Çocuk hakları ve çocuk istismarı açısından sporda altyapı eğitimi – İsmail Topkaya

20 Kasım, “Dünya Çocuk Hakları” günü vesilesi ile bir ilişkilendirmeden (sentezden) yola çıkarak altyapı eğitim süreçlerini çocuk hakları ve çocuk istismarı açısından analiz etmekte yarar vardır.

Buradan yola çıkarak bir nebze de olsa spor altyapı eğitim süreçlerinin daha hümanist ve daha pedagojik olması ihtiyacı  ve gereği ortay koyulmuş olacaktır.

Kapitalizm ve onun son aşaması küresel finans kapital, her alanda olduğu gibi spor alanında da etkilerini göstermiş, sporu endüstriyel hale getirerek onu tüketilen eğlence metasına dönüştürmüştür. Bununla da kalmayarak endüstriyel sporun modern gladyatörleri olarak tanımlanabilecek yaldızlanmış ve iyi pazarlanmış sporcular üretmek, pazarlamak sonra yeniden üretmek ve yeniden pazarlamak adına bir sistem kurmuştur.

Bu sistemin yeni yapılarından birisi de yeni modern gladyatörlerin yetişmesini sağlayacak olan “altyapı ve altyapı eğitimi”  kurumlarıdır.

Spor altyapıları her türlü acımasızlığın olabildiği, doğası gerektiği çocukların birbirleri ile rekabet etmek zorunda kaldıkları, yetenekli olmasına karşın “istenilen ölçülere”  uymadıkları yine elendikleri ve refüze edildikleri ve her olumsuzluğa karşın ayakta kalabilenlerin yetişmiş olduğu ve piyasaya sürüldüğü  sözüm ona spor eğitim kurumlarıdır. Bu eğitim kurumları  genel olarak “yetenekli olmak ve kazanmayı bilmek” üzerine inşa edilmiş bir yaklaşım ile yürütülmektedir. Formal ve informal eğitim anlayışının hüküm sürdüğü bu kurumlar spor kulüpleri örgütlenmesi içinde yer alan “altyapı” kavramı ile ifadelendiren yapılanmalardır.

Türkiye’de son zamanlarda oldukça kendisinden söz ettiren sporda “altyapı” ve “altyapı eğitimi” henüz tam olarak kurumsallaşmamış, biraz üstün körü, biraz usta çırak ilişkisi ve biraz da Avrupa’yı taklit ederek yürütülmeye çalışılan yapılaşmalardır.

Buradan hareketle çocuk haklarından ve çocuk istismarından yola çıkarak spordaki altyapı eğitim kurumlarını ve özellikle de bu kurumlardaki eğitim yaklaşım ve uygulamalarını daha nesnel olarak değerlendirmek mümkündür.

Dünya Çocuk Hakları Sözleşmesinin dört temel ilkesi şöyledir;

1. Ayrım gözetmeme

2. Çocuğun yüksek yararı

3. Yaşama ve gelişme hakkı

4. Katılım hakkı.

Türkiye’de genelde tüm spor branşlarında özellikle de hem popüler olması ve hem de yoğun ilgi gösterilmesi bakımından futboldaki altyapı eğitimine, çocuk hakları sözleşmesinin temel ilkeleri açısından bakıldığında ortaya çıkan fotoğraf şudur;

1. Altyapı eğitim süreçlerinde yer alan çocuklar arasında sistematik değil ama kişisel olarak bir ayrım yapıldığını  ve halen yapılmakta olduğunu söylemek mümkündür. Hatta birçok çocuğun birçok nedenden dolayı altyapı süreçlerinde spordan ve özellikle futboldan uzaklaştığı herkesin bilgisi dâhilindedir. Ayrım meselesi genelde etnik, dini ve ırka dayalı olumsuz uygulamalar için kullanılır. Bu anlamda ülkemizde bir ayrımdan söz etmek olası değildir. Buna karşın altyapı süreçlerinde yer alan çocuklar kişisel nedenlerden dolayı, beşeri ilişkilerden dolayı ve çok daha önemlisi referansa dayalı olarak dışlanabilmekteler ya da bir başkasına tercih edilebilmektedirler.

2. Altyapı eğitim dönemlerinde kulüpler ölçeğinde “çocukların yüksek yararı” asla düşünülmemekte, ilkesel olarak hiçbir kulüp ve kurum çocukları önceleyen bir eğitim ve örgütlenme yaklaşımı  içinde olmamaktadır. Çocuğun yüksek yararı, çocuğun kendisi için, geleceği ve sağlığı için spor ve futbol gelişimini sürdürmesi anlamına gelir ki; altyapı örgütlenmemizde ve işleyişimizde böylesine bir hassasiyet ve davranış standardı  söz konusu değildir.

3. Yaşama ve gelişme hakkı ilkesi açısından altyapı  eğitim kurumlarımızın çocukların ilgi, ihtiyaç ve pedagojik koşullara dayalı bir eğitim modellemesi içinde olduğunu söylemek oldukça zor. Deneysel ve tesadüfü yaşantılardan yola çıkarak sürdürülen altyapı eğitim uygulamaları çoğu zaman çocukların yaşama haklarına müdahaleye varan sonuçlar doğurmaktadır. Erken ölümler, sakatlıklar, sürantrene olma, erken ama eksik gelişme gibi vakalar yaşanılırlığı sık ve çok olan durumlardır.

4. Genelde spor ve özelde de futbol altyapı eğitimlerine katılımın yöresel ve bölgesel olarak yüksek düzeyde bir fırsat eşitsizliği görüntüsüne sahip olan Türkiye, katılım konusunda yeniden reorganize olmak zorundadır. Yatırımların bölgesel ve yöresel olarak doğru ve planlı yapılmamış olması, çeşitli toplumsal sınıflara eşit ölçüde ulaşılamamış olunması ve altyapı eğitim modellerinin bir ülke politikası olarak belirlenmemiş oluşu çok sayıda çocuğun altyapı eğitimi süreçlerine katılım sorunlarını gündeme getirmektedir. Tamamen eliminasyon sistemi üzerine inşa edilmiş bir kurum nasıl olur da eğitim kurumu olabilir? Bunun için altyapı eğitim kurumları katılımın ve geliştirmenin esas alındığı bir yapı olmalıdır.

Bunların yanı sıra birde “çocuk hakları sözleşmesi”  ne tamamen aykırı olan “çocuk istismarı” sorunu vardır ki; bu konuda birçok yasal düzenleme zaten söz konusudur.

Ama bunun yanı sıra hukuki olarak suç olmayan, insani ve eğitsel boyuttaki  yanlışların sonucu “suç” olarak nitelendirilebilecek bazı durumlar da söz konusudur.

Genelde sporda özelde futbol altyapı eğitim süreçlerinde eğitim pedagojisi ve hümanist felsefi yaklaşımlar açısından bakıldığında, yanlışların yol açtığı “suç olmayan çocuk istismarlarından” söz etmek mümkündür.

Öncelikle çocuk istismar türlerine bakıldığında bunların;

1. Fiziksel istismar

2. Cinsel istismar

3. Duygusal istismar

4. Bilerek zarar verme

fiillerinden oluştuğu görülür. Bu fiiller yasalar ile suç sayılan, hukuki yaptırımları olan ve cezai uygulamalara yol açan fiillerdir.

Ancak söz konusu bu fiillerden bazıları her hangi bir art niyet olmaksızın ve farklı boyutlarda uygulandığında suç  olmaktan çıkmaktadır.

“Suç olmayan bir şey istismar değildir” diyemeyeceğimize göre; bu gibi durumlarda, “yanlış uygulamalardan kaynaklanan istismar” demek doğru olacaktır.

Çünkü; İnsancıl(hümanist) ve pedagojik olmayan her şey aynı zamanda bir istismardır.

Bu bakış açısı ile Türkiye’deki atletizm, jimnastik, futbol başta olmak üzere altyapı eğitim süreçlerine baktığımızda, özellikle suç olmayan iki istismarın çok yaşandığını görmekteyiz.

1. Fiziksel istismar; Çocukların gelişim seviyelerinin çok üzerinde çalışmalara tabi tutulduklarını gözlemlemek olasıdır. Hatta çoğu çocuğun müsabakalara hazırlanmak için kondisyon çalışmalarına alınarak “antrene” edildikleri herkesin malumudur. Birçok çocukta büyüme ve gelişme ile ilgili işlev bozukluklarına yol açan bu ve benzeri uygulamalar “fiziksel şiddetin” tam olarak bir yansıması olarak değerlendirilmelidir. Dolayısı ile bu tür yaklaşımları “fiziksel istismar” olarak değerlendirmek gerekir.

Çocuklardan büyük insanlarmış gibi performans beklentisi içinde olmak ve amaçla gerçekleştirilen her türlü eğitim yaklaşımı ilgili yasalar açısından suç olmayan ama “legal bir istismar” durumunun varlığı olarak tartışmasız bir olgu olarak önümüzde durmaktadır.

2. Duygusal istismar ise, futbol altyapı eğitimi başta olmak üzere çok sık yaşanılan istismar türlerindendir. Altyapı eğitimcilerinin çocuk gelişimi ve eğitimi psikolojisi ile ilgili bir formasyona sahip olmamaları, olsalar dahi bunu yaşam pratiği ile ilişkilendirememiş olmaları, bunun ötesinde altyapı eğitimcilerinin altyapı eğitim sürecini basamak olarak görüyor olmaları onların yarışmaya dayalı performans odaklı davranışları istekli,ilgili ve yetenekli birçok çocuğu duygusal yıkıma sevk etmektedir.

Azarlama, hakaret etme, küçümseme, tehdit etme, suçlama, çocuğa küsme, yokmuş gibi davranma, çocukla alay etme gibi davranışlar duygusal istismardır ve çocuk hakları ihlali olarak değerlendirilmelidir.

Sonuç ve öneri

Küresel kapitalizm ve onun tüketim ilişkilerinin dayattığı  bir olgu olan endüstriyel sporun yansımalarını reddetmek ve kendi spor ve spor eğitimi seçeneğini ortaya koymak elbette daha önemlidir.

Bunun spordaki yaklaşımı “herkes için spor”, kaybedenin değersizleşmediği ve değersizleştirilmediği profesyonellik, katılımcı  eşitlikçi bir spor modeli ve bunların ulusal ve uluslar arası  düzlemdeki uygulamalarıdır.

Ancak ne var ki; yaşanılmakta olan sürece “şimdilik karşı durulamayacağından” hareketle, bu sürecin çocukları öğütmesine ve değersizleştirmesine izin vermemek adına reformist seçenekler oluşturmak zorunluluğu da unutulmamalıdır. Sistemin içinde, iç tutarlılık kuramından yola çıkarak, endüstriyel sporun üretim tarlaları olan altyapı ve altyapı eğitimlerini daha insancıl ve daha pedagojik kılma adına ortaya bazı şeyler koyulabilir.

Bunun için söz konusu acımasız altyapı eğitim sistemini, çocukları daha az eleyen, onların ihtiyaçlarına daha fazla cevap veren ve daha da önemlisi çocukların gelişim özelliklerini dikkate alan bir yapıya dönük mücadeleden asla vazgeçilmemelidir.

* İsmail Topkaya
ÇOMÜ Eğitim Fakültesi, İlköğretim Bölümü