KESK’te yeni yönelim mi?-Mustafa Arslan*

2001 yılında 4688 sayılı yasa çıkarılırken bu yasanın örgütlenmeyi daralttığı, mücadelenin bu yasayla sınırlanamayacağı ve bu yasaya sığmayacağımız yollu söylemler vardı. Ayrıca yasaya rağmen Grevli Toplu Sözleşmeli Sendika mücadelemizin devam edeceği söylendi. Ne yazık ki yasa ile birlikte bu söylemler unutulup zaman içerisinde rafa kaldırılıp tozlanmaya bırakıldı. Daha da ötesi yasaya uyum çabaları sürüp gitti. Yasanın gerekleri konusunda gönüllü gönülsüz sürece katılındı. Böylece bu ahval içerisinde toplu görüşmelerin yedinci yılına gelindi.

Toplu görüşmelerin yedinci yılında KESK toplu görüşmelerin hukuksuz olduğunu ifade ederek (farkına vararak ) masadan ayrıldı. Arkasından rutin eylemlerle talepler dile getirildi. Kimi çevreler, masadan ayrılmanın “meydandan kaçmak” olduğunu düşünse de KESK doğru bir tavır sergilemiştir. Ancak doğru tavır tek başına yeterli değildir. Sorun bundan sonra ne yapılacağına ilişkindir. Bundan sonra ne yapılacağına ilişkin mesajlarda aynı gün verilmiştir: “Toplu görüşmeleri AİHM’e taşı” mak… Kesinlik ise Evren’in sözlerinde somutlanmıştır: “Artık bizim açımızdan hukuki süreç başlamıştır” Bunun yanında bir dizi eylem ve direniş mesajları da verilmiştir. İlk tepkisel eylemler pratikte somutlanmıştır.

Ne var ki bu tepkisel tutumun altı ne ile doldurulacak sorusunu yanıtı olacak ciddi bir eylem programı görünmüyor. Buna karşın taleplerin karşılanmaması halinde AİHM umudu ön plana çıkıyor ki; bu umut serüveni bize hiç de yabancı değil… Aslında AİHM çabalarıyla ya da tepki eylemleriyle bir adım bile atamayacağımızı mücadele sürecimiz bize fazlasıyla öğretmiştir. Bunun artık anlaşılması gerekiyor.

Ne Yapmalı

Oturulmayan o masa emekçiler büyük bir kısmı açısından meşruiyetini tam olarak yitirmiş değil. Yani diğer bir deyişle emekçiler masanın çözüm olmadığının bilincine ulaşmış değiller. Bu alanda ciddi bir bilinç bulanıklığı mevcut. Bunun aşılması gerekiyor. Masanın çözüm getirmediğinin, masaya oturmamanın gerekçelerindeki haklılığın ve gerekliliğin emekçinin bilincine çıkarılması gerekiyor. Vakit geçirmeden emekçilere toplu görüşmelerin emekçileri oyalamanın bir aracı olduğunu, görüşmelerde alınan kararların bağlayıcılığının olmadığını ve bu kararların iktidar tarafından dikkate bile alınmadığının bir program çerçevesinde anlatılması gerekiyor. Bununla birlikte Grevin ve Toplu Sözleşmenin sendikanın olmazsa olmazı olduğunun tekrar bilince çıkarılması gerekir. Ayrıca Grevli Toplu Sözleşmeli Sendika mücadelesini bir zaman dilimini kapsayan toplu görüşme süreciyle sınırlamamalıdır.

Sonuç olarak: KESK bu tavrıyla farkında olsun ya da olmasın yabancısı olmadığımız yeni bir yönelime girmiştir. Artık o masaya dönmek ya da o masada çözüm aramak gibi bir şey söz konusu değil. Ama durmak da söz konusu değil. Bundan sonra izleyeceği ya da izlemek zorunda olduğu yol: Grevli Toplu Sözleşmeli Sendika hakkı için Fiili ve Meşru Mücadele Hattıdır. Zira yeni yönelim fiili ve meşru mücadele hattını işaret ediyor. Başkaca atacak adım yoktur. Umuyoruz ki KESK bunun farkındadır.

*İzmir Eğitim-Sen 2 No’lu üyesi