Yaptıkları yapacaklarının teminatı

Türkiye’yi önümüzdeki dönem hük(ü)medecekleri seçmek üzere 12 Haziran 2011 günü 50 milyon seçmen sandık başına gidecek. Seçimler yaklaşırken parlamentoya girme iddiasındaki partiler arasında ‘laf dalaşı’ ve ‘atışma’ olarak ceryan eden yarış geçen yıllara göre sönük bulunuyor. Ortaya atılan vaatler ve projeler yetersiz bulunuyor. Kanaat önderleri ve medya liderler arası kapışmadan, düzeysiz bulunan atışmalardan şikayet ediyor. Siyasi partilerin başkanları tabanın hassasiyetlerini okşayan konuşmalarla seçim mitinglerini geçiştiriyor. Seçmene demogoji dışında sunduklarına bakıldığında AKP’nin 8 yıllık icraatlarıyla övündüğünü, CHP’nin aile sigortası, gençler ve eğitim konusunda öne çıkan vaatler sunduğunu, MHP’nin ise seçim ‘yarışı’na hilal kart ile katıldığını görüyoruz.

Seçimler yaklaşırken okurlarımızın çok iyi bildiği bir manzarayı bir kez de hazırladığımız dosyayla ortaya koyalım istedik. 8.5 yıllık iktidarı boyunca işte AKP’nin icraatları:

İnsanca yaşayabilmek parayla

AKP iktidara geldikten sonra temel kamusal hizmetleri piyasalaştırdı. Sağlıktan bakım hizmetine, eğitimden ulaşıma yaşamak için gerekli olan tüm hizmetler metalaştı.

Okul yolu Engebeli
• Zengin ve yoksul öğrenci arasındaki uçurum büyürken, eşitsiz koşullara rağmen tüm öğrencilerin ‘eşit’ sayıldığı sınavlardaki bu adalet kırıntısı da şifre ve kopya skandallarıyla ortadan kaldırıldı.
• İktidar olduğu sekiz yıl boyunca üniversiteye giriş sınavı iki kere model değiştirdi ve YGS’ deki şifre skandalıyla da iflas etti. Yine AKP döneminde icat edilen Seviye Belirleme Sınavı ancak üç yıl uygulanabildi.
•Bir öğrenci velisinin yaptığı eğitim harcaması 2002 yılında ortalama 720TL iken, AKP iktidarı döneminde ortalama 3.131TL’ye yükseldi.
•Bakanlık bütçesinin %72’si personel ücretlerine ayrıldı. Okullar bütçe yetersizliğinden bakımsız, donanımsız ve çalışansız kaldı.
• Öğretmen açığı 263 bine çıktı. 8,5 yılda güvencesiz çalıştırılan öğretmen sayısı 100 bini atama bekleyen işsiz öğretmenlerin sayısı 350 bini aştır.
• AKP 2002’de iktidar olduğunda 2 bin 122 olan özel dershane sayısı 2010’da 4 bin 193’e çıktı.
• Değerler eğitimi adı altında din dersi yaygınlaştırıldı. Otistik çocuklara dahi verilir hale geldi. İmam hatip liselerine giden öğrenci sayısı 71 binden 198 bine çıktı.
• Üç binden fazla Din Kültürü ve Ahlak bilgisi öğretmeni okullarda yönetici oldu.

Kapıda katkı payı içeride muayeneye sınır
Sağlıkta dönüşüm programıyla sağlık alanı piyasalaştırıldı.

• Aile hekimliği sistemine geçildi. Sağlık ocakları tasfiye edildi. Koruyucu ve önleyici sağlık hizmetleri veren bu kurumlar yerine hekimleri tüccarlaştıran ve hastaları müşteri haline getiren aile hekimliği sistemine geçildi. Bu sistemle doktor başına on binlerce hasta düşüyor.
• Katılım payı uygulaması ile sağlık paralı hale getirildi. Yapılan düzenleme ile ayaktan muayenelerde alınmakta olan katılım payını SGK’ya on katına kadar artırma yetkisi verildi. Her bir yatarak tedavi için alınacak katılım payı asgari ücretin dörtte biri ile sınırlı tutulsa da tedavi bedelinin yüzde 1’i oranında katılım payı alınması öngörüldü. Düşük gelir grubu olarak tanımlanan yoksulların sağlık hizmetlerinden faydalanması kısıtlandı.
• GSS ile sağlık paralı hale geldi. GSS yasalaştı fakat prim ödemesi gereken aylık 132’teledem fazla geliri olanların tespiti yapılamadığı gerekçesiyle uygulanamıyor. İlaç ödemesinde kısıtlamalar, muayenelerin sınırlanmasına yönelik uygulamalar (bir hasta 10 gün içinde aynı branşta birden fazla doktora muayene olamıyor), diş tedavisinin kapsamının sınırlanması da bu kapsamdaki diğer sınırlayıcı uygulamalar.

Sosyal güvence herkesin hakkı olamadı
• GSS ile birlikte yasalaşan (5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu) sosyal güvenliğe ilişkin düzenlemeler 1 Ekim 2008’de yürürlüğe girdi. Bu yasa ile:
Daha fazla prim ödeyip daha geç emekli olunacak.
• Malul aylığı alma koşulları ağırlaştırıldı.
• Kız çocukları okuyorsa 25 okumuyorsa 18 yaşından sonra aileden gelen sosyal güvenceden mahrum kaldı.
• Diş tedavisinin kapsamı daraltıldı.
• Sağlık yardımlarının kapsamı daraltıldı.
• İşçilerin prim yükü arttırıldı.
• Ağır meslekler için yıpranma hakkı kaldırıldı.

Emekçinin elindekini de aldılar
AKP’nin 8. 5 yıllık icraatlarından en fazla etkilenen kesim emekçiler oldu. Çalışma hayatını düzenlemeye yönelik yasa tasarılarının ardından temel çalışma biçimi güvencesiz, taşeron çalışma oldu. ‘İş gücü piyasaları esnekleşti, gençleşti ve kadıncılaştırıldı’

İlk adım yeni İş Kanunu
• 4857 sayılı Yeni İş Yasası 10 Haziran 2003’te yasalaştı. Bu yasa ile alt-üst işveren ilişkisi yeniden tanımlandı. Esnek çalıştırma biçimleri yasalaştı, ‘çağrı üzerine çalışma’ kavramıyla yasaya girdi. Yasayla, cumartesi yarım gün izin kaldırılarak, cumartesi günü de normal çalışma günü sayıldı. Sendikalaşmanın önüne engeller koyuldu.

• Genel ve katma bütçeli kuruluşlarda, KİT’lerde ve belediyelerde çalışan işçilerin daimi kadroya alınmasını öngören 5620 sayılı yasa 21 Nisan 2007 günü ile geçici işçilerin bazılarının sözleşmeli personel statüsüne geçirilmesi, bu işçilerin toplu iş sözleşmesi ve grev hakkının elinden alınmasına neden oldu. Emekliliği hak etmiş ve belirli yaşı doldurmuş işçiler zorunlu emekliliği kabul etmek durumunda bırakıldı.

İşsizlik fonu patrona armağan olsun
• İşsizlik fonu yağmaya açıldı. 5763 İş Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun 26 Mayıs 2008 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlandı. 18 yaşından büyük ve 29 yaşından küçük olanlar ile yaş şartı aranmaksızın 18 yaşından büyük kadınların prime ait işveren hisselerinin 5 yıl süreyle işsizlik sigortası fonundan karşılanması. İşsizlik sigortası “amaç” maddesinin kapsamının genişletilmesi. İşsizlik sigortası fonunun nema gelirlerinden 1,3 milyar TL’nin GAP yatırımlarında kullanılmak üzere Hazineye aktarılması yasalaştı. 5921 sayılı Yasa ile yeni işçi alan işverenlerin, bu işçilerle ilgili ödenmesi gereken sigorta primlerinin işveren payının, işsizlik fonundan karşılanmasına olanak tanındı.

• 2008’deki değişiklikle işveren hükümlü ve terör mağduru çalıştırmak gibi bazı yükümlülüklerinden ‘azad’ edildi.

• 2010’da ağır iş kolu yönetmeliğini kaldırarak kadın ve çocuk işçi emeğinin bu sektörlerde de yoğun kullanılabilmesinin önü açıldı.

• 2011 başında çıkartılan torba yasa ile esnek çalıştırmanın farklı biçimleri de yasada yerini alarak hukuken tanınır hale geldi. Stajyer sömürüsünün önü açıldı. İşverenlerin, işsizlik fonundan yararlanmasının kapsamını genişletmek amacıyla; kısa çalışma ödeneğinin uygulama alanı genişletilerek, ödenek miktarı yeniden düzenlendi. İşverene sigorta prim desteği getirildi. 4-C statüsünün yaygınlaştırılmasının önü açıldı. Kamuda esnekleştirme zemini haz
ırlandı.

Sendikalar eridi
Taşeron sistemi klasik sendikal anlayışı eritti. AKP’nin sendika düşmanlığının da etkisiyle sendikalar eridi.
• 2002’de 3 milyona yakın sendikal işçi sayısı 2011 yılında 600 binlere kadar geriledi. Sendikala alanda gerileme yaşanırken tıpkı sermaye çevrelerinin parlayan yıldızları gibi AKP yanlısı Hak-İş ve Memur-Sen büyük bir yükselişe geçti. Memur-Sen, kamu emekçileri sendikaları arasında en fazla üyeye sahip sendika oldu.

İş kazaları arttı
İş güvencesi ve güvenliğinden yoksun çalışma yaygınlaştıkça tersanelerde, madenlerde, karayollarında meydana gelen iş kazalarında binlerce işçi hayatını kaybetti; on binlercesi yaralandı ve iş göremez hale geldi. Giderek artan iş kazaları karşısında AKP, “Kader” gibi kelimeleri tercih ederken hiçbir önlem almadı, işçi sağlığı ve güvenliği kalemini bir maliyet unsuru olarak gören, tersanelerinde işçileri kum torbası olarak kullanan, İstanbul’un göbeğinde ruhsatsız havai fişek fabrikası bulunduran patronlara ise hiçbir ceza çıkmadı.

Çiftçinin yüzü gülmedi
• Et Balık Kurumu’nun etkisizleştirilmesi, Süt Enstitüsü Kurumu’nun özelleştirilmesi, Çaykur, Şeker Fabrikaları, Sümerbank özelleştirmesi gibi özelleştirmelerle ülkenin tarımı bitme noktasına getirildi.
• Mazota yapılan zamlarla (8 yılda yüzde 50 zam yapıldı) köylü daha fazla borçlandı.
• 2010 yılında, önce canlı hayvan (Angus) ardından da et ithal etmeye başlandı.
• AKP, ülkenin gıda sektörünün tam anlamıyla uluslararası tekellerin kontrolüne geçmesi anlamına gelen ve halk sağlığını derinden etkileyecek genetiği değiştirilmiş organizma içeren gıdaların ithaline yeşil ışık yakacağını hazırladığı yasalarla gösterdi.

Doğa talanının önü açıldı
• AKP iktidarı döneminde şirketlerin toprağı, suları, ormanları talan etmesinin önü açıldı.
Sadece Karadeniz’de 700, ülke çapında 2000’den fazla HES projesine lisans verildi. Akarsu ve nehirlerin kullanım hakkı HES bahanesiyle projeyi yüklenen şirketlere devredildi.

• AKP döneminde çıkartılan yönetmeliklerle madenciliğin önü açıldı. 40 binden fazla madencilik ruhsatı sahibi şirket var. Bu şirketlerin çoğu İslamcı sermaye gruplarına ait.

• Kamuoyunda 2b olarak bilinen orman arazilerine ilişkin yapılan düzenleme ile orman arazilerinin satışının önü açıldı. 473 bin hektar orman arazisi satışa çıkartıldı.

Kadın düşmanlığı güçlendi
• AKP iktidarı döneminde kadına yönelik şiddet vakalarının sayısı yüzde 1400 arttı. Türkiye her gün 5 kadının erkekler tarafından katlediği bir ülke haline geldi.
• Başbakan’ın 3 çocuk doğurun tavsiyesi kadın için tek seçeneğin aile ve evlilik olarak sunulduğunu gösterdi. Sosyal Güvenlik kanunundaki değişiklikle kadınlara ancak bir erkeğin 18 yaşını doldurmamış kızı veya karısı olarak sosyal güvence hakkı tanıdı.
• Mayıs 2008’de onaylanan İstihdam Paketi ile işverenin kadın emekçiler için emzirme odası ve kreş açma zorunluluğu ortadan kaldırıldı. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağlı kreşler de AKP döneminde kaldırılmıştı.
• Kadınların istihdam edilme oranı 1999 yılında yüzde 25.4 iken bu rakam 2010 yılında yüzde 24’e geriledi.
‘Babalar gibi satarım’
Başbakan Erdoğan seçim gezilerinde sık sık ‘Enkaz devraldık’ benzeri söylemlerle ekonomideki ‘gelişmeleri’ TÜİK istatistiklerinden okuyor ve “Nereden nereye” diyor.
3 Kasım 2002’de iktidara gelen AKP, hükümetleri boyunca Türkiye ekonomisinde yapısal bir değişiklik olmadı. IMF ile yeni bir anlaşma imzalamayan AKP hükümetinin yürüttüğü ekonomi politikaları IMF’yi aratmadı. AKP, ithalat ve sıcak parayla büyüyen cari açığı, özelleştirmeler ve ücretlerdeki düşüşle birlikte dengelenmeye çalıştı.

• AKP hükümetleri döneminde 1990’larda kurulan MÜSİAD ile Fethullah Gülen cemaati tarafından 2005 yılında kurdurulan TUSKON üyelerinin yıldızları bir bir parladı. TUSKON, 2006’dan itibaren başta Afrika olmak üzere birçok İslam ülkesiyle ticaret köprüleri oluşturdu. En büyük 500 şirket sıralamasında MÜSİAD ve TUSKON üyesi şirketlerin sayıları her geçen gün arttı. AKP 9 yıllık iktidarları döneminde yandaş bir burjuvazi yaratmaya çalıştı. MÜSİAD, TUSKON’un yanı sıra Çalık, Zorlu, Albayrak, AKSA, İbrahim Çeçen Holding, Nurol, Cengiz Enerji, Kiler, BİM gibi yandaş şirketler de bu dönemde hızla büyüdü. Yurt içindeki önemli ihalelerin bu şirketlere verilmesinde ihalesiz proje vermeler, yandaş olmayan şirketlere vergi cezaları verilmesi gibi ‘iltimaslar’ yapıldı.

• AKP’ döneminde ekonominin lokomotifi sektörü inşaat oldu. Başbakanlık bünyesindeki TOKİ, sınırsız yetkilere kavuşturuldu. Büyükşehir Belediyeleri’ne verilen geniş kentsel dönüşüm yetkileriyle birlikte halkın gecekonduları yıkılmaya, evlerinden edilen halk da kira öder gibi TOKİ’den konut sahibi yapılmaya başladı. İnşaat projeleri genellikle AKP’li şirketleri zengin ederken büyükşehir belediyelerine de çok fazla para kazandırdı. TOKİ 8 yılda 500 bine yakın konut yaptı.

• AKP iktidarı boyunca yüzün üzerinde özelleştirme yaptı. TÜPRAŞ, POAŞ, Telekom, TEKEL, SEKA, PETKİM, THY, SEK, ERDEMİR, İSDEMİR, Şeker Fabirkaları, İDO, Sümerbank, Halk Bankası, Eti Gümüş, Bakır, Krom, Alüminyum işletmeleri, Kuşadası, Bandırma, Çeşme, Dikili, Trabzon limanları, elektrik ve doğalgaz dağıtım bölgeleri başta olmak üzere 57 kamu kuruluşu özelleştirildi. Dönemin AKP’li Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, TEKEL’in özelleştirilmesi sürecinin başında oluşan tepkilere şu şekilde yanıt vermişti: “Babalar gibi satarım.”

İleri olan demokrasi değil faşizimdi
AKP iktidarı Türkiye’nin neoliberal dönüşümünde kurucu bir rol üstlendi. Bu dönüşüm yalnızca sosyal, iktisadi ve ekonomik değil siyasi anlamda da dönüşümdü. Türkiye’de sömürge tipi faşizmin neoliberal dönüşümü AKP aracılığıyla gerçekleşti. Ergenekon operasyonları ile simgeleşen, TSK, yargı, istihbaratı kapsayan yeniden yapılandırma yasalar ve baskıcı uygulamalarla yukarıdan aşağıya örgütlendi. Dinci gerici söylem her zamankinden daha fazla öne çıktı.

• 12 Eylül 2010 Anayasa değişikliği: AKP’nin neoliberal dönüşümün son evresine girerken kurulan yeni düzenin ihtiyacı olan hukuk sistemini yaratmak için attığı ön adım oldu. Söz konusu pakette yer alan 26 değişiklik maddesinin önemli bir kısmı yargı ile AKP iktidarını bütünleştirmeye yönelikti. Bu pakette yargının özelleştirme ve piyasalaştırma sürecini sekteye uğratmasına olanak sunan ‘yerindelik denetimi’ yetkisi kaldırıldı.

• Hem basına hem muhalefete dönük baskılar arttı. Basın açıklamasına katılmak gibi en temel demokratik hakların bile kullanımını engelleyen bir niteliğe sahip. 2004 ve 2006’da değiştirilen Terörle Mücadele Kanunu (TMK) sonrası 4 bini çocuk 21 bin kişi bu kapsamda yargılandı.
• TMK, Kürt hareketini tasfiye etmek için hukuki zemin sağladı. KCK operasyonu kapsamında aralarında il ve ilçe belediye başkanlarının da bulunduğu 1381 kişi gözaltına alındı.
• Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmasıyla basına y