Kazanan kim? – İsmail Güney Yılmaz

Türkiye tarihinin sonuçları muhtemelen en çok merak edilen ve üzerine en hararetli tartışmaların döndüğü gergin seçimi nihayet sona erdi. Seçim sona erdi fakat polemikler, hile iddiaları, sonuç itirazları ve yeniden oy sayımları halen sürüyor. Hangi açıdan bakarsanız bakın bu meselenin daha çok su kaldıracağı aşikar.

Düzen

Seçimin çoğu yerde somut dayanakları olan “hile” iddiaları neticesinde 1946 seçimleri ve 1982 anayasa referandumundan sonra Türkiye’nin en şaibeli ve adaletsiz seçimi olarak ülke tarihine geçebileceğini baştan söyleyelim.

Fakat hile hurda mevzuları bir yana bu seçimin “ezici” zaferini kazananının AKP, daha doğru bir deyimle neredeyse tek başına “savaşan” Erdoğan olduğu açıktır. Geçen yaz yaşanan Gezi direnişinin, cinayetlerin, ahlaksızlıkların, yolsuzluk operasyonlarının, tapelerin, ortaya dökülen rezaletin yarattığı atmosfere karşın AKP büyükşehir belediye + il genel meclisi seçimlerine göre % 45,6; il genel meclisi sonuçlarına göre ise % 43.2 oy kazanmıştır.

Yapılan hilelerin genel oranları çok fazla etkileyemeyeceği ise sanırım net.

AKP, geçen yerel seçime göre puanını 5-7 puan oranında yükseltti, son genel seçimdeki oyuna göre ise 4-6 puan düştü. Ancak karşılaştırma yapılması gereken kıstas yerel seçimler olmalıdır, zira bu seçim her ne kadar genel seçim havasında geçse de yerel seçimlerin özgüllükleri olduğu yine de unutulmamalı.

Ayrıca AKP kaybettiği belediyeler bir yana kazandığı belediye sayısını da en azından il bazında arttırdı.

Düzen cephesinde bir diğer kazanansa MHP oldu denilebilir. MHP, iki ayrı ölçüte göre 14,7 ya da 17,6 oy aldı, bu MHP’nin oylarını son genel seçime göre 1-4 puan, son yerel seçime göre ise 1-2 puan arttırdığını gösterir. Fakat MHP’nin il belediyesi sayısı 10’dan 8’e düştü. Ancak son seçimde barajı CHP’li seçmen desteğiyle aşabilen bir parti için -ve bu seçimde birçok yerelde MHP tabanınca CHP’nin desteklendiği göz önünde tutulursa- sonuç kuşkusuz başarılıdır. MHP’nin yükseldiğini söyleyebiliriz.

Düzenin bir diğer önemli dişlisi olan CHP ise Cemaat’le birlikte kaybeden hanesine yazılabilir. CHP bu seçimde yine iki farklı ölçüte göre % 29.6 ya da 25.6 oy aldı. Parti, bu iki değişik ölçüt uyarınca, son genel seçime göre oyunu dört puan arttırdı ya da küsürat düşüşü dışında oyunda sabit kaldı. CHP son yerel seçime göre ise oyunu 2-6 puan oranında yükseltti.

Peki CHP’yi neden kaybeden hanesine yazdık? Çünkü, dünyada eşi benzerine zor rastlanır bir biçimde taaruza maruz kalan ve yıpranan bir hükümetin -böyle bir hükümetin çoktan düşmesi gerektiği ise ayrı hikâye- ana muhalefeti olan bir partinin oylarında önemli bir yükselme gerçekleşmedi, CHP hemen hemen kendi statik bandında kaldı. Üstelik bu onca sağ transfere ve Gezi’de biriken muhalif odakların çok büyük oranda CHP’ye oy vermiş olduğunun sezinlenebilir olmasına karşın böyle oldu. Bu hem “oyları bölmeyin” tatavalarını boşa düşürdü, hem de CHP’ye sınırlarını bir kez daha gösterdi.

CHP’nin il belediyeleri özelinde bakarsak, kazandıkları ve kaybettiklerinin, belediye sayısında bir düşüşle birlikte orantılı olduğu söylenebilir. Yine burada Ankara’nın itirazlar sonucunda kazanılabilmesinin CHP için büyük bir bonus, AKP içinse telafisi olmayan bir kayıp olacağının altını çizelim.

Kürdistan

Kürt siyasi hareketinin temsilcisi olan BDP, muhakkak bu seçimin mutlak kazananlarından biri. BDP il belediye sayısını 8’den 11’e yükselterek tarihi bir başarıya imza attı. BDP’nin oy oranlarında ise son yerel seçime göre il genel meclisi sonuçları göz önünde tutulursa -HDP ile birlikte- 0.9 puan yükselme oldu (% 6.61). Diğer ölçüte göre ise iki partinin toplam oyları 2009’daki DTP oylarıyla aynı kaldı: 5.7.

Ancak, burada BDP’ye zafer sarhoşluğu yaşatabilecek bir başarı da söz konusu değil. AKP, Kürdistan’da hâlâ birinci partidir. BDP, oy oranı olarak Kürdistan’da aslında hâlâ kendi sınırlarındadır. Nüfusunun kahir ekseriyeti Türk olan Antep, Erzincan, Erzurum, Kilis, Ardahan ve Malatya’da BDP adına zaten pek bir başarı beklenemezdi. Önemli bir Türk nüfus barındırsa da çoğunluğu Kürt/Zaza olan Elazığ ve Adıyaman’a bakarsak ise burada Kürt hareketinin Kürt nüfusunu da büyük oranda kazanamadığı görülecektir (*). Ağır Türk milliyetçisi atmosferiyle bilinen Elazığ’da BDP’nin belediye seçiminde aldığı oy sadece % 2,54’tür. Bu ilde BDP yalnızca Karakoçan’ı, üstelik yüksek bir oyla -% 53- alabildi. Bu ilçe dışında BDP’nin önemsenebilir oy alabildiği tek bir yer bile yok. Diğer Kürt partilerinden -Hüda-Par ve Hak-Par- sadece Hüda-Par Palu’da önemli bir oy alabildi -% 15-.

Adıyaman’a bir göz atalım. Burada BDP’nin merkez belediye başkanlığı oyu yalnızca % 5, il genel meclisinde ise yaklaşık % 8. BDP’nin Adıyaman’da kazanabildiği bir ilçe bulunmuyor.

Türk (yerli-Azeri ve diğer alt gruplar) Kürt dengesi Türkler lehine % 70’e 30 olduğu söylenen Kars’ta ise BDP oldukça güçlü sayılabilir. % 28’le MHP’nin aldığı belediye seçiminde BDP de yaklaşık % 20 oy aldı. Kars il genel meclisinde ise BDP, AKP’nin hemen gerisinde % 25.7 oyla ikincidir. BDP belediyeyi ise yalnızca Digor’da kazanabildi.

Güneyinde yoğunlaşan ve il genelinde tahminen % 10-15 Kürt/Zaza nüfusa sahip olduğu düşünülen Erzurum’da ise BDP çok önemli bir başarı kazandı. Belediyede 6.25, il genel meclisinde 7.82 oy alan BDP, üç Kürt ilçesinde belediyeyi kazandı.

Türk nüfusun büyük çoğunluk olduğu Ardahan’da ise azınlık olan Kürtlerin BDP’yi tercih ettiği görülüyor. Burada partinin oyu 10.75 ve 16.44. Önemli bir Kürt nüfus barındıran Malatya’da ise Kürt hareketi çok başarısız HDP adına alınan oy % 2 bile değil.

Yarı yarıya Azeri-Kürt nüfusu ve “hassas” siyasal dengeleriyle dikkat çeken Iğdır’da belediyeyi BDP’nin MHP ile yarışarak alması, ilin ilgi çekici pozisyonunu gözler önüne seriyor. Zaza çoğunluklu ve Zaza kimliğine sahip çıkmasıyla dikkat çeken ve dindar bir bölge olan Bingöl’de BDP’nin aldığı oy % 25 ve 21. Bu, son yerel seçime göre 8 puan düşüş, genel seçimle hemen hemen aynı oy anlamına geliyor. BDP bu oranla Bingöl’den bir vekil çıkarabiliyor.

BDP’nin bu seçimdeki en önemli kazanımları Ağrı, Mardin ve Bitlis oldu. Parti, en büyük hayal kırıklığını ise Urfa’da yaşadı. BDP bu önemli ilde oylarını arttırsa da ağır bir seçim yenilgisi yaşmış oldu. Urfa hem muhafazakar ve devlete daha yakın kimliğiyle, hem de barındırdığı önemli Arap -küçümsenemeyecek sayıda da Türk- nüfusuyla BDP’nin kazanabilmesinin çok büyük anlamlara geleceği bir ildi -BDP’nin kazandığı Siirt ve Mardin’de de yüksek bir Arap nüfus mevcut-.

BDP, Kürdistan’da muhafazakar ağırlıklı Ağrı ve Bitlis’i kazandı fakat aynı “kimlik” özelliğini gösteren Muş’ta yüksek bir oy almasına karşın kaybetti -il genel meclisinde ise birinci oldu-. Bu veriler Kürt hareketinin muhafazakar/dindar Kürt kesimler içinde de bir ölçüde etkili olabildiğini göstermesi açısından önemli.

Kürdistan’daki AKP-BDP yarışı kimi “kanaat önderleri”nce “çözüm süreci”ne onay diye yorumlansa da, iki hareketin arasında bölgedeki gerginlik aşikardır. Ayrıca AKP’nin Türkiye genelinde, bakıldığı vakit en milliyetçi, muhafazakar, Kürt antipatili bölgelerde ezici üstünlükler sağlaması da bu çıkarımın aslında ne kadar boşa düştüğünü gösteriyor. Kaldı ki daha bugün Ceylanpınar’da yaşanmakta olan Nusracı destekli devlet terörü AKP’nin “çözüm”den ne anladığını da gösteriyor olmalı.

Kürdistan özelinde diğer iki Kürt partisi Hüda-Par ve Hak-Par içinse söylenebilecek pek bir şey yok. Burkaycı Hak-Par’ın zaten bir iddiası yoktu, ancak seçimlere daha iddialı giren Hizbullah menşeli Hüda-Par da Kürdistan’da çoğu il ve ilçede 3. ya da 4. parti olabilse de bunlar önemsiz oylardı. Hüda-Par’ın en yüksek üç oyu % 7 (Batman), % 6 (Bitlis), % 4 (Diyarbakır). Yine de bunun partinin bölgedeki gerçek potansiyelinden daha aşağıda olduğu, anti-PKK Hizbullahi oyların çoğunlukla AKP’ye aktığı söylenebilir.

Kürt hareketinin Batı’da, kazandığı Mersin Akdeniz belediyesi ve Konya-Cihanbeyli’deki % 35 oyla ikinciliği dışında pek bir varlık gösteremediğini de belirtelim. BDP Cihanbeyli, Aydın-Merkez ve Söke’deki üç belde belediyesini de kaybetti.

Sol

Bu seçimde belediye başkanlığı+il genel meclisi hesabına göre -gayrı resmi olarak ve verilerde sıkıntılar var- HDP % 2.2, HKP 26.551, TKP 22.071, ÖDP 17.676 oy aldı. İl genel meclisinde ise HDP % 1,96 (875.975), ÖDP 60.284, TKP 51.650, HKP 2.045 oy aldı. BDSP-Kızılbayrak çevresinin belli bölgelerde girdiği seçimlerde aldığı oylara ulaşamadım ama, o da birkaç bin olacaktır. EMEP ise sadece, geçen seçimde yüksek oy oranıyla BBP’nin arkasında ikinci olduğu Afyon-Beyyazı beldesinde bağımsız olarak seçime girdi. Altı partinin EMEP’e karşı DP çatısı altında birleştiği beldede DP ve EMEP’in oyları eşit çıktı -454’er oy- ve kesin sonuç bekleniyor.

Sonucu henüz muallakta kalan Beyyazı dışında sosyalist partiler bu sene, geçtiğimiz yerel seçime göre biraz daha kötü bir performansla sadece iki ilçeyi alabildi. Dersim-Ovacık ve Dersim-Mazgirt dışında sosyalist partilerin kazanabildiği bir belediye bulunmuyor.

Ovacık’ta asıl olarak DHF tabanının desteklediği TKP ve Mazgirt’te yine DHF destekli ÖDP adayları BDP’nin önünde seçimleri kazandı (**).

Bu iki ilçe dışında Avanos’ta da halk oyuyla aday seçilen ÖDP adayı, CHP ittifakı ve CHP çatısı altında belediyeyi kazandı. ÖDP-Halkevleri-TKP-EHP’nin diğer ortak adayları ise Hopa’da, Hopa-Kemalpaşa’da, Edirne’de, İzmir-Narlıdere’de, Ankara’da, Fethiye’de başarı kazanamadı. Aynı şekilde TKP ve ÖDP’nin tek başına gösterdiği adaylar da çok düşük oylarla seçimlerden çıktılar. ÖDP-CHP ittifakları Fındıklı ve Tonya’da ve yine iki partinin zımni ortaklık kurduğu Rize-Pazar’da başarılı bir sonuç vermedi.

Geçen dönem EMEP’te olan Pertek yine EMEP’li adayın HDP çatısı altında girdiği seçimde AKP’ye geçti, HDP’nin oyu % 35,37’de kaldı. DHF’nin TKP çatısı altında girdiği Hozat’ta % 30 oyla CHP’nin ardından ikinci; Dersim merkezde ise bağımsız adayla 13.4 oy oyranıyla BDP ve CHP ardından üçüncü olduğunu da belirtelim.

Büyük iddialarla seçime girilen ve TKP ve ÖDP-Halkevleri’nin ortak aday çalışmalarının çatırdadığı Antakya-Defne’de CHP ezici bir üstünlükle birinci çıktı. İkinci parti olan TKP % 7.6, daha gerilerdeki ÖDP ise % 1.07 oyla kendine yer bulabildi. “Solun adayları” noktasında çılgın atan Defne’de HDP de aday gösterdi ve sadece % 0.82 oy alabildi.

Başarısız olunan bölgelerde en dikkat çekici ve trajik sonucu doğuran elbette Hopa oldu. Burada geçen seçimlerde belediye solun içindeki yine benzer -bu kez ÖDP-SHP şeklinde- bir bölünme neticesinde CHP’ye geçmişti. Bu kez ise Hopa CHP’nin çok küçük bir oy farkıyla önündeki AKP’ye kaptırıldı. CHP dahil sol (ya da “sol”) taban ÖDP ve HDP ile birlikte Hopa’da tam üçe bölününce bu pek beklenmeyen sonuç doğdu. Lazistan’da (Pazar-Hopa) solun gerileyişi ve sağın yükselişi özellikle doksan başlarından beri belirginken oyların bu şekilde bölünmesinin bir AKP zaferini tetiklemesi sonucu aslında o kadar şaşırtıcı değil.

Hopa’da ÖDP-Halkevi’nin ortak adayı % 7, HDP adayı ise % 5 oy alabildi. Sosyalist solda oldukça büyük bir hüzün yaratan bu sonuçta sol oyların bölünmesi dışında, zaten belli bir tabana sahip olan AKP’nin “akıllıca” bir hamleyle Hopa’nın hep öne çıkan etnik hassasiyetlerine oynaması da önemli bir etken. Mevcut CHP’li Laz başkana karşı Hemşinli bir aday koyan AKP elini güçlendirmiştir, ancak yine de bu partinin oylarını iki katına çıkarmasının tam bir açıklamasının yapılabilmesinin güç olduğu da söylenebilir -bir not; ÖDP’nin kazandığı seçimlerde de Laz oyları CHP, ANAP, AKP, MHP gibi partilere yüksek paydalarla bölünürken, ÖDP’nin Hemşinli aday çıkarması kazanımda etkili olmuştu. Ancak bugün AKP’nin kazanmasından mesul olan sadece Hemşinli oyları değil, bu etken sadece daha çok yükselmeye sebep oldu.

Bunların dışında Çamlıhemşin’de de “solun bağımsız adayı” ve 2009’da seçilmiş belediye başkanının bu seçimi AKP’ye kaybetmiş olduğunu da unutmadan söyleyelim.

Belediye başkanlıkları haricinde sol, muhtarlıklarda da adaylar destekledi. Halkevleri Batıkent’te muhtarlıklar kazanırken, Cephe’nin Gazi’de desteklediği aday -hile sonucu deniyor- kaybetti.

Seçimlerin sol açısından tam anlamıyla bir hüsran olduğu açık. Bu seçimlerin en büyük kaybedenlerinden birinin HDP olduğu da. HDP, batıdaki Kürt oylarının üzerine hemen hemen hiçbir şey koyamamamıştır. Ayrıca BDP’nin Batı’da güçlü ya da görece güçlü olduğu yerlerde Mersin, Adana, Konya’da seçimlere BDP adıyla girmek istemesi de -Adana’da sonuç olarak HDP adıyla girildi- içeride gerginliğe yol açtı. EMEP’in Beyyazı’da ayrı aday göstermesi de bu zıtlaşmaya bağlanıyor (***).

Netice olarak seçim sonuçları Kürt hareketinde, “Batı’daki tersten seksiyon örgütlenmesi” gibi duran HDP projesiyle ilgili soru işaretleri doğurabilir. Özellikle EMEP’in HDP içinde kanının uyuşmadığı DSİP, YSGP ve bazı kişilerden olan hoşnutsuzluğunun da bir çatırdamayı tetikleyeceği beklenebilir.

Gezi direnişinin birikiminin bir süre sonra bizzat solun bir kısmı tarafından seçim atmosferine doğru büküldüğü açık. Bu yönlendirmenin sonucu da seçimlere giren bütün sol açısından büyük bir başarısızlıktır. Güçlü devrimci çıkışlar barındıran bir hareket sonuç olarak, zaman zaman olan tepkisel alevlenmeler dışında sönümlenmiş ve düzenin işine yarayacak biçimde hemen hemen bütün kitlesel gücünü yine sandıkta oy biçiminde CHP’de toparlamıştır.

Bu solun hem güçsüzlüğünü; hem de basiretsizliğini gözler önüne seriyor.

Seçimlere doğru giderken Cephe ve birkaç küçük sol grup dışında legal/illegal bütün örgütler seçime ya doğrudan katılım gösterdi ya da birilerine destek açıklaması yaptı. Fakat seçime gidilirken birkaç yer dışında iyi bir seçim örgütlenmesi de gerçekleştirilemedi. Halkı ikna edemeyen sol da yine maalesef “sen, ben, bizim oğlan” çeperinde sıkışıp kaldı. (****).

Sonuç

Bu seçimin en azından kısa vadede kazananı, kendini biraz olsun rahatlatabilmiş olan Erdoğan’dır. Onca isyan, yolsuzluk ve rüşvet ağının ortaya saçılması, kavga, gürültü, “dünyada yalnızlaşma”nın sonucu % 43-45 oy oldu, bu “inanılmaz” (*****) bir başarı. Ama aynı zamanda muhalefet güçleri adına hem üzücü; hem düşündürücü. “Seçimlerle ilgilenmiyorum” diyen en kabadayı, en sekter devrimci arkadaşlarımız dahil hepimizin bu sonuca sinirlendiği sanırım tartışmasız.

Erdoğan buradan en azından genel seçimi de şimdilik cebine koymuş gibi görünüyor. Fakat sonuçların cumhurbaşkanlığı yolu için Erdoğan adına o kadar da iç açıcı olmadığını söylemeliyiz. Zira şu durumda onun ilk turda % 51 oy alabilme gibi bir şansı görünmüyor. Bunun gibi handikaplar ve ikinci turda muhalefetin muhtemelen birleşecek olması Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı adaylığını bir tür siyasal intihara dönüştürebilir.

Bu yüzden Erdoğan’ın üç dönem şartını kaldırarak Başbakanlık yolunda devam etme ihtimalinin daha yüksek olduğu düşünülebilir.

BDP ve MHP’nin yükselişi ya da yükselme trendinde gözükmesi, hem bir çatışma ortamını imliyor; hem de kimilerine gelecek için “zaruri” bir AKP-BDP ittifakını düşündürüyor. Fakat -sürecin her iki taraf ve diğer kesimler adına olanca karmaşıklığı bir yana- şu an faraziye olarak konuştuğumuz ittifak da Kürt hareketi için bir siyasi intihar anlamına gelebilir.

Bu süreçte kendi sınırlarının ucuna gelip, dayanan CHP’nin de MHP ile epeydir süren dirsek temasını daha güçlü bir ittifaka evriltebileceği son derece muhtemel görünüyor. Olası bir AKP devrilişinin yerini bir CHP-MHP koalisyonunun alabileceği unutulmamalı.

Sola düşen ise, burada daha nice sarsıntıya gebe olan düzen içi depremleri iyi okuyarak etken bir sokak muhalefetini örebilmek oluyor. Sandık başına gidilecek günleri kollamak değil.

Tam anlamıyla bir kazananın olmadığı 30 Mart seçimlerinin sonuçlarının bunu daha somut göstermiş olması gerek.

Her devrim, düzenin krizlerinden beslenir ve haklı olmak için çoğunluk olmak ya da düzenin meşruiyet çerçevelerinde tablolar çizmek gerekmiyor -“biz haklıyız, bak yüzde bilmem kaçız” diyen AKP’lilere “Muhammed ‘peygamber’ Mekke’de kaç kişiyle başladı?” diye sorunuz-.

Silkinip, doğrulmak, yola devam etmek gerek.

“Kazanan kim?” sorusuna “biz!” diye cevap verebilmek için.

dipnotlar

(*) Türkiye’de hiç yoksa temiz 15 milyon Kürt/Zaza var. Bu, ülke nüfusunun yaklaşık % 20’si yapar. Fakat Kürt hareketinin temsilcisi BDP’nin aldığı oylar % 4-6 arasında dolaşıyor. Bu oyların maksimum varacağı yer ise % 8 diye görünüyor. PKK adına düşündürücü olmalı.

(**) Kendine özgü dengeleri olan -sosyalist sol ağırlık, Alevilik, Zaza kimliği, Sünni Türk/Kürt yoğun nüfus bulunan iki ilçe- Dersim’de BDP’nin merkez ilçe dışında belediye kazanamadığını da belirtelim.

(***) HDP içindeki bu probleme ilişkin bir yazı için bkz.; http://www.evrensel.net/kose-yazisi/69880/hdp-ve-cogunluk-meselesi.html#.UztZ6LyLcWx

(****) Seçimler ve sol üzerine 30 Mart öncesi yazdığım yazılara -dilerseniz- bkz.;

http://fraksiyon.org/erklerin-savasi-secimler-ve-sol/

http://fikirkarargahi.wordpress.com/2014/03/29/akpyi-kim-yikacak/

(*****) AKP’nin “kemik” tabanı % 35 civarı ve bunu İslami kesimin ve merkez sağın çok önemli bir çoğunluğunu yutabilmesiyle kazandı. Ancak partinin şu durumda bile bu oranın 8-10 puan üstüne çıkabilmiş olması kendi kemik tabanı dışındaki önemli bir kitleyi hâlâ konsolide edebildiğini gösterir. Bu da bize dert olsun.