AKP’ye karşı mücadeleyi yükseltmek için sokaklarda olacağız – Üniversiteli Kadın Kolektifi

Kürtaj ve doğum kontrolün yasallaşması için yıllarca mücadele eden kadınlar, bugün de kadının bedeni ve söz hakkı üzerindeki baskılara son vermek için bir arada olmalı; erkek egemen sitemin ve neoliberalizmin sureti olan AKP’ye karşı mücadeleyi yükseltmelidir

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz gün katıldığı uluslararası bir konferansta yaptığı konuşmada, bu sefer de kadınların kazanılmış en temel haklarından biri olan kürtaj hakkına saldırdı

Başbakan Tayyip Erdoğan, Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı Eylem Programı’nın uygulanmasına ilişkin 5.Uluslararası Parlamenterler Konferansı kapanış oturumunda yaptığı konuşmada, kürtaj hakkını hedef aldı. Yaptığı açıklamada kürtajı cinayet olarak tanımlayan Erdoğan, sezaryenle doğuma da karşı olduğunu ifadelerine ekledi. AKP’nin kadın düşmanı politikalarını gözler önüne serercesine sarf ettiği sözlerle, kadını aile içinde tanımlamayı sürdürürken “3 çocuk” isteğini de yineledi. Çocuklar konusunda yaşadığı “hassasiyetin” yaptığı açıklamada etkili olduğunu ifade ederken, Uludere’de katledilen çocuklar için ise, acılara duyarlı olmaktan uzak bir yaklaşımla: “Her kürtaj bir Uludere’dir” şeklinde buyurdu.

Kürtaj, en basit şekliyle hamilelik veya istenmeyen hamileliğe son verilmesi şeklinde tanımlanabilse de, kadın mücadelesi açısından kuşkusuz daha derin anlamları var. Feministlerin yıllarca mücadele ederek kazandığı kürtaj ve doğum kontrolü hakkı kadının kendi bedeni üzerinde söz sahibi olabilmesinin somut göstergelerinden birini oluştururken, üreme hakkının da temel koşullarından birisi olma özelliğini saklı tutuyor.

Sezeryan ise, yüzyıllardan beri uygulanan bir doğum yöntemi. “Sezeryan’a karşıyım” lafı ise, çok geçmeden uygulamadaki yankısını bulmuşa benziyor. Nitekim Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın: “Gereksiz yere sezaryen oranlarını çok yükseltmiş olan özel hastanelerle ilgili yaptırımlarımız olacak” şeklindeki ifadeleri Başbakan Erdoğan’ın dünkü açıklamalarının temelsiz olmadığını kanıtlayacak nitelikte.

Kuşkusuz AKP, bu popülist açıklamaları ile kendi muhafazakar tabanına dönük oynasa da başbakanın her defasında dile getirdiği “En az 3 çocuk” sözleri ve son olarak da kürtajın cinayet olduğunu açıklamaları kadının bedeni üzerindeki baskı mekanizmalarını güçlendirirken aynı zamanda ucuz işgücü yaratmanın temelini ailede; kaynağını ise kadında görüyor.
Yapılan açıklamanın bir başka okuması da, tecavüze uğrayıp hamile kalan kadınlar üzerinden yapılabilir. Her gün onlarca kadının tecavüze uğradığı Türkiye’de, kürtajı bir cinayet olarak tanımlamak başka bir noktada tecavüzcüsüyle evlendirilmeyi de meşrulaştırıyor.

Hükümet programında yer alan ve her defasında tekrarlanan “güçlü birey, güçlü aile, güçlü devlet” projesi ile kadının aile içinde tanımlanması; erkek egemen sistemin ve neoliberal politikaların devamlılığı için vazgeçilmez bir proje.
Kadın mücadelesinin en somut kazanımlarından biri olan kürtaj ve doğum kontrolü hakkı AKP’nin son kadın politikalarının yeni saldırı hedeflerinden biri olacak ki Tayyip Erdoğan bu açıklamayı yapma gereksinimi duyuyor.
Kürtaj ve doğum kontrolün yasallaşması için yıllarca mücadele eden kadınlar, bugün de kadının bedeni ve söz hakkı üzerindeki baskılara son vermek için bir arada olmalı; erkek egemen sistemin ve neoliberalizmin sureti olan AKP’ye karşı mücadeleyi yükseltmelidir.

AKP tarafından kadın bedenine yönelik saldırıların giderek arttığı ve artacağı bu süreçte kadınların önlerine koyması gereken politik ve ideolojik mücadele programı ve bu programı hayata geçirecek ciddi pratik adımlara ihtiyacı vardır. Elbette ki kadınların bu adımları hayata geçireceği tek alan sokaktır.

27 Mayıs

WP-Backgrounds by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann