Türkiye ve Dünya’da gerçekleştirilen 1 Mayıs kutlamalarında işçi sınıfının ve emekçilerin birliği kazanmıştı – EMEP

Türkiye ve Dünya’da gerçekleştirilen 1 Mayıs kutlamalarında işçi sınıfının ve emekçilerin birliği kazanmıştır…

Bütün Dünya’da ve Türkiye’de gerçekleştirilen 1 Mayıs kutlamaları, işçi sınıfı ve emekçilerin krizin faturasını ödemek istemediklerini ilan ettikleri bir gün olmuştur. Kitleselliği ve yaygınlığıyla öne çıkan kutlamalar, işçi hareketinin ve sendikal mücadelenin hem dönemsel zayıflıklarını, hem de ilerleme ve güçlenme olanaklarını açığa çıkarmıştır.

2009 1 Mayıs’ında Dünya ve ülkemiz son yılların en yaygın ve kitlesel 1 Mayıs kutlamalarına sahne olmuştur.

Bu tablonun yaşanmasında, ikinci paylaşım savaşı sonrasının en şiddetli krizini yaşayan Kapitalist sistemin devletler ve hükümetler eliyle yönlendirilen (işten atma, ücret düşürme, ücretsiz izin ve esnek çalışmanın envai çeşit uygulanması vb.)saldırılarının, işçi sınıfının ana gövdesini oluşturan kesimlere yönelmesinin rolü büyük olmuştur. Fransa başta olmak üzere pek çok ülkede, sendikalar ve konfederasyonlar aralarındaki rekabeti bir tarafa bırakarak sermayenin saldırılarına karşı 1 Mayıs’ı ilk kez ortak kutlamışlardır.

Ekonomik krizin dünya ölçeğinde yapılan kutlamalarda talepleri bu derece ortaklaştırması işçi sınıfı hareketinin enternasyonal karakterini de aynı ölçüde ortaya çıkarmıştır.

Ülkemizde 100 noktada yapılan kutlamalara ise üç yüz bini aşkın işçi ve emekçi katılmıştır. Kutlamaların öne çıkan bir özelliği de, Kürt işçi ve emekçilerinin bu yılki 1 Mayıs kutlamalarına yaygın ve kitlesel olarak katılmaları ve sahiplenmeleri olmuştur. Kürt işçi ve emekçileri, sınıf kardeşleri ile birlikte 1 Mayıs’ta ekonomik ve demokratik taleplerini dile getirmişlerdir. Bu tablo, Türk ve Kürt işçi ve emekçilerin ortak mücadelesinin geleceği açısından güç ve umut vericidir.

Ancak ve ne yazıktır ki, dünyadaki eğilimin tersine ülkemizde konfederasyonlar ve sendikaların işçi ve emekçilerin birliğini gözeten değil, tersine “bölücü” bir çizgi izlemeleri, koşulları varken katılımın mevcut düzeylerde kalmasına sebep olmuştur. Öyle ki, kimi konfederasyonlar “Taksimcilik” temelli bir bölünmeyi İstanbul’la sınırlamayıp işi diğer illerde kendilerine bağlı sendika şubelerine ortak kutlamalardan uzak durmaları yönünde yazılı talimatlar göndermeye kadar vardırmışlardır.

Bu olumsuzluklara karşın sevindirici olan şudur ki; işçiler, emekçiler ve emek hareketine karşı sorumluluk duyan sendikacılar, konfederasyon ve sendika genel merkezlerinin emekçilerin birliğini ve çıkarlarını gözetmeyen, tabanın iradesini hiç dikkate almayan “tepeden dayatmacı” öznel yaklaşımlarına prim vermeyerek İstanbul ve ülkenin birkaç noktası dışında her yerde ortak kutlamalar örgütlemişlerdir. Bu durum, sermayenin saldırılarının ancak topyekün bir mücadeleyle püskürtülebileceği fikrinin tabandaki emekçiler arasında benimsendiğini göstermiştir.

Birlikten yana bu tutum, hem partimizin 1 Mayıs taktiğinin işçi sınıfı ve emekçiler tarafından sahiplenildiğini göstermiş, hem de, işçi ve sendikal hareketin yürümesi gereken yolu bir kez daha ortaya koymuştur.

Gelinen yerde konfederasyon ve sendika merkez yönetimleri sınıf hareketine kendi bulundukları mevziden değil, tabanın bu eğilimine uygun bir mevziden bakarak birleşik bir mücadele hattını örecek adımları hızla atmalıdırlar. Bununla birlikte “Taksimcilik çizgisi”nde ısrar, içinde bulunduğumuz anda da sınıfın birliğinin sağlanmasının önündeki en temel engellerden biri durumundadır. Bilmeliyiz ki, “Taksimcilik” etrafında bugün süren tartışma, işçi sınıfı ve emekçiler açısından basitçe bir “Taksime çıkıldı, çıkılmadı” , “sayı makuldü, değildi” sorununun ötesinde; işçi sınıfıyla, sınıf dışılık arasında yaşanan ideolojik bir sorundur.

1 Mayıs işçi ve emekçilerin en acil ekonomik, sosyal ve siyasal taleplerinin etrafında en geniş birliğini sağladığı bir gün olarak kutlandığı ölçüde, temsil ettiği değerlere hem tarihsel, hem de güncel anlamda denk düşecektir. 1 Mayıs’ta işçilerin birliğini sağlamayan, taleplerini gözetmeyen bir platform ne gerekçelere dayandırılırsa dayandırılsın, işçi sınıfı adına savunulamaz. “Taksimcilik” yapanların ısrarla görmek istemediği gerçek budur.

Şüphesiz ki, 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak Türkiye işçi sınıfı için bir istek olmaktan öte haktır. Ancak, sermaye hükümetlerinin ve devletin bu noktadaki baskı ve yasaklamalarını, işçi ve emekçiler kendi güçleriyle boşa çıkardıkları, birliğiyle, talepleriyle kendi platformunu egemen kıldıkları gün Taksim’de gerçek bir işçi 1 Mayıs’ı kutlanmış olacaktır. 2009 1 Mayıs’ında Taksim’de yaşananların bu durumla uzak, yakın bir ilgisi yoktur.

Günün görevlerinden uzaklaşarak, geçmişin sembollerini ve kendi duygularını öne sürenlerin ortaya koyduğu öznelci tutum ve anlayış, savruldukları sınıf dışı konumun tipik bir göstergesidir.

Taksim’de yaşananların gösterdiği bir diğer gerçek ise, hükümetin ve onun temsilcileri olarak İstanbul’un başında duran Vali ve Emniyet Müdürü’nün, bu kenti polis terörü ile yönetmeyi marifet saymalarıdır. 1 Mayıs günü Taksim çevresinde estirilen polis terörü, demokrasiden yana olan hiçbir kişi ve kurum tarafından kabul edilemez ve haklı gösterilemez. Bu uygulamaların sorumlusu olan İstanbul Valisi ve Emniyet müdürü derhal istifa etmelidir.

Bütün Dünya’da ve Türkiye’de gerçekleştirilen 1 Mayıs kutlamaları, işçi sınıfı ve emekçilerin krizin faturasını ödemek istemediklerini ilan ettikleri bir gün olmuştur. Kitleselliği ve yaygınlığıyla öne çıkan kutlamalar, işçi hareketinin ve sendikal mücadelenin hem dönemsel zayıflıklarını, hem de ilerleme ve güçlenme olanaklarını açığa çıkarmıştır.

Partimiz bu gerçeklerden hareketle, bütün birikimi ve mücadele araçlarını, işçi sınıfı ve sendikal mücadelenin hizmetine sunmaya devam edecektir.

Yaşasın işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs!
Yaşasın İşçi sınıfının birliği!

EMEK PARTİSİ (EMEP) GENEL MERKEZİ