Küresel yoksulluk ve küresel şiddet kıskacında insan hakları – Yasemin Özdek

İçinde yaşadığımız dünya düzeninde yoksulluk ve şiddet, önemini giderek arttıran kavramlar haline geldi. Kuşkusuz bu durum, yoksulluğun yayılmasıyla ve soykırım, silahlanma, savaş gibi aşırı şiddet biçimlerinin gündemdeki ağırlığını arttırmasıyla bağlantılıdır. Ne yoksulluk, ne de şiddet olgusu yenidir, ancak içinde yaşadığımız tarihsel evre, bu olguların günümüze özgü biçimlenişlerinden söz etmeyi gerektirecek ölçüde yeni özellikler taşımaktadır ve dünya sistemi gittikçe yoksulluk ve şiddetle karakterize olmaya başlamıştır. Yoksulluk ve şiddet kavramlarının güncel önemi dünya düzenindeki yapısal değişim sürecinde yatmaktadır ve yoksulluğu derinleştirip, şiddeti sıradanlaştıran tarihsel eğilim, egemen ideolojinin de ancak yoksullukla ve şiddetle “mücadele” söylemiyle meşruiyet üretebilmesini mümkün kılmaktadır.
Tarih de göstermektedir ki, kitlesel yoksullaştırma süreçlerinde yoksulluk, bizzat yoksullaştıranların söylemi olabilmektedir. 1789 Fransız Devrimi öncesinde olduğu gibi, bir yandan köylüleri yaygın biçimde mülksüzleştiren toplumun egemen sınıfları, diğer yandan yoksullara acıyan, hiç durmadan onlardan söz eden, onların hangi yöntemlerle rahatlatılabileceğini araştıran, yoksullara karşı sevecen bir yeni üslubu benimseyebilmiştir. Günümüzde de benzer bir durum sözkonusudur: “Yoksullukla mücadele”, sermaye örgütlerinin, hükümetlerin, hükümetlerarası örgütlerin yeni politikalarının “amacı” olmuştur. Yoksulluk gibi, şiddet karşıtı bir söylem de uluslararası egemen gündemde giderek daha merkezi bir yer edinmeye başlamıştır. Devletin güvenlik aygıtlarının yeniden yapılandırılarak güçlendirilme süreci, “suç” ve “terör” gibi şiddet içeren toplumsal eylemlerle mücadele amacıyla sunulmaktadır. Benzer biçimde, 21. yüzyılın savaşlarının failleri de, kendilerine “şiddet-karşıtı” bir amaçla bezendirilmiş “uluslararası terörizmle mücadele” söylemini seçmiştir.
Günümüzün küresel yoksulluk ve küresel şiddet sisteminin ana sorumlularının yoksulluk ve şiddetle “mücadele” söylemini benimsemelerinin çelişkili doğası açıktır. Bu açıklığa karşın, yoksulluk ve şiddetle mücadele adına gündeme giren yeni stratejilerin içeriklerine yakından bakmaya ve açıklanan amaçlarla tutarlılık taşıyıp taşımadıklarını saptamaya yönelik bir çaba da gereksiz değildir, hele bu stratejiler içine girdiğimiz yeni tarihsel aşamanın ve yakın gelecek için öngörülen politikaların genel özelliklerini belirlemeye de yardım edici nitelikte ise ve 21. yüzyılın başında uluslararası sistemdeki yeniden yapılanma sürecinin ipuçlarını veriyorsa.
Bu çalışmanın amacı da, uluslararası gündemi belirleyen bu iki yeni söylemin, yani “yoksullukla mücadele” ve “terörle mücadele”nin anlamını araştırmak, yorumlamak ve beraberlerinde getirdikleri programın genel çerçevesini ortaya koyabilmektir. Bu amaçla, çalışmada ilk olarak 1990’lardan bu yana geliştirilen yoksullukla mücadele stratejileri işlenecektir. İkinci olarak, şiddetin küresel boyutlarından söz edilecektir. Bu çerçevede, öncelikle “terörle mücadele” söyleminin içinde geliştiği uluslararası ekonomik-politik bağlam üzerinde durulacak, daha sonra günümüzün sermaye birikim sürecinde şiddete dayalı yöntemler ile devletin yeniden yapılanma sürecinde şiddetin rolü belirlenmeye çalışılacaktır. Çalışma, son olarak insan haklarının bugünkü durumuna dair bir değerlendirmede bulunacaktır.

Yazının devamı için

Küresel yoksulluk ve küresel şiddet kıskacında insan hakları