“Yoksulluk Halleri” – Korkut Boratav(Cumhuriyet)

Yoksulluk Halleri , 2002’de Demokrasi Kitaplığı Yayınevi tarafından yayımlanan bir kitabın başlığı… Kitap, Cumhuriyet tarihinin en derin ekonomik krizi yaşanırken, yani 2001’in içinde büyük çoğunluğu ”yoksul kişiler” ile yapılan 160 mülakata dayanıyor. Bu mülakatlardan 34’ünün bant çözümleri hemen hemen hiç değiştirilmeden kitabın ”Yoksulluk Hikâyeleri” bölümünde yer alıyor ve kitabın üçte ikisini oluşturuyor. Kitabın ilk bölümünde ise araştırma bulgularının değerlendirilip tartışıldığı on yazı yer alıyor.

Bu çok önemli kitabı bu köşenin okurlarına tanıtmakta geciktiğimin farkındayım. Üstelik bu kısa yazıda da Yoksulluk Halleri ‘ni mercek altına alacak değilim. Araştırmacıların önemli yazılarını ve ”yoksulluk halleri” nin yoksulların dilinden anlatıldığı kesimleri hakkıyla değerlendirmek, bu köşenin sınırlarına sığmaz. Bunun yerine ben, araştırmayı yöneten, kitabın editörlüğünü yapan ve bulgular üzerindeki yazılardan üçünü kaleme alan Necmi Erdoğan ‘ın bir saptamasından hareket edeceğim ve sığ bir iktisat perspektifinin yoksulluk olgusunu ele almakta (kitaptaki yaklaşıma göre) nasıl yetersiz kaldığını göstermeye çalışacağım.

****

Necmi Erdoğan ”Giriş” kesiminde şunları yazıyor: ”Elbette günümüzdeki haliyle yoksulluk global kapitalizmin ürettiği ve kodladığı bir olgudur… [ve onu] ekonomik göstergelerle sınırlı bir biçimde çözümlemek yetersiz[dir]… Yoksulluk, ekonomik bir kategori olmanın (ötesinde) kişilerin içinde yaşadığı, anlamlandırdığı, başa çıkmak için çeşitli yöntemler geliştirdiği toplumsal bir ‘durum’ dur…”

Erdoğan, bu ifadesiyle, benim yukarıda yoksulluğa ilişkin ”sığ iktisat perspektifi” olarak değindiğim anlayışa ihtiyatlı ve kısmen örtülü bir eleştiri getiriyor. Ben de bu örtülü eleştiriyi biraz açmaya çalışacağım.

****

”Günümüzdeki haliyle yoksulluk” küresel kapitalizm tarafından mı üretilmektedir? Erdoğan’ın bu önermesini tartışmak istiyorsak önce hatırlatalım ki insanların büyük bir bölümünün ”kıt kanaat geçindiği” kapitalizm-öncesi toplum biçimlerinde bugünkü anlamıyla yoksulluk yoktu. Kavram olarak ve bir politika sorunsalı olarak yoksulluk modern kapitalizmle yaşıttır. Necmi Erdoğan ve arkadaşları ise bugünle ilgilenirken ”kendilerini yoksul kabul eden insanlar” ın giderek arttığını gözlüyorlar. Niçin sayıları artıyor? Kapitalizm yeniden ”vahşi haline” dönüşmekte olduğu; yani insanları yeniden mülksüz, güvencesiz, çaresiz hale getirdiği için… Zenginlerin daha da zenginleşmesi, varsılların giderek güçlenmesi sonunda, yoksulluk algılamaları da pekiştiği için…

****

Yoksulluğun, günümüz kapitalizminin yeni baştan vahşileşmesine bağlanması, kapitalizmin özüne dönük çok tehlikeli bir algılamadır. Bu algılamayı değiştirecek, zararsızlaştıracak bir yoksulluk kodlaması gerekmektedir. Kapitalizmin ”günahını” unutturacak en etkili kodlama, sığ, nicel ekonomik göstergelere dayandırılan bir yoksulluk tanımı inşa etmektir.

”Kişi başına gelir” en zararsız tanımdır. Bu tanımı inceltmek, derinleştirmek, hayat tarzıyla ilgili öğeler ekleyerek zenginleştirmek mümkündür. Fikret Şenses , Küreselleşmenin Öteki Yüzü: Yoksulluk başlıklı kitabında (İletişim Yayınları, 2001) bu tür ”zenginleştirme” çabalarının bir dökümünü ve değerlendirmesini yapıyor. Ancak bu ”akademik” çabalara ne gerek? Dünya Bankası ”kestirme” yoldan bir ”uluslararası yoksulluk sınırı” tanımlayıveriyor: ”Alım gücü paritesine göre 1993 fiyatlarıyla kişi başına günde 1 dolar altında gelir elde edenler yoksuldur.”

****

Bu yoksulluk tanımı basittir. Tek gereken, hane halklarının gelir düzeylerini belirleyen bir anket yapılmasıdır. Gelir dilimlerini uygun yöntemlerle ”1993 fiyatları ile dolara” çevirirsiniz; her dilime düşen hane ve kişi sayısını dikkate alarak günde 1 dolarlık gelir düzeyinin altındaki ”kelle sayısı” nı belirlersiniz.

Dünya Bankası’nın yoksulluk hesabı bu noktada son bulur. Ve gelişmekte olan ülkelerin büyük bölümünde böylece tanımlanan ”uluslararası yoksulluk sınırı” nın altında kalan nüfusun oranı verilmeye başlanır; zaman içinde çeşitli ülkelerde ve coğrafyalarda yoksulların sayı ve oran olarak artıp artmadığı izlenir.

Daha sonrası? Yoksulluk nedenlerine ilişkin kestirme teşhisler… Neo-liberal politikaların ”yoksullukla mücadele” yaftası altında pazarlanan uzantılarına saygınlık kazandırma çabaları…

****

Hemen ifade edelim ki, büyüme çağdaş ekonomilerin genel bir eğilimiyse, bu nicel yöntemle tanımlanan yoksulların uzun dönemde tarihe karışması da kaçınılmaz olacaktır.

Necmi Erdoğan ve arkadaşlarının mercek altına aldıkları ”yoksulluk halleri” ise kapitalizm var oldukça süregelecek; varsılların güçleri ve azgınlıkları arttıkça yoksullar da artacaktır.

Bu yazı Cumhuriyet Gazetesi’nin 21.12.2005 tarihli sayısından alınmıştır.