Devletin Kürtlere barış hediyesi: Paris katliamı – Dr. Mustafa Peköz

İslamcı Ergenekon Gladyosu bu saldırılar için özel olarak eğitilmiş bulunuyor. 200’e yakın istihbaratçı ve kontra elemanının Avrupa’da görevlendirilmesi, söz konusu saldırıların çok daha artarak devam edeceğine dair ipucu veriyor

Dün sabahın erken saatlerinde Paris’te 3 Kürt kadını infaz edildi. Katledilenlerin isimlerine bakıldığında, bunun tahmin edilenden çok daha kapsamlı bir planlama olduğu anlaşılıyor. Geçmiş yıllarda da Kürtlere yönelik suikast eylemleri yapıldı. Özellikle İran İstihbarat Servisi’nin İranlı bir Kürt örgütü olan KDP’nin yöneticilerine yönelik saldırıları biliniyor. Ancak ilk kez üç kadın birden hedeflenerek gerçekleştirilen bir katliamla karşı karşıyayız. PKK’nin kurucularından Sakine Cansız, KNK Paris temsilcisi Fidan Doğan ile Leyla Söylemez adındaki üç Kürt kadının Gare du Nord’da bulunan Kürdistan Enformasyon Bürosu’nda, başlarından vurularak katledilmelerinin politik yankıları tahmin edilenden çok daha fazla oldu ve olacak.

Özellikle kadınların seçilmiş olması, Kürtlerin geleneksel değerleriyle ilişkilidir. Kürt halkının yaşam tarzına yapılmış çok bilinçli bir saldırıdır. Ayrıca, belirlenen hedefin kim olduğuna bakılmaksızın, saldırılara uğrayacağı mesajı verilmek istendi. Bu durum Kürtlerin sembolleşmiş politik yöneticilerine karşı saldırı politikasının Ortadoğu ve Avrupa’yı kapsayarak geliştirildiğini ortaya koyuyor. İslamcı Ergenekon Gladyosu bu saldırılar için özel olarak eğitilmiş bulunuyor. 200’e yakın istihbaratçı ve kontra elemanının Avrupa’da görevlendirilmesi, söz konusu saldırıların çok daha artarak devam edeceğine dair ipucu veriyor.

Bu saldırı sıradan bir cinayet olmayıp, politik olarak verdiği mesaj oldukça derin ve köklüdür. Oluşturulan yeni tasfiye konseptinin ilk adımıdır. Sakine Cansız, Kürt Özgürlük Mücadelesi tarihinde suikasta uğrayan ilk PKK Kurucusudur. Saldırı, Sakine’nin şahsında Kürt Özgürlük Hareketi’nin kadrolarına verilen bir mesajdır. PKK’nin merkezi kadrolarına yönelik birçok kez saldırı girişiminde bulunuldu. Gerillanın deney, tecrübe ve karşı hamleleri çok iyi okuması nedeniyle her zaman boşa çıktı. Devletin milyonlarca dolar harcadığı suikast eylemlerinin tamamı başarısız kaldı. Bu kez, zayıf halkayı yani Avrupa’yı seçti. Önemli bir örgütlenme ağı bulunan MİT ve İslamcı Ergenekon güçlerinin Avrupa’daki konumlanışı önümüzdeki saldırılara dair ipuçları veriyor.

Dahası bu katliam devletin Kürtlere ilk barış hediyesi oldu. Kürtlere tasfiye politikasının dayatılmasının en önemli halkalarından biridir. Ne ilginçtir ki, Erdoğan Nijer gezisinden dönerken gazetecilere “örgütün lider kadrosunun Avrupa’ya gönderileceğinden” bahsettiği saatlere yakın, Paris’in en işlek caddelerinin birinde PKK Kurucu kadrolarından Sakine CANSIZ’a yönelik bir suikast yapılıyor. Erdoğan’ın Ergenekon’u göreve çağırdığı anlaşılıyor. Bu bakımdan, katliamın siyasal sorumluluğu AKP’ye ait olup, devletin Kürt sorununa yönelik çözüm politikasını çok net olarak ortaya koymaktadır. Erdoğan birkaç hafta önce büyükelçileri Ankara’ya davet etti ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan, bunlara ‘terör’ konusunda bir brifing verdi. Erdoğan da, terörle mücadelenin uluslararası boyutunu anlattı. Sanırım verilen mesaj, ‘Paris Katliamı’ ile uygulanmaya konulmuş oldu.

Ayrıca AKP yöneticilerinin ilk yapacakları açıklamayı hepimiz tahin ediyorduk. Erdoğan’ın kölesi Hüseyin Çelik, hiçbir bilgi sahibi olmadan, henüz olayın ne olduğunu bilmeden, ‘PKK’nin iç işidir’ açıklamasını yaptı. Çelik, bu işin İslamcı Ergenekon tarafından yapıldığını bildiğinden, ilk işi medyayı yönlendirmek oldu. İyi polis rolünü oynayan figüran Arınç da, ‘bu eylem bir provokasyondur’ söylemiyle dengeyi sağlamış oldu.

Bu katliam uluslararası Gladyo’nun desteğiyle Türk kontrgerillası tarafından gerçekleştirilen Avrupa’nın Roboski’sidir. Bundan böyle PKK’nin lider kadrolarına yönelik izlenecek olan politika bu tarzda gelişecek. Yani belirlenin stratejinin ilk ipuçları verilmiş oldu. Bu saldırı, devlet, MİT ve kontrgerilla içinde herhangi bir grubun yaptığı bir katliam değildir. Bu doğrudan AKP ve Gülen rejiminin bir politikasıdır. Erdoğan ısrarla tasfiye sürecinin kesintisizce devam edeceğini vurgulamış olması, önümüzdeki süreçte Kürt politikacılarına, kanaat önderlerine yönelik bu tür saldırıların devam edeceğini gösteriyor.

Bununla verilen mesaj çok açık: “Kürtlerle barış ve çözüm müzakeresi yoktur.” Sürekli ‘tasfiye’ politikası ön plandadır. Sanırım bu politik söylemlerin karşılığı tam da budur. Henüz ortaya konulmuş, barış görüşmelerine dair atılan somut bir adım yokken, İslamcı Ergenekon medyası, PKK’nin tasfiyesinin yakın olduğunu şimdiden ilan etti. Müzakere değil,  teslim alma olarak iddia edilen bu sürecin karşılığı, ‘Paris Katliamı’dır. Barış görüşmelerine yönelik Kürt tarafının attığı olumlu adımların karşılığını vermeye cesareti olmayan devlet, savaşı Avrupa’ya taşıma kararı almış bulunuyor.

Uluslararası güçlerin de, bölge güçlerinin de gördüğü tek politik gerçeklik şu; Kürtler tarihin en güçlü dönemini yaşıyor. Türk devleti ilk kez PKK karşısında çok yönlü bir yenilgi aldı. Uyguladığı bütün stratejiler, politikalar çöktü. Tasfiyeye yönelik her hamlesi, her manevrası başarısızlıkla sonuçlandı. Kürtler her geçen gün bir güç oldu. Bugün bölge dengelerini belirlemektedirler. PKK, Ortadoğu’da artık hesaba katılması gereken bir politik aktör haline geldi. İslamcı devlet öylesine sıkışmış durumda ki, artık tek alternatif Kürtlerle masaya oturmak zorunda kaldı. Bunu dahi kirli yöntemlerle uyguluyorlar. PKK gerçeğini kabullenmek yerine, böylesi hile ve komplolarla süreci kurtarmaya çalışıyorlar.

Paris’in seçilmesi de çok bilinçlidir. Türk Kontrgerillasının en iyi örgütlendiği bir alandır. Paris Abdullah Çatlı ve ekibinin merkeziydi. Ermenilere yönelik birçok suikast bu şehirde planlanmıştı. Fransa istihbaratının Türk MİT’i ile en iyi çalıştığı ve özellikle Kürtlere yönelik saldırıların yapıldığı, Kürtlerin tutuklandığı şehir olarak ön plana çıkar. Bu bakımdan, Türk devleti kadar Fransa da sorumludur. İslamcı Ergenekon bu katliamı tek başına gerçekleştirme kabiliyetine sahip değildir. Profesyonel katillerin kullanıldığı bu eylem, uluslararası kontrgerilla güçlerinin bir ortak eylemidir. Ortadoğu güç dengelerinin Kürtler lehine gelişmesini istemeyen ve özellikle PKK’nin politik bir aktör olarak masanın bir tarafından olmasını istemeyen uluslararası güçlerin de bir bakıma yönlendirdiği bir katliamdır.  Türk kontrgerillası doğrudan görev almış olsa da, NATO gladyosunun sürecin bir parçası olduğunu hesaba katmalıyız. Yoksa Paris gibi bir yerde, bir istihbarat biriminin tek başına böylesi bir katliamı olmasına izin verilmez. Bu bakımdan, politik arka planı çok daha derin olan bir saldırıdır.

Böyle kirli yöntemlerle Kürtleri dize getireceklerini sananlar yanılıyorlar. Tersine Kürtler, çok daha güçlenecek ve kenetleneceklerdir. Bu saldırı bütün Kürtlere yapılmıştır. Kürtler, kendi özgürlük savaşçılarına en zor koşulda sahip çıkması gerektiğini biliyorlar.

Bunun karşısında Kürtlerin çok daha kenetlenmesi ve tasfiyeye karsı açık bir duruş göstermesi gerekir. Çünkü bu katliam Kürtlerin özgürlüğüne yöneliktir.

Kürt halkının üç değerli evladına sahip çıkma gündür. Değerlerimize sahip çıkma zamanıdır.

[email protected]

Önceki içerik
Sonraki içerik