Bayan bana bak… – Aksu Bora (AGOS)

Aksu Bora, bir konut sitesinde dağıtılan “dairelerde ‘yardımcı bayan’ olarak görev yapan çalışanların ring servisini çok yoğun olan akşam 16:00, 18:00 ve 19:00 seferlerinde kullanmamalarını” ‘rica eden’ ilandan yola çıkarak kadınlardan ortalık yerde bahsetme mecburiyetinin metazori karşılığı gibi görünen “bayan” lafını irdeliyor.

nm_akasya550_1203

Kadınlardan ortalık yerde nasıl bahsedileceği zorlu konudur; kendi aranda konuşurkenki o zenginlik, o nüanslı çeşitlemeler, yerini aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık bir duruma bırakır. Kız/kadın ikilisi fena bir seçenek gibi görünmese de fazla komplikasyonu vardır; yaş meselesi, evli olup olmama, feministlerin çemkirme riski…

Kadınlardan ortalık yerde bahsetme mecburiyeti olmasa, iyiymiş. Ama var. “Bayan” lafı, işte bu mecburiyetin metazori karşılığı gibi görünüyor. Kantoda dendiği gibi: “Bayan bana bak canıma yakın gel”!

Kadınların evli olup olmamalarına göre farklı isim almaları bir dert tabii ama “Bayan”ın işaret ettiği tek sınır o değil: İçeridekilerle dışarıdakileri de ayırır bu tabir. Abla, teyze, bacım, yenge yerine “bayan” denmesi, bir kadının o erkeğin namus dairesinin dışına düştüğüne işarettir (içine düşüyorsun da ne faydasını görüyorsun faslına girmeyelim hiç!). “Sen bizden değilsin” demektir. “Yabancısın”.

Bayan lafı bu yabancılığın nezaketle ve görgüyle sarılıp sarmalanmasına yaradı önce. İlk öyle kullanıldı. “Bizden” olmayanlarla karşılaşmanın yolunu yordamını oluştururken. Ama hızla değişen bir anlamdı bu. O karşılaşmanın pek de hayra alamet olmadığını düşündükçe. “Bayan, ücreti vermeyi unuttun” demekle “abla, paranı vermedin” demek arasındaki fark gibi. Ablayla aramızdaki hesabı zamana bırakabiliriz ama bayanla böyle işlemez.

Aynı zamanda, bayan sözü daha az dikkat edilen bir sınıra da işaret eder: sınıfsal sınıra. “Bayanlar”, belediyelerin, toplum merkezlerinin, vakıfların… sosyal faaliyetlerine katılan kadınlardır. Kaymakamlıktan yardım almak için sırada bekleyenlerdir. Toplanıp sinemaya götürülecek olanlardır. El işi kursuna yazılacaklar, doğru annelik öğretilecekler.

“Bizim burada bayanlar çok bilinçli” diye bahsedilir mesela. “Makrome kursuna bayanlar çok ilgi gösterdiler” denir… Bu bayanlar, bizim evdeki kadınlardan ya da kurs veren kadın hocalardan farklı olarak, bir grupturlar; cahillik ya da yoksulluk ya da gelenekle kıstırılmış, oradan çıkartılması gereken bir grup. Hem haklarında ortalık yerde konuştuğumuz hem hayatlarına müdahale ettiğimiz, aynı zamanda kendilerine saygı duyduğumuzu belirtmeyi de istediğimiz.

Saygı falan duymuyoruzdur aslında. Bunu biz de biliriz, “bayanlar” da. Geçenlerde sosyal medyada dolanıp duran bir metin, irkiltici ve iyi bir örnekti: Bir konut sitesinin içindeki ring seferlerinin kullanımına ilişkin bir düzenleme: “yardımcı bayan olarak görev yapan çalışanların ring servisini çok yoğun olan şu şu saatlerde kullanmamaları” diyen bir ilan. Çünkü “site sakinlerinin memnuniyetsizliğine” yol açıyormuş.

Bu ilanda, yatak odana, mutfağına, dolaplarına giren birinin “yabancı” tutulması isteğini de görüyoruz, sınıfsal farkın altının çizilme ihtiyacını da, bütün bunların üzerini bir tür aşağılayıcı nezaket ve rasyonellikle örtme çabasını da. Ne de olsa Rosa Parks’ın sınır ihlalinin üzerinden altmış yıl geçmiş, zaten Türk toplumu da hiçbir zaman ırkçı olmamıştı.

İlan üzerine söylenecek çok şey var, özellikle de bu toplumun hala bir “toplum” sayılıp sayılamayacağı ile ilgili şeyler. Ama beni en çok o laf, o “yardımcı bayan” lafı yaraladı nedense. Oradaki nezaket görünümlü kibir, o riya… Bunun görülmediğini sanıyor olabilirler mi gerçekten?