Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze Beden Eğitimi’nin bitme veya bitirilme süreci – İsmail Topkaya

Giriş

Beden Eğitimi kavramsal anlamından uygulamaya 1921’de toplanan ancak çalışmalarını tamamlayamadan dağılmış olan Maarif Kongresi’nin devamı niteliğindeki 1923 kongresinde alınan kararlar gereği olarak hayata geçirilmiştir.

Beden Eğitimi’ne ilişkin yaklaşımların tarihsel süreç içerisindeki devinimini ve bugün gelinen son noktayı farklı bir pencereden bakarak analiz etmekte yarar vardır.

Bu bağlamda Beden Eğitimine ilişkin yaklaşımlara bakarak süreçleri adlandırmaya çalışırken, bu adlandırmalar bir anlamda da süreç içerisindeki beden eğitimi uygulamalarını yansıtmış olacaktır.

Beden eğitimine yönelik yaklaşımda evreler

1923’den günümüze değin gelen süreçte Beden Eğimine ilişkin anlayış ve yaklaşımların kendiliğinden evrimsel bir gelişimin sonuçları olmadığını bilmemiz gerekir. Olumlu ya da olumsuz olsun Beden Eğitimine ilişkin tüm anlayış ve yaklaşımların tamamı sosyo-ekonomik dolayısı ile sosyo-politiktir.

Birinci evre: Devletin kamusal sorumluluğu ve hizmeti olarak beden eğitimi evresi

Bu dönem Beden Eğitiminin bir devlet politikası olarak hayata geçirildiği dönemdir. Bu dönem Beden Eğitiminin sanıldığı gibi yurttaş olmanın bir zorunluluğu şekliyle değil, sağlıklı ve modern bir yurttaş olmanın gereklerini yerine getirme anlayışı ile temellendirilmiştir.

Bu dönemdeki Beden Eğitimi politikasının ilk hedefi okullar yani eğitim kurumlarıdır. Çünkü dönemin anlayışı gereği Beden Eğitimi eğitimin bir parçasıdır. Beden Eğitimsiz bir eğitim çağdaş olmaktan ve de tamamlayıcı olmaktan uzaktır.

Bu dönemin beden eğitimi, bu süreci değerlendiren kimi spor tarihçilerinin belirttiği gibi tek parti dönemi ve onun baskıcı anlayışının bir tezahürü şeklinde değil, tam tersi müzik, resim gibi sanat dallarını da eğitimin bütünlüğü içine alarak ciddi entelektüel bireyler yetiştirmenin projeleri şekliyle hayata geçirilmekteydi.

O dönemde Beden Eğitiminin sadece “Beden”i esas almadığını anlamak için günün yönetmelik ve müfredatlarındaki tanımlamaları ve amaçları okumak yeterlidir.

İkinci evre: Beden eğitiminin eğitim kurumları yansıra ulusal ölçekte yaygınlaştırılması dönemi

Beden Eğitiminin öğretim programlarında yer alması yanı sıra ulusal ölçekte spor alanları, spor araçları ve etkinliklerinin yaygınlaşması gereğinden hareketle “Beden Eğitimi”nin kitleselleşmesi evresidir.

Bu döneme “topyekûn beden eğitimi faaliyetleri” dönemi demek yanlış olmasa gerek. Çünkü bu süreç Doğu Asya kültüründe olduğu gibi olmasa da, tüm bireylerin bedensel etkinliklere katılımının sağlanması anlayışının bir gereği olarak genelleştirme çalışmalarını kapsar.

Bu evre devletin inisiyatifi ile toplumun inisiyatifinin koşutluğu temelinde gelişmiştir. Köylerde, kasabalarda, kazalarda ve il merkezlerinde yaygınlaştırılmaya çalışılan beden eğitimi faaliyetlerinde kamu görevlilerinin rolleri büyüktür.

Beden Eğitiminin devletin kamusal görevi olarak değerlendirilen bu dönem, beden eğitiminin aynı zamanda bireyin yurttaşlık görevi algısının da oluştuğu dönemdir. İsveç ve Alman ekolünün yaygın biçimde benimsendiği ve bedenin güçlü kılınması esasına dayalı eğitim anlayışının toplumsal çıktıları törenler, kutlamalar ve şölenlerde kendini hissettirmektedir.

Halkevleri yanı sıra, köy muhtarlarının, bucak, kasaba ve kazalarda kamusal görev yapan kişilerin önderliğinde geleneksel beden eğitimi etkinliklerinin yanı sıra “köy ve kasabalar arası futbol maçlarının” çok rağbet gören etkinlikler olduğunu belirtmek gerek.

Özellikle Köy Enstitülü öğretmenlerin görev yaptıkları ve yaşadıkları yerlerdeki rollerini hem öğrencilerine yaptırdığı beden eğitimi ders etkinlikleriyle, ders dışı etkinlikler yanında okul bahçesinde ve köy meydanlarındaki voleybol etkinliklerini sayesinde hatırlatmak gerekir.

Üçüncü evre: Beden eğitiminde yüksek öğrenim ya da yüksek öğrenimde beden eğitimi dönemi 

Bu evrede Beden eğitimi temelli spor kavramının devam ettiği ancak salt spor kavram ve algısının da temellerinin atıldığı bir gelişime tanık olmaktayız. Bu ayrışmanın bilinçli bir şekilde belli bir planlama doğrultusunda olmasa da yapısal dönüşümün sonuçları olarak belirmeye başladığını vurgulamak gerekir. Ama sonraki süreçte beden eğitiminin bitirilmesinin akademik öncelleri bu evrenin ürünleridir.

Bu evredeki en önemli görünüm dünya ölçeğinde gelişen fen ve sosyal bilimlerin etkisi ile bakir bir alan olan sporun bilimle buluşmasından kaynaklanan spor bilimlerinin ortaya çıkmasıdır.

Türkiye böylesi çalışmalara uzak kalmama adına, devletin kamusal sorumluluğunun da gereği olarak yükseköğrenim kurumları açmış ve birçok kişiyi bu amaçla yurt dışına göndermeye başlamıştır.

Dördüncü evre: Beden eğitimi ile sporun ayrıştırıldığı evre

Bu süreci sporun kavram ve uygulama olarak dünya ölçeğinde önde olmanın bir aracı olarak belirmesi ve kabul görmesi süreci olarak görmek gerekir. Bu görünüm ve algılama sporu bireyden ve bireysel sorumluluk algısından yani beden eğitimi algısından başka bir yere taşımış, başkalaştırmıştır. Başkalaşan spora başka bir anlam ve önem atfedilmiş “o ve onunla uğraşanlar” neredeyse giderek tapınılacak konuma taşınmışlardır. Bu oluşumda öncelikle soğuk savaşın propaganda amaçlı anlayışlarının, daha sonra ise kar etme üzerine kurulu kapitalist anlayışın yeniden inşası temel etkenlerdir. Artık gidişat spor endüstrisi ya da endüstri sporuna doğrudur.

Bireyin sağlıklı olması, bireyin bedensel sağlık gerekliliği ve en önemlisi bireyin bir yurttaş olarak beden eğitimi sorumluluğu önem ve değerini yitirmeye başlayınca, doğal olarak bireysel bir anlam ifade eden beden eğitiminin önem ve değeri de yitmeye başlamıştır.

Çünkü kapitalist ekonomi modeli benimsemiş ve hedef almış devletlerin yatırımları genel olarak sosyal amaçlı bireysel ve toplumsal yatırımlar değil, kar amaçlı yatırımlardır. Böylece devletin ve dolayısı ile onun kurumlarının “bireysel bir hak ve sorumluluk” şeklinde yapılanmış “beden eğitimi”ni tercih etmemeleri anlaşılabilir durumdur.

Türkiye’deki “beden eğitimi ve spor eğitimi” çerçevesinde bakıldığında ise, mevcut durum yine “vur abalıya” yaklaşımından farksızdır. Batı kaynaklı literatürlerin de etkisi ile beden eğitimi ile spor arasında karşılaştırmaların yapıldığı, sporun beden eğitiminin yerini alması gereğinden söz edildiği, hatta beden eğitiminin spor karşısında daha ilkel bir olguymuş gibi sunulduğu bir eğitim süreci bu evrenin kültürel yaklaşımlarını yansıtmaktadır.

Bu evre Türk toplumsal yapısında da, Türk eğitim sisteminde de Beden Eğitiminin kırılma noktasıdır. Çünkü uzunca bir süreden beri oluşturulmaya çalışılan beden eğitimi geleneği yerini yarışma amaçlı seyirlik gösterilere bırakmaya başlamıştır.

Bu kırılma noktası pratik anlamda da bireyleri beden eğitimi yerine sporu tercih etme noktasına zorlamıştır. Sporun beden eğitimin dışında ve de üstünde bir olguymuş gibi sunulması en büyük yanılgılardan birisi olmuştur. Toplumda kültürel bir konuma gelme yolunda önemli mesafeler almış beden eğitimi alt yapısı da böylece tarumar edilmiştir.

Beşinci evre: Beden eğitiminin bitme ya da bitirilme evresi

Beden Eğitiminin, sporun hem önceli hem koşutu hem de bütünleyeni olarak görülmesi gereğinin tamamen terk edildiği final evresidir.

Beden Eğitimi toplumsal anlamda da, akademik anlamda da ve ne yazık ki eğitimin bütünlüğü içinde de tamamen reddedilen bir konuma düşürülmüştür.

Bu dönem 1980lerde başlayan jenerasyonu dönüştürme projesinin bir ayağı olan ve baskıcı rejimin gülen yüzü olarak pompalanan sporun tabulaştırıldığı dönemdir. İzleyici kitlelerin yeniden yaratıldığı, taraftar olmanın sportif şekilde yeniden kurgulandığı bu dönemde varsa yoksa futbol ve popüler sporlardır. Kazananın hep bir sınıf ya da bir zümre olduğu bu süreçte kaybeden beden eğitimi yani birey ve bireysel kalitedir. Kaybeden aynı zamanda beden eğitimi yaparak gelişecek okul çocuklarıdır. Okullarda spor vardır, eğlence vardır, yarışma vardır ama artık gidişatın doğal bir sonucu olarak beden eğitimi yoktur. Çünkü talep eden öğrenci olmadığı gibi arz eden beden eğitimi öğretmeni de yoktur, bunu önemseyen okul yönetimleri de yoktur. Yerine inşa edilen ise olabildiğince başarılı olması istenen okul spor takımlarıdır.

Beden Eğitiminin bitirilmesindeki final ise daha acıklıdır. Güya dünya ile entegre olmuş  evrensel gelişmelere paralel bir eğitim anlayışının gereği ers öğretim programlarından birisi de, 2008-2009 eğitim yılından itibaren uygulamaya koyulmuş olan “ilköğretim beden eğitimi dersi öğretim programı”dır.

Klasik ve geleneksel beden eğitimi öğretim programını ve anlayışını “yaratıcılığı engelleyen, tek düze davranış öğretim uygulamalarından” oluştuğu gerekçesiyle ortadan kaldıran anlayış, sözümona “yaratıcılığa izin veren, herkesin bireysel özelliğini sergileme olanağı bulacağı “yapılandırmacı beden eğitimi” programına dönüştürerek, bir anlamda “at topu oynasınlar” şeklindeki ders uygulamalarına kapı açmıştır.

Bu öğretim programı, eğitim süreci ve sonlarında nelerin öğrenileceğine dair bir ölçme yapmanın olanağını dahi ortadan kaldırılmıştır. “Değerlendirilecek ürün olmazsa işe de gerek yoktur” ilkesinden hareketle, beden eğitimi öğretmenleri ancak çocukların doğal yetilerini ya da okul dışında edindiği becerileri değerlendirebileceklerdir. Çünkü program kendilerini denetlemelerine neden olacak ve otokontrolü sağlayacak bir içerik taşımamaktadır.

Tüm bunların yanı sıra “Okul Spor Kolları Yönetmeliği” ortadan kaldırılarak yerine “Okul Spor Kulüpleri Yönetmeliği” getirmiştir. Bu sayede okul spor kulüpleri kurulmuş, Beden eğitimi öğretmenleri okul antrenörleri, okul müdürleri de spor kulübü başkanları olmuşlardır. Ders saatleri ilköğretim birinci kademede 2, diğer seviyelerde ise 1 ders saatine düşürülmüş ve süreç nihai hedef olan Beden Eğitiminin bitirilmesi noktasına gelmiştir.

Gerçekleştirilen bu uygulamalar “Okul spor modeli”ne geçişin sonuçları da değildir. Çünkü böyle bir modeli uygulamaya okul altyapımız hiç uygun değildir. Bu uygulamalar geleneksel olanı yıkma anlayışının bir sonucu olarak ortaya koyulan projelerdir. Diğer bir söylemle Beden Eğitimini yani Cumhuriyetin kuruluş felsefesine uygun ne varsa onu değiştirme uygulamalarıdır.

Sonuç

Sporun bu kadar popüler olmasına ve sanıldığı gibi kitleselleşmesine rağmen, ülkemizde bedensel etkinlik yapan nüfusun genel nüfusumuza oranla artmıyor hatta azalıyor oluşundaki nedenin  Beden Eğitimi kültürünün yok edilmesiyle ilgisinin kurulması gerekir.

Beden Eğitimi militarist bir eğitim uygulaması değildir. Bu bağlamda beden eğitimi sadece İsveç jimnastiği ya da Alman jimnastiğinden ibaret de değildir. Beden Eğitimi, bedeni birçok şekilde harekete geçirmeyi gerekli kılan etkinlikler aracılığı ile sağlıklı olma ihtiyacının hissedilmesi ve uygulamasıdır.

İp atlamak, bisiklete binmek, yüzmek, sportif oyunlara katılmak gibi onlarca etkinlik beden eğitimi etkinlikleridir. Burada mutlak olan bu etkinliklere katılmak isteği ve sorumluluğu duymayı gerektiren bireysel iradi gelişim özelliğinin sağlanmasıdır.

Sporu Beden Eğitiminin ya da Beden Eğitimini Sporun bir parçası olarak görme anlayışı da doğru bir anlayışı yansıtır. Sporun Beden Eğitimi amaçlı modelleştirilmesinde önemli ölçüt beden eğitimi terbiyesidir. Bir ülkenin Beden Eğitiminin iflası aynı zamanda sporunun da kör topal olması ilerlemesi anlamına gelir. Sporda önemli yerlerde olan ülkelerin büyük çoğunluğunun bir beden eğitimi modelleri olduğunu bilmekte de yarar vardır.

Bu Beden Eğitiminden ne anlaşıldığını da gösteren ölçütlerden birisidir. Bir ülkenin geneline yayılmış spor anlayışı o ülkenin beden eğitimi modeli anlamına gelmektedir. Örneğin laboratuvar ortamlarında ortaya çıkarılan sporcular ve onların başarılarına bakmak yerine, söz konusu ülke insanlarının kolesterol sorunu yaşayıp yaşamamalarına, obez olup olmamalarına bakmak daha anlamlıdır.

Hangi bedensel aktivite çeşidi kullanılırsa kullanılsın tüm yaşam boyu “sürdürülebilir bir beden eğitimi modeli” o ülke eğitimin niteliğini yansıtır.

* İsmail Topkaya

ÇOMÜ Eğitim Fak, İlköğretim Böl.