğinde olduğu gibi yer yer yakalama başarısını göstermiştir. Devletlü gelenekle kirletildiği kadar, ezilen ruhuna seslenebilen ve Marksist materyalizm ile de alaşıma girebilecek potansiyele sahiptir. Öcalan ve Kürt hareketi bunun hep farkında oldu ve ezilenlerle İslam ilişkisinin özgün bir örneğini oluşturdular.

Türkiye solu nezdinde; Gezi eylemliliğine aktif destek sunmayan, Hakan Fidan’dan medet uman ve Kutlu Doğum haftasına çağrı yapan Kürt Hareketi’nin İslam Kongresi yapması, gittikçe dinsel gericikle hemhal olması sonucunu doğuruyor. Hele bir de AKP ile pazarlık halindeyken AKP’nin desteklediği Selefi çetelerin Ortadoğu’da emperyalizmin çıkarlarını kollaması, Türkiye solunu kendi seküler tezlerinin doğru olduğuna iyiden iyiye ikna ediyor.

Türkiye solunun yakaladığı kısmi bütünsellikte önü açık değildir, ufku dardır. Teorik-politik üretkenliği sağlama gücü yoktur. Zaten Gezi’nin devlet içinde yarattığı kırılmanın gidimli olmaması ayaklanmanın devrimci bir iradiliğe ve iç savaşa dönüşmemesinden belli olmuştu. Şimdi Gezi’nin bıraktığı boş yere Kemalist devlet aygıtları akınlar düzenliyor. Tayyip Erdoğan iktidarı bile yer yer o noktalara göz kırpmaktan çekinmiyor. Gezi, Kemalist devletçiliğin yeniden etkin olma ihtimalini doğuran bir alana yer açmış oldu. Gezi, devrimciliği ve bu açmazı başından beri içinde barındırıyordu. Devrimcilik ağırlık noktası olmaktan çıkınca, bahsettiğimiz bu ikilik tüm politik yapıların AKP’ye göre kendi yerini tayin etme savaşına döndü.

Demokratik İslam Kongresi’nin Medine Sözleşmesi üzerinden bir Selahaddini hareket önerisi Türkiye solu için oldukça geri bir noktadır. Devlete karşı savaşta yeterli araçları sağlamadığı gibi, epistemolojik bağlamda materyalizm açısından da verimli kavramlar yaratabilecek kadar zihin açıcı değildir. Kürt hareketi ile ilişki düzeyini ona bağımlı/yakın konumdan oluşturan politik yapılar için Selahaddini hattı savunmak, onları artık siyaset yapamaz konuma sürükleyebilir. Demokrasi, radikal demokrasi, demokratik cumhuriyet, cumhuriyet Marksizmin ve devrimciliğin değeri, bayrağı olamaz.

Ancak çözüm, Kürt hareketinin dinselliği karşısında daha da sekülerleşmek değildir. Kürt hareketinin savaşçı yıllarında hanif terimiyle nitelenebilecek türden edinime tabi tuttuğu İbrahimi hattı ve barbarlık kökeni, kendine özgü biçimde yeniden üretmek gerekiyor. Bu özgün ilişkisellik biçimi Türkiye solundaki devletçi geleneği kaldırma ihtimali taşıdığı gibi ezilen yığınlarla olan bağı da kuvvetlendirecektir. Halihazırda bu ortaklaşmanın pratik bir imkanlılığı görünmüyor. Teorik bir çaba: Neden olmasın?

 

[1]    http://haber.sol.org.tr/yazarlar/asaf-guven-aksel/medine-sozlesmesiyle-mutabakat-92218

[2]    http://ozgur-gundem.com/index.php?module=nuce&action=haber_detay&haberID=105573&haberBaslik=%C4%B0slam%20ile%20siyaset&categoryName=&authorName=%20&categoryID=&authorID=

[3]    Din Sorununa Devrimci Yaklaşım, Abdullah Öcalan, Ekim 2008-Üçüncü Baskı, Weşanen Sexwebun

[4]    Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa, Abdullah Öcalan, AİHM Savunması Cilt-1

[5]    http://yeniozgurpolitika.blogspot.com.tr/p/blog-page_7587.html

[6]    http://www.firatnews.biz/news/guncel/iste-ocalan-in-islam-kongresi-ne-sundugu-mesaj.htm