Aynı hatayı tersinden yinelemeyelim – Ferda Koç

Türkiye Sosyalist Hareketi’nin 1980 öncesindeki hatası olan Türkiye ve Kürdistan Devrimi Süreci’ni iki ayrı süreç olarak değil de Kürdistan Devrimi Süreci’ni Türkiye Devrimi Süreci’nin bir parçası olarak görme hatasını tersinden yinelemenin kimseye bir yararı olmayacağının altını çizmemiz gerekiyor

Kürt Siyasi Hareketi yeniden yapılanıyor. BDP milletvekillerinin HDP’ye katılması ve HDP’nin kendisini “radikal demokrat” bir Türkiye partisi olarak tanımlaması, BDP’nin “Demokratik Bölgeler Partisi” adını alarak hareket alanını Türkiye Kürdistanı ile sınırlaması, DTK’nin bir “Bölge Parlamentosu” haline getirilmesi bu yeniden yapılanma sürecinin belli başlı başlıkları olarak öne çıktı.

Kürt Siyasi Hareketinin sözcüleri, Kürdistan’da Demokratik Özerkliğin inşaası, Türkiye’de demokrasi mücadelesini temel alan iki ayrı siyasi eksen tanımlıyorlar; örgütlenme modelini de bu iki siyasi mücadele eksenine karşılık gelecek şekilde yeniden kurgulamakta olduklarını söylüyorlar.

Kürt Siyasi Hareketinin önüne koyduğu bu yeni yapılanma planı sosyalistler açısından hangi sonuçları verecek, Türkiye Sosyalist Hareketinin temel pozisyonları ile Kürt Siyasi Hareketi arasındaki açıyı daraltacak mı, yoksa aynı şeyleri yaparak farklı bir sonuç elde etme girişimlerinden biriyle daha mı karşı karşıya geleceğiz? Elbette bugünden bir kestirimde bulunmak kolay değil. Ama yine de bugüne kadarkilerden “farklı” bir sonuç elde edebilmek için Kürt Siyasi Hareketi ile Türkiye Sosyalist Hareketi arasında bugüne kadar oluşan pratik açının gerçek temellerini doğru olarak belirlemenin ve bu gerçek temelle uyumlu politikalar önermenin daha doğru olduğu kanısındayım.

Kürt siyasi süreci ile Türkiye’deki demokratik halk muhalefeti arasındaki gerçek çelişkiler öteden beri sosyalist hareketin önemli bir sorununu oluşturuyor. Kürt hareketi adı üstünde bir “ulusal hareket” ve kendine özgü bir siyasi ve toplumsal topolojiye sahip. Kürt siyasi sürecinin bu topolojiye denk düşen kendi gerçekleri var. Kürt Hareketi, hem bir Ortadoğu Hareketi, hem de bir Türkiye Hareketi. Hareketin Türkiye’de iki ana düzlemi var: Türkiye Kürdistanı ve “Batı”daki Kürt popülasyonu. Aktüel olarak Türkiye Kürdistanı’nda siyasi özerkliği amaçlayan hareket, “Batı”daki Kürtler için “Anadilde eğitim”de ifadesini bulan bir “kültürel eşitlik” amacını taşıyor. Kürt Siyasi Hareketi, Ortadoğu düzleminde Kürtlerin siyasi özne olarak varlığını tanıyan bir Uluslar arası rejim oluşturulmasını hedefliyor. Kürt Hareketi, Türkiye’nin siyasi konjonktürünü belirleyen neo-liberal yeni sömürgecilik politikaları ve Ortadoğu’nun siyasi konjonktürünü belirleyen ABD ve AB’nin yeniden sömürgeleştirme politikalarına bu temel amaçlara bağlı olarak müdahale etmeye çalışıyor.

Kürt ulusal hareketinin Türkiye’deki neoliberal yeni sömürgecilik politikaları ve Ortadoğu’daki yeniden sömürgeleştirme politikaları karşısındaki bu “ulusal eşitlik merkezli” politika ilkesi, Türkiye Sosyalist Hareketi ile Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi arasındaki açının gerçek temelini oluşturuyor. Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi’nin bir “doğası” olduğu gibi, Türkiye Sosyalist Hareketi’nin de bir “doğası” var. Türkiye Sosyalist Hareketi, “doğası itibariyle” yeni sömürgecilik sistemine ve onun siyasi varlık biçimi olan (farklı siyasi merkezlerce farklı biçimlerle adlandırılan) “Sömürge tipi Faşizme” karşı mücadele içinde gelişiyor. Yeni sömürgeciliğin neoliberal biçimi de, Sömürge tipi Faşizmin islamo-neoliberal biçimi de Türkiye Sosyalist Hareketi açısından yıkılması gereken yapılar. Türkiye’de neoliberal yeni sömürgecilik sistemini yıkmaya yönelen Türkiye Sosyalist Hareketi açısından Ortadoğu’daki yeniden sömürgeleştirme süreci de içerisinde varlık alanı kazanılacak bir “yeni düzen” değil, içerisinden yeni bir Ortadoğu Devrimi Süreci türetilecek bir gerici hegemonyal düzen.

Kürt Hareketinin neoliberal yeni sömürgecilik politikasının eski “devlet” için ifade ettiği “yıkıcılığı” ve ABD-AB emperyalizminin Ortadoğu’daki yeniden sömürgeleştirme politikasının, Ortadoğu’daki Kürt düşmanı siyasi statüko için ifade ettiği “yıkıcılığı” bir “siyasi fırsat” olarak değerlendirmesi, Türkiye Sosyalist Hareketi ile Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi arasındaki açının gerçek temelini oluşturuyor.

Elbette Kürtlerin oluşturdukları gerçek güçlerle bu “siyasi fırsatlardan” yararlanmaya çalışmasına kategorik olarak karşı çıkmaya kimsenin hakkı yok. Ama Kürt Ulusal Özgürlük Hareketinin de, kendi özgül amaçlarına bağlı olarak aldığı bu tutumu Türkiye Sosyalist Hareketinin “sınırı” haline getirecek bir siyasi çerçeveyi dayatma hakkı yok. Türkiye Sosyalist Hareketi’nin 1980 öncesindeki hatası olan Türkiye ve Kürdistan Devrimi Süreci’ni iki ayrı süreç olarak değil de Kürdistan Devrimi Süreci’ni Türkiye Devrimi Süreci’nin bir parçası olarak görme hatasını tersinden yinelemenin kimseye bir yararı olmayacağının altını çizmemiz gerekiyor.

Türkiye Sosyalist Hareketi Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi’nin “Türkiye’deki parçası” ile neo-liberal yeni sömürgeciliğin temel görünümlerine (yerelleştirme-özelleştirme-cemaatleştirme) karşı ikirciksiz bir birlik oluşturamadığı sürece; Ortadoğu’da Türkiye-Kürdistan-Filistin ve İran Devrimlerinin temelini oluşturacağı bir Ortadoğu Devrimci Süreci perspektifinde buluşamadığı sürece, bırakalım ayrı kalsın. “Ayrılsak da beraber” olacağımızı bildiğimiz sürece bu daha iyi.