7 Kasım güneşi- Tufan Sertlek*

Kapitalizmin ciğerlerimizi söker gibi topraklarımıza daldığı zamanlardayız. Kendi mezarını kazar gibi sürüyor topraklarımızı, kendi ürünlerini toplamak için. Lakin tohum diye serptiği, taşeron sağlık emekçisinin yok edilen iş güvencesi, metal işçisinin çalınan emeği, tersane işçisinin dökülen kanı, yoksul köylü-çiftçinin umutsuzluğu, korkusudur.

Ancak tarih bize öğretmiştir ki, ekilen ekini kimin hasat edeceği hasat zamanı belli olur. Bu yüzden, bugünler bizim için de tohum serpme zamanıdır. Serpip kendi haline bırakmadan gözümüz gibi bakma, yeşertme, büyütme zamanıdır yaşadığımız.

Bütün gözler bu tohumlarda… Bazılarının çatlaması ve kendini göstermesi gerek. Diğerleri bunu bekliyor. Çoğu endişelerine, korkularına teslim oluyor. Bu topraklarda isyan tohumu çatlamaz, yeşermez, büyümez sanıyorlar. Yanılıyorlar, bilmiyorlar… Oysa kendileri Şeyh Bedrettinlerin, Kavel kablo işçilerinin, 15-16 Haziran isyancılarının, Tariş direnişçilerinin, 89 Baharı işçilerinin, Zonguldak madencilerinin tohuma kaçmış, toprağa karışmış halleridir.

Ve işte başladılar çatlamaya. Başka ne anlamı olabilir 4 çocuk ve bir eşe bakmakla yükümlü bir taşeron sağlık işçisinin her şeyi göze alıp örgütlenmeye karar vermesinin… Üstelik “Ev kendinizin herhalde” diyorum. “Ev de kira.” diyor, hem de İstanbul’da. Hemen duyar gibiyim aklınızdan geçeni: “Adam ne yapsın canım, başka çaresi mi kalmış?” Yanılıyorsunuz, öyle değildir. Çünkü işçi adam hesabını kitabını iyi yapar. Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak istemez. Kolay değil dört çocuk bir eş. Açlıktan ölmüyorlar ya!… 600-700 liraya İstanbul gibi bir yerde geçiniyorlar işte. Ya hiç gelmezse, ya kapının önüne konursa… Örgütlendiği için işsizliğe, yoksulluğa terk edilen onbinlercesi gibi… Bunu bilmek, kabul etmek ve buna rağmen örgütlenmede ısrar etmek…

Bunun anlamı nedir? Bunun anlamı “Adam n’apsın geçinemiyor, biraz daha yüksek ücret için sendika üyesi olmak istiyor” değildir. Bu; elektrik faturasına, televizyonda buzdolabı satmak için baldırı çıplak kadın sergileyen reklama, gazetelerin yalanına, çocuğunun öğretmeninin istediği fotokopi parasına, kredi kartındaki faize yani etrafını çeviren, onu kuşatan, boğan bir dünyaya başkaldırı halidir. Başka türlü olması mümkün mü?

Sene 2009. Sokakta çevirseniz birisini, tutsanız mikrofonu, sorsanız “Hükümete karşı, patrona karşı hakkınızı dövüşerek alabilir misiniz?” diye. Bir kişi çıkar mı “evet” diyen? O zaman nedir kafasındaki? Kendisiyle ilgili bir mevzu değildir sadece, bir toplumsal hafıza ve reflekstir onu harekete geçiren. İşçilik bilinci böyle bir şeydir. Kendisinin de geriye dönüp baktığında “ben mi yaptım bunu” diye hayretle soracağı bir değişimdir. Tohumun neme doyması, çatlamasıdır bu…

Anlaşılan o ki, önce en alttakiler çatlayacak ve toprağı yararak çıkaracak başını ve çevirecek gökyüzüne. Güneş ve suyla buluşacak, büyümek için.

İşte bu buluşma tarihidir 7 Kasım. Taşeron sağlık işçileri yurdun dört bir yanından gelerek birbirleri için güneş olacaklar, su olacaklar. Sonra serpilecekler ülkenin bütün topraklarına, birlikte yeşermek, büyümek için diğerleriyle.

Onlar yapılmazı yaptılar, olmazı olur kıldılar. Bu yolda yürünen bütün yollar 7 Kasım’da Ankara’ya çıkıyor. Taşeron sağlık emekçileri “Sağlıkta taşeron olmaz, sendikamızı istiyoruz” demek için, birer çatlayan tohum olmak için güneşe çıkıyorlar, tüm ezilenlere, emekçilere, işçi sınıfına ellerini uzatarak…

Dev Sağlık-İş Genel Sekreteri*