Soykırım ve “büyük” sermaye -Ferda Koç

Gözler önünde olmayan bir şey var: Yeni sömürge “demokrasimizin”, yani sömürge tipi faşizmimizin arkasındaki oligarşinin Ermeni Soykırımı ile ilişkisi!

Ermeni Soykırımını İnkarı yasaklayan yasa Fransa Senatosu tarafından kabul edildi. “Soykırım Yasası”nın kabulüyle birlikte, bu yasanın bir kez önerge haline getirildikten sonra reddedilme olasılığının bulunmadığını konuyu az çok bilen herkes görüyordu.

Bir katliam “Soykırım” olarak tanındıktan sonra, soykırımın “inkarını yasaklamak” neredeyse kaçınılmaz.

Hele de bu Fransa gibi, soykırımdan kurtulan Ermenilerin yoğun olarak sığındığı bir ülkeyse, iki kat böyle.(1)

“Bizimkiler”, “soykırımı inkar yasağı”nı “düşünce özgürlüğüne” vurulan bir darbe olarak yerden yere vuruyorlar.

Bunu nerede ve ne zaman yapıyorlar? Sosyalist Ermeni gazeteci Hrant Dink’in bir “Kırmızı Pazartesi” cinayetine kurban gittiği Türkiye’de ve Dink cinayeti davasının tam bir rezaletle sonuçlandığı günlerde! “Faşist” gerçekten de iğrenç bir şey…

Soykırımın inkarının suç sayılmasını bir “düşünce özgürlüğü” sorunu olarak kabul edecek olursak, Dink’in de bir “özgür düşünce kurbanı” olduğu kabul etmemiz gerekecek. Ermeni soykırımı gibi bir insanlık suçunu ve bu suçu “masumlaştırarak” körüklenen “Nefret Söylemini” “düşünce özgürlüğü” olarak koruma altına alan “özgürlükçü demokrasimize” bir Ermeni değil bir milyon Ermeni kurban edilse “helal” değil mi?

Ermeni tehcirinin masumlaştırılmasının Türkiye’deki “Ermeni düşmanlığı”nı beslemenin araçlarından biri olduğu Dink cinayetiyle tartışma götürmez bir hale gelmiştir. Dink cinayetine ilişkin mahkeme kararı ise, “Ermeni Nefreti”nin sömürge tipi faşizmimizin bekası için nasıl “vazgeçilmez” bir “tutkal” olduğunu göstermiştir.(2)

Bu koşullarda 1915 Ermeni Soykırımının resmi inkarı ve toplumsal bellekteki “masumlaştırılması”nın suç sayılmasını istemekten daha doğal ne olabilir?

Yine bu koşullarda, Fransa’daki Ermenilerin Fransız devletinden “Soykırımın inkarını suç sayan bir yasa” çıkarılmasını talep etmeleri de Fransız devletinin şu ya da bu nedenle bu talebe olumlu yanıt vermesi de Türkiye’de “tartışılabilecek” bir şey değildir!

Türkiye’de tartışılması gereken asıl sorun, Türkiye toplumunun 1915 Ermeni Tehciri ile yüzleşmesini nasıl yapacağı sorunudur.

Bu yüzleşmenin önündeki en büyük engelin yeni sömürge “demokrasimiz”in faşist çekirdeği olduğu gözler önünde.

Ama gözler önünde olmayan bir şey var: Yeni sömürge “demokrasimizin”, yani sömürge tipi faşizmimizin arkasındaki oligarşinin Ermeni Soykırımı ile ilişkisi!

Mesela Eliyeşiller ve Karamehmetlerin Tarsus’taki Ermeni malları ve fabrikalarını, Berdan suyu kenarındaki topraklarını ele geçirdikten sonra kurdukları ortaklığın bugünkü Çukurova Holding’in doğuşundaki rolü ne?

Mesela Pirinçcioğlu ailesinin bugünkü “büyük turizm girişimciliği”nin temellerinde, Diyarbakır’daki Ermeni tehcirinin, bu ailenin “büyüğü” Fethi Bey tarafından idare edilmiş olmasının ne kadar payı var?

Mesela, Ege Tütün Rejisinin “yerli” yöneticisinin damadı Selçuk Yaşar’ın Pirinçcioğullarıyla kurduğu akrabalığın Yaşar Holding’in köklerine nasıl bir katkıda bulunduğu biliniyor mu?

Mesela, 1927’de “Adanalı Kayserililer”in eline geçen Simyonoğlu Fabrikasının önce işçi simsarı, sonra ortağı olan Ömer Sabancı’nın girişimcilik macerasında, kolayca kurulan bu tip irtibatların ne kadar payı oldu?

Mesela Kasapyanların Keçiören’deki bağlarının Koç ailesinin zenginliğinin doğuşuna katkısı ne oldu?

Bu soruların çok çok daha fazlasının yüz yıldır sorulamamasının nedeni, yine Kasapyan ailesinin Çankaya’daki köşkünün öyküsünde saklı olmasın?

Dipnotlar:
[1] Bu noktada not etmeliyim ki; Fransa’daki Ermenilerin “Soykırım Yasası” ve “Soykırımın inkarını yasaklayan yasa” için yürüttükleri çalışmaları, “Ermeni Lobisi” ifadesiyle küçümseyenler, bizzat bu karşı çıkış biçimlerinin “Ermeni Soykırımını inkarı suç sayan yasa” için bir gerekçe oluşturduğunu farkedemeyecek kadar hödükler! Fransa’daki Ermenilerin çok büyük bir çoğunluğu soykırım kurbanlarının mirasçıları. Soykırım inkarını yasaklayan yasaların temel gerekçelerinden biri de “soykırım kurbanlarının mirasçılarının anılarının rencide edilmesini önlemek ve güvenlik hissi sağlamak”tır. Bu gerekçenin tam olarak anlaşılabilmesi için yukarda “Ermeni” geçen yerlere “Yahudi” yazın ve tartışılanın “Yahudi Soykırımını İnkarı Suç Sayan Yasa” olduğunu düşünün.
[2] Bu karar, “sivil” faşist terörün sömürge tipi faşizmin bir organlaşması olduğunu bir kez daha anlamamızı sağlamış olmalıdır. Devletin, suçları örtbas edilemeyen faşist katiller için eskiden beri uyguladığı “ceza hafifletme yöntemleri”nin Dink davasında en utanmaz biçimlerle kullanılması bu gerçeğin sarsıcı bir kanıtıdır.